Ceza hukuku derslerinde örnek olay olarak anlatılacak bir olay.
Satıcı taş kokain diye kaya tuzu satıyor, alıcı aldığı maddenin tuz olduğunu anlayınca satıcıyı dolandırıcılıktan polise şikayet ediyor. Satıcı dolandırıcılıktan yargılanıyor ama mahkeme "hukuka ve ahlaka aykırı sözleşmelerin eksik borç niteliğinde olduğu, bu nedenle söz konusu menfaatin hukuken korunan bir menfaat olmadığı" gibi garip bir gerekçeyle dolandırıcılıktan beraat kararı veriyor.
Mahkemenin abes bir şekilde Borçlar Kanuna'na dayandırdığı beraat kararı külliyen hatalı. Dolandırıcılık suçunda menfaatin korunan ve meşru bir menfaat olup olmamasının suça etkisi yoktur. Peki bu yanlış beraat kararı sonucunda ne oldu?
1. Dolandırıcının işlediği suç ve aldığı para yanına kar kaldı,
2. Mağdurun dolandırılan parası haybeye gitti,
3. Mahkemenin saçma gerekçeli yanlış kararı görünüşe göre diğer uyuşturucu satıcılarına ilham oldu.
Nitekim aşağıdaki haberden görüleceği üzere bu beraat kararından 6 ay sonra yakalanan bir torbacı "sattığım madde uyuşturucu değildi, kaya tuzuydu" diye savunma yapmış.
https://t.co/KnagqdJ0ac
Eğer bu ikinci olayda satılan madde gerçekten kaya tuzuysa yine yukarıdaki beraat kararı bu savunmaya ilham olmuş olabilir. Çünkü birkaç liralık kaya tuzunu uyuşturucu diye birkaç yüz liraya satmak nasıl olsa dolandırıcılık suçu oluşturmuyor!
30 yaşındayım, 12 yıldır bir fiil gece, gündüz demeden çalışıyorum. Bir sürü sektörde çalıştım, okul mesleğimi de bıraktım. 6 yıldır işveren durumdayım. Balayımı da çalışarak geçirdim, cenazemi de. Eşim doğum için ameliyathaneye girdiğinde kapıda beklerken bile çalıştım. Bayram tatillerinde de çalıştım, kaza yaptığımda da çalıştım. Yorgunluktan gözüm görmez oldu, yine çalıştım. Hiç gocunmadım, gocunmam da. Şu an olduğu gibi yine çalışırım. Ama bu üstten inme kararlar artık beni bile yormaya, bıktırmaya başladı.
Türkiye gibi atmosfere sahip bir ülkede 17.002₺'lik bir maaş herhangi yaştaki bir bireye yeter mi? Yetmez. Kesinlikle yetmez. Ailesiyle yaşasa, kira ödemese, fatura ödemese, üstüne yol parası alsa da yetmez. Ancak 1-2 yıl çalışacak, kredi kartına limit edinecek de "borçlanarak" yaşayabilecek.
Enflasyonun sebebi ben değilim. Ne benim sattığım hizmet ne de bu hizmeti satarken kullandığım herhangi bir ürün enflasyon kalemleri arasına bile girmiyor. Ama sebep olmadığım bu enflasyon ilk beni eziyor.
Ben sade bir vatandaşım. Bir tane ihale almadım. Bir tane devlet kurumuna fatura kesmedim. Bir tane ayakçı komisyoncunun işini yapmadım. Alın teri dökerek, hayatımdan vererek çalıştım.
Lisede bilişim okuyan öğrencilerin, üniversitede tasarım okuyan öğrencilerin en çok istediği staj yerlerinden birisi oldum. Her bir stajyerle bizzat, tek tek, saatler, günler, geceler, aylar harcayarak ilgilendim. Her birisine devletin belirlediğinin üzerinde para verdim.
Covid başladığında tüm müşterilerime e-ticaret sitesini hediye ettim. Bazı müşterilerimin mağazalarında geceler geçirip, stok sistemini aktardım. Bir kuruş kâr etmedim. Herkes için buhran dönemiydi, benim de elimden gelen buydu, yaptım.
6 yıldır, hangi ay beklentinin üstünde kâr ettiysem tüm personel arkadaşlarıma eşit dağıttım. Yol parası zamlandı, ikiletmedim. "Hayır bu yılın bütçesi bu" demedim. Deneme süresi diye kimseyi bekletmedim. Çalıştığı gün/saat kadar herkesin emeğinin karşılığını verdim.
