📚 Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından, Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilal Kemikli editörlüğünde hazırlanan "Gönül Coğrafyamızın Şaheseri: Mevlid ve Tercümeleri" kitabı okularla buluştu https://t.co/1Oj5qh1Ox7
De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevimli ise, artık Allah’ın (azap) emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, (yoldan çıkmış) fasıklar topluluğunu doğru yola erdirmez.”
(Tevbe, 24)
Hat: Fatih Özkafa
Tezhip: Hale Nur Bakkal
KUDEM Koleksiyonu
(115x95 cm)
Ruhi Çenet videosu üzerinden Yahudiler daha iyidir siyonist Yahudilerden gibi bir algı yapılıyor.
Kuran bize tüm Yahudilerin ne “mal” olduğunu anlatıyor sadece sşyonist Yahudileri kötü olarak kodlamak Kurani bir metod değildir bu da bir algı yönetimidir.
İster siyonist olsun ister siyonist olmayan Yahudi olsun bunlar islam düşmanıdır, insanlık için problemdir peygamber katilleridir.
“İnsanlar içinde mü’minlere en şiddetli düşmanlık besleyenlerin yahudiler ve Allah’a şirk koşanların olduğunu görürsün”
Maide 82. Ayet
“Değmez denî dünyaya”
Hat: Fatih Özkafa
Tezhip: Yasin Urhan
Bu çalışmayla verilmesi hedeflenen mesajlardan birincisi ibarenin kendi manâsıdır; yani bu denî (alçak) dünya için bu kadar çabalamaya ve kendimizi yıpratmaya değmez.
İkincisi ise paradoksal biçimde ibarenin anlamıyla çelişiyormuş gibi görünen eser verme çabasıdır. Yani böyle bir ibare için celî sülüs istif ve ayrıca tezhip de yapılmıştır. Çünkü bu denî dünya için değmese de bize düşen vazife, işimizi baştan savmadan, gerekli ihtimam ve titizlikle yapmaktır vesselâm…
Garibnâme
“Türk diline kimse bakmaz idi, Türklere hergiz gönül akmaz idi.
Türk dahi bilmez idi bu dilleri, İnce yolu ol ulu menzilleri.
Bu Garibname eğer Gönül geldi bile, Kim bu dil ehli dahi mana bile,
Yol içinde birbirini yermiye, Dile bakıp manayı hor görmeye,
Ta ki mahrum kalmaya Türkler dahi, Türk dilinden anlayanlat ol haki.”
Bir göz sahibine nasıl düşmanlık eder?
Göz niye sahibine düşman olsun?
Akıl ve mantık, gözün sahibine düşmanlığını kabul etmez. Böyle bir şey düşünülemez bile.
Ancak şair Niyazî-i Halvetî gördüğü şeylerden ders almasını bilmeyen gözün, sahibinin başının üzerinde taşıdığı düşmanı olduğunu söyler.
Bir göz ki anın olmaya ibret nazarında
Ol düşmanıdır sahibinin baş üzerinde
Nefis bir tespitte bulunmuş Niyazî-i Halvetî, rahmet olsun.
Ezberlenmesi ve sık sık hatırlanması gereken bu beyte göre gördüğünden ibret almayan göz, vazifesini yapmıyor demektir. Her gördüğümüzden ders çıkarmalı, ibret almalıyız. Zira hayatta hatalar da doğrular da hep tekrar ediyor. İbretle bakan göz doğru olmadığını bildiği halde hatayı tekrar eder mi?
Eski fakat eskimeyen..
“Anadolu’da İslamiyet” Türkiyat araştırmalarının büyük ismi Fuad Köprülü’nün bir asırdan fazla zaman önce Franz Babinger’in aynı konulu makalesine reddiye sadedinde kaleme aldığı üç makalenin kitaplaşmış hâlidir.
Değerli dostlarım, bu bir kamu hizmetidir! Bu hizmetin daha fazla kişiyi ulaşması için RT yapabilirsiniz. 🌸
Türkiye Bilim Akademisinin (TÜBA) birçok yayınına aşağıda vereceğim linkten ücretsiz ulaşabilirsiniz.
Saygılarımla...
https://t.co/362d4tLasd
Sabah bu beyit dilime geldi. Öğrenciliğimizde bir süre aynı evde kaldığımız Ahmet Kanlıdere çok söylerdi. Gövsa "Mesel olmuş yabancı sözler ve eski mısralar" diye lûgat ve ansiklopedisine almış.
Erişir menzili maksuduna âheste giden
Tiz(i)-reftar olanın pâyine damen dolaşır.
(Ağır ağır giden varmak istediği yere erişir, acele gidişli olanın ayağına eteği dolaşır, demek olan bu beyit yersiz acelenin zararını anlatmak üzere kullanılır.)
TBMM Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda; yükseköğretim sistemimizin niteliğini güçlendirmeyi, akademik yapıyı geliştirmeyi ve gençlerimizin geleceğine daha sağlam bir zemin hazırlamayı amaçlayan Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifimizin görüşmelerini gerçekleştirdik.
Bilginin, bilimin ve eğitimin Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda daha güçlü bir yapıya kavuşması için; ortak akıl, sorumluluk ve kararlılıkla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Kanun teklifimizin yükseköğretim camiamıza, gençlerimize ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum.
