Fark ettiniz mi bilmiyorum, insan layık olmadığı şeyi üzerinde taşıyamıyor. Bilgi fazla gelirse kibirleniyor, zenginlik fazla gelirse görgüsüzleşiyor, güç fazla gelirse başkalarını aşağılıyor. Yani özne ile edim arasında bozulan o orantıyı saklayamıyor, mutlaka sızdırıyor dışarı.
40 YAŞINDA GEÇ KALDIĞINI SANDIĞIN AMA ASLINDA TAM ZAMANI OLAN ŞEYLER
• Kas yapmak
• Yeni bir çevre kurmak
• Para biriktirmeyi öğrenmek
• İlk kez gerçekten disiplinli yaşamak
• Hayır demeyi öğrenmek
• Ülke & Şehir değiştirmek
• Yeni bir işe başlamak
• Kendine saygını geri kazanmak
20’lerinde hızın vardı.
40’ında aklın var.
Doğru kullanılırsa 40 yaş, düşüş değil;
nihayet saçmalığı bırakıp gerçek hayatını kurmaya başladığın yaştır.
Gözlerden kaybol. Para biriktir. Spor salonuna git. Gelir kaynakları oluştur. Düzen kur. Zihnini geliştir. Sonra, huzurlu bir eş bul ve birlikte bir aile kur. Fitness, finans ve aileye takıntılı bir adam ol. Başka hiçbir şeye değil.
- Selanik'i 50 çapulcuya teslim ettiler.
- Türk insanına Enver Paşa'dan daha zararlı bir insan yoktur. Rus Çarı bile yoktur.
Besim Tibuk'tan yakın tarihimize dair çarpıcı açıklamalar
Erkeklerin seviyesi, hobileriyle belli olur.
▪️ Çocuksu erkek
・Yetişkin içerik izlemek
・Koleksiyon yapma takıntısı
・Araba ve motosiklet modifiye etmek
▪️ Sıradan erkek
・Ağırlık antrenmanı
・Sauna
・Moda
▪️ Başarılı / becerikli erkek ↓↓↓
Birincisi evliliği ayakta tutan şey cinsellik değil, cinselliğin başarısızlığıyla nasıl baş ettiğinizdir.
İkincisi eğer eşinle aynı politik veya mizahi görüşteysen, bu sizin çok uyumlu olduğunuzu göstermez. Bu sadece dünyadaki aynı dehşetten kaçtığınızı gösterir. Gerçek aşk, partnerinin mizah anlayışını sevmek değil, onun en çiğ, en şapşal, en komik olmayan ve hatta en utanç verici anlarına bile katlanabilmektir.
Ve nihayet üçüncüsü...
Sen kök ailenden asla tamamen ayrışamazsın. Evlendiğinde sadece o kişiyle evlenmezsin,
onun bilinçaltındaki anne ve baba figürleriyle, yani o hayaletlerle de evlenirsin.
Evlilikteki en büyük kavgaları düşün. Eşine bağırdığında aslında ona mı bağırıyorsun? Hayır. Sen aslında 5 yaşındayken sana o oyuncağı almayan babana bağırıyorsun. Eşin de sana cevap verirken kendi annesinin savunma mekanizmasını kullanıyor. Yani yatak odasında sadece iki kişi yoktur, arkada kayınvalideler, kayınpederler ve onların travmalarından oluşan devasa bir seyirci kitlesi vardır.
Kısacası, evlilik, bu üç kriz alanına rağmen ve hatta bu krizler sayesinde partnerinle birlikte acı çekmeyi kabul ettiğiniz, radikal, neredeyse mazoşistçe bir bağlılık biçimidir. En güzel yanı da budur.
Gençler için 10 maddelik yaz tatili önerisi yazdım:
1. Bir defteriniz olsun. Deftere yazın. Word belgesi bilgisayarda kalır, defter sevdiklerinizde. Şimdi özenle tuttuğunuz defter, elli yıl sonra çok daha değerli olacak.