Ben de herkes kadar insanım. Evrende herkes kadar yer kaplayan sade bir insanım. Sabır taşırım, umut taşırım. Mutluyumdur, mutluluk da taşırım. Beni kolay kolay kimse mutsuz görmez. Taşıdığım umut, mutluluk, sabır; bana da yeter, çevreme de yeter. İyi bir insan olmayı arzuluyorum. İyi bir insan olmak için de çabalıyorum. Sistemin değdiğim her noktasını düzeltmeye çalışıyorum. Haksız, hukuksuz, adaletsiz hiçbir düzene boyun eğmeden, bir başıma da olsa doğruların ışığında kalmaya çalışıyorum. Kulağa harika geliyor belki, ama bu da benim ticari rekabet gücümü kırıyor.
Sebebi olmadığım enflasyonun sonucunu çekmek beni -bile- pes! noktasına getirtti. Sebebi olmadığım enflasyonu var edenlerden de 29 yaş altı 1 yıl Bağkur ve gelir vergisi desteği ve 1 personelin İŞKUR'dan 6 aylık maaşı dışında hiç bir destek görmedim.
Bir günde personel maliyetim bana sadece 33 gün süre tanınarak %49 artırıldı. Ben bu 33 gün süre içerisinde;
- Ya tüm hizmetlerime %49 personel maliyeti yükselişini zam olarak yansıtacağım.
- Ya hizmet kalitemi düşürecek, müşteri başına ayırdığım zamanı azaltacak, daha fazla müşterinin peşine düşecek, müşterilere büyük vaatler verecek ve küçük gerçekliklerle yetinmelerini bekleyeceğim.
- Ya hizmet kalitemi sabit tutacak, daha fazla personel yatırımı yapacak, daha fazla müşteri peşine düşecek, sisteme tam dahil olmamış bir ekibin sisteme yeni giren müşterilere hizmet sunmasını bekleyeceğim.
- Ya da kapatıp gideceğim.
1. seçeneği seçersem, enflasyonun yükseltenler alanına giriş yapıyorum.
2. seçeneği seçersem, "coğrafya kaderdir" diyor, çoğunluğa uyum sağlıyorum.
3. seçeneği seçersem, kumar oynamış oluyorum.
4. seçeneği seçersem, sanırım benden bekleneni yapmış oluyorum. :)
17.002₺'nin herhangi bir vatandaşa yeteceğine inanmıyorum.
17.002₺'nin zamsız ya da desteksiz ödenebileceğine inanmıyorum.
17.002₺'nin birçok esnafın/hizmet sağlayıcının sonunu getireceğine inanıyorum.
Enflasyonu; gider dengesini tabana yayarak çözmenin doğru bir perspektif olmadığına inanıyor, atılacak adımların -gelecekteki bir ütopyada- bu yönde atılması gerektiğini düşünüyorum.
Kiracılık ilişkisinden kaynaklanan davaların istinaf durumu:
Sulh hukuk ve icra hukuk davalarının istinaf incelemesini yapan dairelerden biri olan İstanbul BAM 36 HD’sinde son durum 👉
Dairenin 2023 yılından an itibariyle 4644 esas kaydı bulunmaktadır.
Dairenin 2022 yılından 3965 esası bulunmaktadır.
Dairenin 2021 yılından 3353 esası bulunmaktadır.
Dairenin 2020 yılından 2831 esası bulunmaktadır.
Daire, sulh hukuklarda daha 2021 esaslı dosyaların incelemesini bitirmemiş. Halihazırda 2100’lü esasları incelemekte.
Bugün istinafa gidecek bir dosya tahminen ancak 5 yıl sonra incelemeye alınır.
Bu arada bir dosyanızın incelemeye alınıp alınmadığını merak ediyorsanız veya hangi aşamada olduğunu öğrenmek için uyap avukat portala giriş yaptıktan sonra “evrak gönderme işlemleri” 👉“vekaletname işlemleri” 👉 “vekaletname/cevap dilekçesi gönderme” kısmından dosyanızın bilgilerini girerek hangi aşamada olduğunu öğrenmek mümkün.
Örnek olarak da ekran resmini ekliyorum. 👇👇👇
📌 Belirli süreli sözleşmede 10 yıl hesabı;
◾ 01.01.2007 - Sözleşme 5 yıl
◾ 01.01.2012 / Sözleşme bitim
◾ 01.01.2022 / 10 yıl uzama sonu
◾ 01.01.2023 Dava açılma başlangıcı
⚖️ Ankara BAM., 15 Hukuk Dairesi, Esas No: 2017/1386, Karar No: 2017/1531
Akılsızlığına, öfkene, pişmanlığına, kırgınlığına ve kinine destek olanı dostun sanırsın. Halbuki dostun ancak seni bunlarla yüzleştirebilen ve göremediklerini görmene vesile olabilendir...