@tbmmresmi@TurkgunGazetesi@benguturktv
Osmanlı’da ve Osmanlı Medreselerinde En Çok Okunan Kitaplar
Halk arasında okuma faaliyetinin daha çok toplu olarak yapıldığını bildiğimiz Osmanlı’da Mevlid, Muhammediye, Mesnevi, Envâru’l-Âşıkîn, Mızraklı İlmihâl, Hz. Ali Cenkleri, Ahmediye gibi kitapların çok okunduğunu biliyoruz. Ancak bu gönderinin konusu medresede okunan kitaplar olacaktır. Alıntı yapılan makaleler ve görselleri gönderinin sonundadır. Gönderi genel ve dağınık bilgilerden oluşup aşinalık oluşması amacıyla hazırlanmıştır.
Osmanlılar, Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün kurduğu Nizamiye Medreseleri'ni numune alarak medreseler kurdu. İlk Osmanlı medresesi, İznik'in fethini müteakip 1330 senesinde Orhan Gâzi'nin vakfı olarak kuruldu. Sonra fethedilen her şehirde benzeri vakıf medreseler açıldı.
İstanbul'un fethinden sonra Sultan Fâtih burada kendi adını taşıyan medresesini yaptırdı. Bununla Osmanlı medreseleri kemâlini buldu. Sonraki padişahlar tarafından yaptırılan medreselerde hep Fâtih medresesi örnek ve esas alındı. Sultan II. Bayezid ve Kanunî Sultan Süleyman'ın kendi adlarını taşıyan medreseleri ile de, tedrisat sistemi en son şeklini kazandı.
Osmanlı medreseleri, talebe sayısının 20'ye ulaşmadığı seviyeye göre eğitim ve öğretim faaliyetinin yürütüldüğü kitap geçmenin esas alındığı derslerin sık sık tekrarlada ve karşılıklı milnakaşalarla takrir edildiği ve ezberci bir yöntemin benimsendiği kurumlardı. İlgili dersleri okuyan ve imtihanlarda başarılı olanlara temessük denilen ve yüksek dereceli bir
medreseye girmesini sağlayan mezuniyet belgesi verilirdi. Medreselerdeki örgün eğitim genel olarak haftada 5 gün olduğu ifade edilmekle birlikte Cuma ve bayram tatilleri dışında her gün ders yapıldığı veya önceleri sadece Salı ve Cuma günleri tatilken Molla Fenari’nin, öğrencilerin Teftazanî’nin eserlerini okuma ve istinsahları için bunlara Pazartesi gününü de ilave ettiği kaydedilir.
Fâtih Medreseleri yapılınca, ülkedeki medreseler, müderrislerin yevmiyesine göre yirmili (Hâşiye-i Tecrid), otuzlu (Miftâh), kırklı (Telvîh), ellili (hâric ve dâhil) olmak üzere tasnife tâbi tutuldu. İstanbul medreselerinde tedrisat şu safhalarda görülür: Sıbyan mektebinden sonra yirmili, otuzlu ve kırklı medreselerde veya hususî hocalarda muhtasarât denilen başlangıç derslerini gören talebe hâric medreselerine gelir. İbtidâ-ı Hâric ve Hareket-i Hâric olmak üzere iki kısma ayrılan bu medreseler, ortamektep seviyesindedir ve taşralarda da vardır. Sonra lise seviyesindeki dâhil medreseleri gelir. Bunlar da İbtidâ-ı Dâhil ve Hareket-i Dâhil olmak üzere iki kısımdır. İstanbul'da ve taşralarda bulunur.
Dâhili bitiren talebe, isterse imamlık veya ilkmektep muallimliği yapabilir; yahud da adliyeye intisab edip staj ve imtihandan sonra kâdı nâibi olabilir. Eğer tahsiline devam etmek istiyorsa, Fâtih Külliyesi'ndeki Mûsıla-ı Sahn (Tetimme) Medresesi'ne devam eder. Bunlar yüksek tahsile talebe hazırlayan bakalorya seviyesindeki hazırlık mektepleridir.
Tahsiline devam etmek ve yüksek mevkilere gelmek isteyen talebe, Sultan II. Bayezid'in yaptırdığı Altmışlı Medresesi'ne; burayı da bitirdikten sonra Kanunî Sultan Süleyman'ın kurduğu ve Süleymâniye Medreseleri'ne devam edilebilir. Süleymâniye Medreseleri'nin en üst basamağında Dârülhadîs bulunur. Burası, lisansüstü tahsil veren bir müessesedir. Süleymâniye Medreseleri aynı zamanda ordunun tabib, cerrah, mühendis ihtiyacını karşılamak için kurulmuş yüksek fen fakülteleridir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan son dönemlerine kadar tahta çıkan padişahların tasvirlerini içeren önemli bir görsel kaynak olan “Tesâvîr-i Selâtîn-i Osmâniyye” albümündeki minyatür çizimlerden örnekler aşağıda görülmektedir.
Eser, Osmanlı Hanedanı’nın görsel tarihini kronolojik olarak sunma amacıyla hazırlanmıştır ve Sultan II. Mahmud dönemine kadar olan padişah portrelerini barındırır. Minyatür sanatı geleneği içinde, padişahların hükümdarlık alametleri, kıyafetleri ve taht duruşları gibi sembolik detaylara dikkat çekilerek hazırlanan bu tasvirler, hem sanatsal hem de tarihsel birer belge niteliği taşır.
Albüm, Bezmiâlem Vâlide Sultan vakfına ait koleksiyonun bir parçası olarak günümüze ulaşmıştır.