2. Güzel bir dolma kalem alın. Dolma kalemle yazmanın her yaştan insan için olgunlaştırıcı bir etkisi olduğuna inanıyorum. Kıymet vermeyi, özen göstermeyi öğreneceksiniz. Kıymetli bir nesneyi cebinizde taşımanın, çıkarıp onunla yazı yazmanın hazzını yaşayacaksınız.
3. Her gün bir şeyler yazmayı alışkanlık hâline getirin. Yazdıklarınızın edebî olması gerekmiyor. O gün yaşadıklarınıza dair küçük notlar... Belli bir konuda günlük tutabilirsiniz. Ben kelime günlüğü ve çağrışım günlüğü tutuyorum. Kelime Günlüğüm (Kalbin Leylak Saati) kitap olarak yayımlandı. Yazdıkça dilinizin düğümü çözülecek, her geçen gün daha iyi yazacaksınız.
4. Kitap karıştırın. Bunun en iyi yolu sahaf gezmektir. Yanınıza bir arkadaşınızı da alarak şehrinizdeki sahafları gezin. Ekranlardan uzaklaşın böylelikle, kâğıda dokunun. Merakınızı ateşleyecek arayışlara yönelin. Yıllar önce basılmış kitapları, dergileri karıştırın. Ansiklopedi, atlas, eski dergiler, fotoğraf albümleri, müzayede katalogları... Eski telefon rehberlerinden bile ilginç bilgiler edinebilirsiniz.
5. İyi bir usta bulabilirseniz çırak durun yanında. Marangoz, kuyumcu, mücellit, saat tamircisi, terzi, ney ustası, sahaf… Nesnelerin inceliklerini öğrenirsiniz. İnsan tanırsınız. El beceriniz gelişir.
6. Herkesin okumadığı, popüler olmayan kitapları okuyun. Belli bir alana has kitaplar. Bitkilerin dünyası, kuşlar, böcekler, eski uygarlıklar, müzik, sayıların gizemi, günlük eşyaların antropolojisi…
7. Usta yönetmenlerden birinin daha önce izlemediğiniz bir filmini sessize alarak izleyin. Görsel algılarınız gelişecektir. Ses olmayınca pek çok ayrıntıyı fark edeceksiniz. Bu, dikkatinizi artıracaktır.
8. Fotoğraf çekin. İster telefonla ister fotoğraf makinesiyle. Fotoğraf makinesi olursa daha iyi olur. Nesneler, gölgeler, yüzler, binalar, bitkiler, ağaçlar, bulutlar… Bir konu seçin ve arayın çekeceğiniz fotoğrafı.
9. Kaligrafi, hat dersleri alın. Yazınızın güzel olması öz güveninizi artıracaktır.
10. Bilmiyorsanız hemen 10 parmak klavye kullanmayı öğrenin. Ekrana bakmadan hızlıca yazabilmek ileride çok işinize yarayacak.
@gencdergi Haziran 2024 sayısında yayımlandı.
İnançlı olduğu için kendisini seçilmiş, kurtarılmış sanarak inançsız insanları yargılayan her birey inançlarını..
..inançsız olduğu için de kendisini zeki, farklı ve aşmış görerek inançlı insanları aşağılayan her birey de kişiliğini sorgulamalıdır.
Su akmaya devam ettiği sürece sudur. Akmadığında, bataklığa dönüşür. Aynı şey insan için de böyledir. Olmaya devam ettiği sürece insan, canlıdır. Olmayı bıraktığı an; kendine yaklaşmayı bıraktığı, kendi sesini dinlemeyi bıraktığı, kendi sınırlarını korumayı bıraktığı an; içinde bir yerde çürümeye başlar. Bu çürüme ilk başlarda dışarıdan görünmez. Ama bir gün, aynaya bakar ve kendine şunu söyler: “Bu kişi ben değilim.”
Bir erkeğin hayatında öncelik vermesi gereken 5 şey;
1. Para kazanmak.
2. Spor salonuna gitmek.
3. Amacını takip etmek.
4. Sevgiye dayalı bir aile kurmak.
5. Allah’la ilişkisini düzeltmek.
Bu, depresyondan çıkışın tek yoludur.