"Acı söylemesi" de ondandır...
Rastgele kodlamalar veya kodlama hataları zamanla daha üstün bir bilgisayar oluşturmayıp sistemi bozacağı gibi genetik bilgideki değişimler (mutasyon) yeni bir gen veya tür üretmez mevcut olanı bozar.
Acemi Avukatlarda Görülen Durumlar
Acemi avukatlar uzun dilekçe yazar. Kaç yıllık avukat olduğu hiç önemli değil, 8-10 sayfalık dilekçe yazan avukat acemidir. Çünkü henüz Türkiye'deki yargı sisteminin nasıl işlediğini, hakimlerin dosyaları ne kadar okuduğunu öğrenememiştir. Eğer bir avukat gerçekten okunacağına inanarak 10-15 sayfa dilekçe yazıyorsa ya çok saftır ya da hakimlerin dosyaları nasıl ele aldığını bilmeyecek kadar tecrübesiz demektir. İddia ediyorum Türkiye'de hiçbir hakim, en idealist olanı dahi, oturup da satır satır 10 sayfalık dilekçeyi okumaz. Kısa dilekçe yazarsanız da okunacağının garantisi yok ama en azından okunma ihtimali artar. Bu yargı realitesi karşısında yazılacak dilekçeler eğer karmaşık bir konu yoksa 2-3 sayfayı geçmemelidir. Türkiye'de uzun dilekçe yazımı maalesef yaygın. Hatta avukatlık yapan bazı hukuk profesörlerinin bile 15 sayfalık dilekçeler yazdığını gördüm. Uzun dilekçe yazmak dilekçenin okunma ihtimalini düşürür. Ne kadar uzun yazarsanız dilekçenin okunma ihtimali o kadar azalır.
Uzun dilekçe yazmak ülkemizdeki yargı gerçeği bilmemek manasına gelmesi dışında ikinci bir sebeple daha acemi avukat işidir. Çünkü kısa ve öz dilekçe yazmak daha çok tecrübe ve zihinsel çaba gerektirir. Uzun dilekçe yazmak maharet değildir. Bir avukatın kelime ve cümleleri süzgeçten geçirip, gereksiz kelime ve cümle kullanmadan, tekrardan kaçınarak kısa ve öz dilekçe yazması daha çok zaman ve enerji gerektirir. Bunları yapmadan bir avukatın aklına geldiği gibi uzun bir dilekçe yazmasında bir beceri yoktur. Maharet meramını 100 kelimeyle değil 20 kelimeyle anlatabilmektir. Fransız filozof Blaise Pascal bir yakınına yazdığı uzun bir mektubu "daha kısa bir mektup yazacak vaktim yoktu" diye bitirmiştir.
Acemi avukat uzun dilekçe yazdığı halde hukuki olayı, bunun yasal dayanaklarını ve taleplerini düzgün şekilde dilekçeye yansıtamaz. Şablon dilekçe olmadan dilekçe yazmakta zorlanır, dilekçede meselenin anlaşılmasını sağlayacak ön bilgileri yazmadan olay anlatımına ortadan başlar, talepleri bazen muğlaktır, cevap dilekçesi yazıyorsa dava dilekçesindeki bazı iddiaları cevapsız bırakır, ya tutarsa hesabı dayanaksız iddia ve taleplerde bulunur, duruşmada klişe cümleler kurar bazen ne diyeceğini bilemediğinden susup adeta hakimin onun yerine konuşmasını bekler. Acemi avukat, beyanları eksik veya yanlış zapta geçen hakime ses de çıkartamaz.
Meslek ayrımı olmaksızın hukukçu kalitemiz genel olarak düşük ve büyük bir liyakat problemimiz var. Sorun hukuk eğitimiyle başlıyor. Hukuk okulları arasında ciddi kalite farkları var. Birkaç hukuk fakültesi dışında pek çok hukuk fakültesinde yeterli profesör kadrosu dahi yok. Hukuk fakültelerinde uygulamaya dönük dersler neredeyse hiç yok. Öğrenciler duruşma dersi almadan dilekçe yazmayı öğrenmeden mezun oluyor. Hukuk fakültelerinde hukuki yazım dersi olmadığı için avukatlarımızın çoğu iyi dilekçe yazamıyor, hakimlerimizin çoğu ise gerekçeli karar yazmayı bilmiyor.
