Öğretmenin görev tanımında olmayan işleri yapmasını bakın öğretmenler böyle çalışıyor diye sunuyorsunuz sonra herkes öğretmenden her işi bekliyor öğretmenin görev tanımını tekrar okuyup işinizi yapın.
Millî Eğitim Bakanlığını gerçekten tebrik etmek gerekiyor!
“Eğitim çalışanları önlük giyecek” diyerek eğitim çalışanlarının mesleki itibarını tartışmaya açmayı başardınız.
Bugün eğitimle hiçbir ilgisi olmayan insanların bile sosyal medyada eğitim çalışanlarının kıyafetini tartışmasının sorumlusu eğitim çalışanları değil, bu uygulamayı gündeme getiren anlayıştır.
Dünyada eğitim kalitesini önlük üzerinden tartışan kaç ülke var, doğrusu merak ediyoruz.
Eğitimin sorunları dağ gibi dururken gündemi önlüğe indirgemek; öğretmenin, akademisyenin ve tüm eğitim çalışanlarının gerçek meselelerini gölgelemektir.
Eğitimcinin itibarı kıyafetle değil; emeği, bilgisi, özgürlüğü ve mesleki saygınlığıyla korunur.
#önlük #eğitim #öğretmen #öğretmenler #eğitimsorunları
*Tapu binasına girince kim memur anlamıyorum. Yerinde anlıyorum ama
* Hastane bahcesinde doktor kim anlayamıyorum. Muayenede anlıyorum.
* Hatta kaymakam kim makama girene kadar anlamıyorum.
Ama tüm sorun öğretmen kim anlamamak ☺️
Kim ezberletti bunları size...
23 yıllık öğretmenim. Mesleğimin ilk yıllarında, özellikle ilkokul öğretmenleri önlük giyerdik. Açıkçası bununla da hiçbir problemimiz yoktu. Çocuklarla çalışırken üzerimiz kirlenmesin, kalemimiz silgimiz cebimizde olsun diye önlük oldukça kullanışlıydı.
Ama bugün tartıştığımız şey önlük değil, zorunluluk.
Kendi dönemlerinde kamu çalışanlarının kılık kıyafetiyle ilgili birçok sınırlamayı kaldırıp daha geniş bir serbestlik getirenler, bugün dönüp öğretmene yeniden “nasıl giyineceğini” tarif etmeye çalışıyor.
Oysa 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na dayanılarak çıkarılan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik zaten kamu çalışanlarının kılık kıyafetiyle ilgili esasları düzenliyor. Yani öğretmenin nasıl giyineceğine dair mevzuat zaten ortada.
Buna rağmen bugün yeniden öğretmenin kıyafetini şekillendirmeye çalışmak, ister istemez “Neden?” sorusunu akla getiriyor.
Ben burada şunu sorguluyorum:
Öğretmenin mesleki yeterliliği kıyafetinin boyuyla, koluyla, önlüğüyle mi ölçülür?
Ben zaten önlük giyen bir öğretmendim. Ama şimdi “zorunlu” denildiği için giymek istemiyorum. Çünkü mesele artık önlük değil; tercih hakkı.
Ve yalnız değilim. Benim gibi düşünen, “Bırakın öğretmen ne giyeceğine kendisi karar versin” diyen çok sayıda öğretmen var.
Üstelik bugün öğretmenin konuşulması gereken çok daha ciddi meseleleri var.
Açıklanan yoksulluk sınırının altında kalan maaşlarla geçinmeye çalışan öğretmenler var.
Atanmayı bekleyen, yıllarca emek verip sınavlara giren binlerce genç öğretmen var.
Okullarda hâlâ klima sorunu var. Güvenlik sorunu var. Öğretmenin öğrencisine ayıracağı zamanı azaltan evrak yükleri var.
Daha çözülmesi gereken onlarca gerçek problem dururken biz yine dönüp dolaşıp öğretmenin kıyafetini konuşuyoruz.
Öğretmenin önlüğüyle uğraşmak kolay…
Keşke biraz da öğretmenin geçim derdiyle, çalışma şartlarıyla, atanamayan gençlerin geleceğiyle ve okulların gerçek sorunlarıyla uğraşılsa.
Çünkü öğretmenin nasıl göründüğünden önce, hangi şartlarda çalıştığına bakmak gerekiyor.
Ve 23 yıllık bir öğretmen olarak söylüyorum:
Bırakın öğretmen ne giyeceğine kendisi karar versin. Siz öğretmenin ne yaşadığına bakın.
Eski Twitter timeline'ını özlemek... Algoritmanın seni manipüle etmediği, herkesin kronolojik sırayla saçmaladığı, Mavi Tik'in para ile satılmadığı ve ana sayfanın nefret söylemiyle değil mizahla aktığı o altın çağ. Sosyal medyanın son gerçek mahalle ortamıydı.
Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgeler toplam nüfusun yaklaşık %14’ünü oluşturuyor; vergilerin kabaca %4’ü bu bölgelerden tahsil edilirken, kamu harcamalarının yaklaşık %20’si bu bölgelere yapılıyor.
Yani Kürtler ülkeye 1 verirken 5 alıyor.
Daha nasıl eşit olunacak, anlayamıyorum.
Branşımda 71-78 puanla Adana'ya il emri atanırken, Doğu'da 300+ puanla bekleyenlerin hakkı gasp ediliyor. Bu plansız sistem normları kilitliyor, emeği öldürüyor. Liyakat ve hizmet puanı esas alınmalı.
@Yusuf__Tekin@cftcblnt@YilmazzGuney İL EMRİNE HAYIR, ADİL TAYİNE EVET!
Eğitim öğretim yılına hazırlık ödeneği önceleri kurban parasına denk gelirken, şimdi üçte birine dahi denk gelmiyor.
Yemek ödeneği yok.
Ulaşım ödeneği yok.
Kıyafet ödeneği yok.
Bayram ikramiyesi yok.
En azından 1 asgari ücret kadar hazırlık ödeneğimiz olmalı.
Sınıf öğretmenleri ek derslerini her ay en az 12 saat eksik alıyor. Buna dur demek için tüm sınıf öğretmenleri tek ses olmalı.
Sınıf öğretmenliği de tıpkı Türkçe öğretmenliği, Fen Bilimleri öğretmenliği gibi bir branş öğretmenliğidir.
Bu yüzden maaş karşılığı 15 saat olmalıdır.
Bir kamu hizmeti olan eğitimin çöküşünü görmezden gelip "ev satın, çocuk okutun" diyerek bireysel fedakarlık reçetesi yazmak vicdana sığmaz.
Mesele ailelerin yeterince fedakârlık yapmaması değil, bir zamanlar belirli bir niteliğe sahip olan eğitim hizmetinin artık yerlerde sürünmesidir. Son yirmi yılda, başta devlet okulları olmak üzere, eğitim giderek planlı olarak vasatlaştırıldı.
Üstelik "iyi okulları" kazanan gençleri de mezun olduklarında daha iyi bir gelecek beklemiyor. Bu çocuklar işe başladıklarında emeklerinin ve niteliklerinin karşılığını alamıyor. Bu yüzden ailelerin yaptığı fedakarlık çoğu zaman kendi çocuğunu ülkeden uğurlamakla sonuçlanıyor. Sorun yalnızca eğitimin niteliğinin düşmesi değil, bu ülkede niteliği ödüllendiren bir ekonominin daha doğrusu sistemin kalmamış olmasıdır.
Cumhuriyet'in ilk yıllarından 2000'li yıllara kadar amaç da izlenen politikalar da bu yüzden farklıydı. Aileler varını yoğunu satmıyor, devlet kendi öğrencisini kendi kaynağıyla gerektiğinde dünyanın en iyi kurumlarına gönderiyordu. Bugün ihtiyacımız olan, vatandaştan bir fedakarlık daha beklemek yerine, milli eğitim politikasını Cumhuriyet'in kurucu ilkeleri ışığında yeniden kurmaktır.
Öğretmenlerin tatilini diline dolayanlara, arkadaşlar inanın bana o mental zorluğu toparlamak için 2 ay az bile. Güzelce dinlensinler ki evlatlarımıza ve memleketimize en verimli halleriyle geri dönsünler.
ÖSYM'den tartışılan "15 dakika kuralı"na net yanıt: Taviz yok
"Uygulamadan neden vazgeçilmiyor?" sorusuna ÖSYM'nin verdiği yanıtlar şöyle:
1️⃣ Cevap kağıtları kişiye özel basılıyor, salon değişemez.
2️⃣ Başkasının yerine sınava girme (joker) riski doğar.
3️⃣ Kasıtlı geç kalınıp, aynı salonda kopya organizasyonu yapılabilir.
4️⃣ Geç kalanlara ayrı sınav yapmak, puanlama adaletini bozar.
5️⃣ Vaktinde gelen adaylara haksızlık olur, güven zedelenir.
6️⃣ Kuralı esnetmek kaosa yol açar; bu bir ceza değil, ihmalin sonucudur.
MEB eski arttırımlı puan sistemini kaldırdı ama yerine güçlü başka teşvik koymadı, zor bölgede çalışana:
daha yüksek maaş,
kira desteği,
erken tayin avantajı,
ek izin,
lojman
gibi şeyler vermeden sadece puanı budarsan millet doğal olarak “ee ben niye burada sürünüyorum?” diyor.
@tcmeb Zorunlu hizmetini yapmamış afla zorunlu hizmetten muaf tutulmuş personel öncelikle olacak şekilde iller arası rotasyon gündeme gelmedi, doğudaki öğretmen senelerdir tercih dahi yapamıyor, fedakarca doğuda çalışan öğretmen tükendi, diğer memuriyetlerdeki gibi rotasyon şart artık.