🔵 Mert Başaran:
▪️ "Gençler şunu çok söylüyor: 'Bir daha mı 25 yaşına geleceğiz?' Doğru, gelmeyeceksin. Ama bir daha 45 yaşına da genç bir bedenle gelmeyeceksin."
▪️ "50 yaşına borçsuz gelme şansın da olmayabilir. Gençlik sadece gezmek için değil, temel atmak için de var."
▪️ "25 yaşında iyi arabaya binmek, 30 yaşında güzel yaşamak, 45-50 yaşından sonra da yokluk çekmemek istiyorum. Böyle bir denklem yok."
▪️ "Hem bugün her şeyi harcayıp hem de yarın rahat etmek istiyorsan, bir yerde sistem bozulur."
▪️ "Ben hiç harcamayın demiyorum. Ama önce paranızı büyütün."
▪️ "Para büyüdükten sonra istediğiniz yere gidin, istediğiniz yemeği yiyin, istediğiniz tatili yapın."
▪️ "Ama daha ortada sermaye yokken her şeyi tüketirseniz, gelecekte seçeneğiniz kalmaz."
▪️ "Önce parayı büyüt, varlık sahibi ol. Sonra ye, iç, gez."
▪️ "Ama cebinde hiçbir şey yokken 'hayatı yaşayacağım' diye sürekli harcarsan, bir gün hayat seni yaşamaya başlar."
Bir dilenciyle bir yazarın ortak noktası ne olabilir?
Jack London'dan yazarlık dersleri...
Bir dilencinin başarısı, hikâye anlatmaktaki yeteneğine bağlıdır. Her şeyden önce hiç vakit kaybetmeden, dilencinin kurbanını “pençesine alması” gerekir. Ondan sonra, pençesine aldığı kurbanının kişilik ve yaradılışına seslenebilecek bir hikâye anlatmalıdır. İşte işin asıl zor yanı da burada başlar; dilenci, kurbanını yakalar yakalamaz hikâyeye başlamak zorundadır. Hazırlanmak için kaybedecek bir dakika bile vakti yoktur. Bir şimşek gibi, kurbanının ne yaradılışta bir insan olduğunu tahmin edip, onu canevinden vuracak bir hikâyeyi hemen o anda uyduruvermelidir. Başarı kazanmak için, ipsizin bir sanatçı olması gerekir. Kendiliğinden ve anında bir şeyler yaratabilmelidir, üstelik de yaratacağı şeyi kendi imgeleminin haznesinden seçeceği bir tema üzerinden değil –erkek, kadın ya da çocuk, sevimli ya da sevimsiz, cömert ya da cimri, uysal ya da aksi, beyaz ya da siyah, dindar ya da dinsiz, ırkçı ya da ırkçı olmayan, kibar ya da kaba saba her ne olursa– kapıyı açan kimsenin yüzünde okunduğu tema üzerine kurmalıdır. Hikâye yazarı olarak kazandığım başarının büyük bölümünü, serserilik günlerimdeki bu eğitime borçlu olduğumu düşünmüşümdür çok kere. Yaşamamı sağlayan yiyeceği elde edebilmek için gerçek izlenimi bırakan hikâyeler anlatmak zorundaydım. Kısa hikâye sanatı üzerine yetkili herkesin teslim ettiği, hikâyelerimdeki inandırıcılık ve içtenlik niteliklerini, arka kapıların eşiklerindeki amansız bir sıkıntı geliştirmiştir. Ayrıca beni gerçekçi bir yazar yapan şeyin de serserilikteki çıraklık günlerim olduğu inancındayım. Gerçekçilik, insanın mutfak kapısı eşiğinde, bir lokma ekmekle değiş tokuş edebileceği biricik malıdır.
Sonuçta sanat dediğimiz şey mükemmel bir ustalıktır, ustalık da pek çok “hikâyeyi” kurtarır.
— Haytalarla Çolpalar, Jack London