https://t.co/TtQhAaGiRe
https://t.co/i97ZEPnHNm
Yeterli içerikte ve kalitede olmayan hukuk eğitimi sonrası mezunlar hiç bir sınav ve elemeden geçmeden barolara kaydolup avukat oldu. Bunların bir kısmı da fiilen avukatlık yapmasa bile sırf 3 yıl önce baroya kaydoldu ve 3 yıl kıdemi var denerek ve yeterli mesleki eğitim verilmeden hakim savcı yapıldı. Avukatların en azından etik kuralları ve disiplin kurulları var ve yanlış yapan avukat disiplin hukuku anlamında da bedel ödüyor. Ama hakim savcıların etik kuralları da yok disiplin kurulları da yok. Üstelik hakim savcı şikayetleri konusunda işleyen etkin bir şikayet ve denetim mekanizması olmadığı için neredeyse hiçbir hakim savcı şikayet edilmekten korkmadığı gibi doğal olarak yanlış işler yapmaktan da çekinmiyor. Hakim savcı kaliteniz düşük, üstüne bir de yanlış yapanın bedel ödediği etkin bir denetim mekanizmanız yoksa o liyakatsiz atanan acemi hakim ve savcılar verdikleri yanlış kararlarla çok vatandaşın canını yakar.
https://t.co/OplzHO7ajY
Dilekçenin Uzunluğu
Avukatın görevi talebini iyi bir şekilde izah etmektir. Bu izahın kaç sayfalık bir dilekçeyle yapıldığı tali bir konudur. Şekil açısından doğru düzenlenmiş, içerik açısından doğru yazılmış bir dilekçe kaç sayfa olursa olsun uzun değildir. Bir avukat dilekçeyi kısa yazmakla değil ancak doğru yazmakla övünebilir. Nitekim dilekçeler arasında sadece “iyi yazılmış” ve “kötü yazılmış” şeklinde bir ayrım yapılabilir. Bunun dışındaki tüm ayrımlar (uzun-kısa gibi) yapaydır ve yanlıştır.
Ayrıca dilekçeyi kısaltmak uğruna meramı iyi anlatamamak gibi bir riske kesinlikle girilmemelidir. Bu sebeplerle, doğru hazırlanmış bir dilekçenin uzun olması bir problem değildir. Problem dilekçenin gereksiz yere uzatılmasıdır. Gereksiz alıntılar, gereksiz kullanılan kelimeler, yanlış cümle yapısı, olayla ilgisiz vakıa anlatımları ve sürekli tekrarlar içeren dilekçe, sayfa sayısı az da olsa uzun bir dilekçedir. Böylesi fazlalıklarla dolu bir dilekçe onu okuyan kişide bıkkınlık ve ilgi eksikliği yaratacaktır. Bu da dilekçenin muhatabının “o kalabalığın” içindeki önemli noktaları gözden kaçırmasına sebep olabilir. Yaklaşımımız şu olmalıdır: Bir dilekçeye net bir yararı olmayan her şeyin o dilekçeye zararı vardır.
“Anne bugün yemek alabildik”
Bekledi, bekledi, bekledi… Sıra ona gelince yemek kalmadı. Gazzeli küçük çocuk bir başka çocuğun tenceresine döktüğü birkaç nohut tanesine bile böyle sevindi…
Suyun buz olması
Bu dönüşümün matematiğiyle beynin düşünce üretmesinin matematiği aynı: Enformasyon Matematiği
Yaşamın yapı taşının atom olduğunu düşünüyorduk;beyin nasıl zihin üretiyor sorusunun yanıtı YAŞAMIN YAPI TAŞInın ENFORMASYON olduğunu öğretiyor
Dünyanın En Büyük Mağarası Vietnam'dadır ve o kadar büyüktür ki kendine ait Nehri, Ormanı ve İklimi vardır.
@F1VietnamGP@VenomVietnam
https://t.co/sM58ifgZkK
Kocaeli'nde yanındaki kadınla lokantaya giren bir erkek, yediği dönerin içinden saç çıktığını söyleyerek verdiği paranın iade edilmesini istedi.
Dönerin yenisi ile değiştirilmesini teklifini kabul etmeyen adam, parayı aldıktan sonra lokantadan ayrıldı.
Kamera kayıtlarını inceleyen lokanta sahibi, çiftin karınlarını doyurduktan sonra adamın başından kopardığı saç tellerini ekmeğin içine yerleştirdiğini gördü.