1. CAMBIAR DE OPINIÓN CUANDO CAMBIAN LOS HECHOS.
La persona inteligente no se casa con sus ideas: las utiliza mientras sirven y las abandona cuando aparece una explicación mejor.
Defender un error por orgullo no es firmeza. Es permitir que tu pasado decida por ti.
BİRİ SENİ KÜÇÜK DÜŞÜRMEYE Mİ ÇALIŞIYOR?
Sana laf sokuyor, sonra da “Şaka yaptım ya.” diyerek geri mi çekiliyor?
Sürekli seni savunma yapmaya zorlayıp konuşmanın kontrolünü mü ele geçiriyor?
Sakin ol.
Onun kurduğu oyunda kendini açıklamayacaksın.
ÇERÇEVEYİ DEĞİŞTİRECEKSİN.
Hayatta bazı insanlar açıkça saldırmaz.
Çünkü açık saldırının bir bedeli vardır.
Onun yerine seni kalabalığın içinde küçümser, üstü kapalı suçlar, başkalarının arkasına saklanır veya karar vermen için baskı kurarlar.
Sonra tepki gösterdiğinde:
“Çok alıngansın.”
“Yanlış anladın.”
“Herkes böyle düşünüyor.”
derler.
Şimdi bunların teker teker fişini çekelim.
Biri sana şaka adı altında laf mı soktu?
Sakın hemen sinirlenip kendini savunma.
Sadece şunu sor:
“Nesi komik? Açıklar mısın?”
Sonra sus.
O: “Sen de sonunda adam oldun hahaha.”
Amatör: “Ne alakası var oğlum, ben zaten…”
Profesyonel: “Tam olarak nesi komik? Açıklar mısın?”
O anda bütün masa susar.
Çünkü gizli hakaret, BELİRSİZLİK içinde güçlüdür.
Açıklanmak zorunda kaldığında bütün pisliği ortaya çıkar.
Karşı taraf ya geri adım atar:
“Ya boş ver, şaka yaptım.”
Ya da gerçek niyetini açık eder.
İki durumda da maskeyi düşürdün.
Biri sana:
“Sen zaten hep böylesin.”
“Seninle hiçbir şey konuşulmuyor.”
“Sen çok değiştin.”
gibi genel suçlamalar mı yöneltiyor?
Sakın savunmaya başlama.
Belirsiz suçlamayı SOMUTLAŞTIR.
“Tam olarak hangi davranışımdan bahsediyorsun?”
“Ne zaman yaptım?”
“Bir örnek verir misin?”
Genellemeler sis bombasıdır.
İnsan sisin içinde neyle savaştığını bilemediği için kendini suçlu hissetmeye başlar.
Sen ayrıntı istediğinde sis dağılır.
Çoğu zaman karşı tarafın elinde gerçek bir olay değil, yalnızca seni savunmaya zorlama niyeti vardır.
Birisi kararını sürekli sorguluyor mu?
“Niye gelmiyorsun?”
“Ama ne işin var?”
“Bir saatliğine gel.”
“Ne oldu göt mü oldun?”
Burada yaptığınız en büyük hata, HAYIR dedikten sonra uzun uzun açıklama yapmaktır.
Çünkü verdiğin her açıklama, karşı tarafa aşması gereken yeni bir engel verir.
Sen: “Gelemiyorum çünkü yarın erken kalkacağım.”
O: “Erken dönersin.”
Sen: “Biraz da yorgunum.”
O: “Oturur dinlenirsin.”
Sen açıklama yaptıkça o pazarlık yapar.
Doğrusu şu:
“Bu akşam gelmeyeceğim.”
“Neden?”
“Uygun değilim.”
“Ama bir saat…”
“Hayır, gelmeyeceğim.”
Aynı cümleyi sakin biçimde tekrar et.
Sesini yükseltme.
Yeni mazeret üretme.
Kararını tartışmaya açma.
Çünkü sınır, karşı taraf ikna olduğunda değil; sen uyguladığında sınırdır.
Biri seni acele ettiriyor mu?
“Şimdi karar vermen lazım.”
“Bu fırsat bir daha gelmez.”
“Hemen cevap ver.”
“Bana güvenmiyor musun?”
Şunu unutma:
Sana düşünme süresi vermeyen insan, çoğu zaman kararının kalitesini değil kendi çıkarını koruyordur.
Böyle bir durumda kullanacağın cümle çok basit:
“Şimdi karar vermem gerekiyorsa cevabım hayır.”
Bam.
Baskıyı anında tersine çevirdin.
Artık acele etmesi gereken kişi sen değilsin.
Gerçekten iyi bir teklif, sen düşündüğünde değersizleşmez.
Düşünmenden korkan teklifin içinde genellikle senin görmeni istemedikleri bir şey vardır.
Birisi sana:
“Herkes senin böyle olduğunu düşünüyor.”
“İnsanlar arkandan konuşuyor.”
“Kimse sana güvenmiyor.”
mu diyor?
Hemen şunu sor:
“Kim söylüyor? İsmini ver, birlikte konuşalım.”
Çünkü bazı insanlar kendi düşüncelerini söylemeye cesaret edemez. Böyleleri göttür.
Bu yüzden hayalî bir kalabalığı arkalarına alırlar.
Kendi fikrini “herkes” diye pazarlarlar.
Sen isim istediğinde oyun bozulur.
“Boş ver şimdi isim vermeyeyim.”
“Ben sadece duyduğumu söylüyorum.”
“Konuyu büyütme.”
Hayır.
Madem ortada bir iddia var, sahibi de olacak.
İsimsiz kalabalıklarla tartışılmaz.
Yani ne öğrendin?
Açıklattır: Gizli hakareti görünür hâle getir.
Somutlaştır: Belirsiz suçlamayı parçala.
Tekrar Et: Sınırını mazeretlerle pazarlığa açma.
Süre İste: Acele ettirenin baskısını reddet.
İsim Sor: Başkalarının arkasına saklananı ortaya çıkar.
Bunları insanları ezmek için kullanma.
Kendini ezdirmemek için kullan.
Çünkü bazı insanlar iyi niyetini karakter zanneder.
Sessizliğini korkaklık, nezaketini zayıflık, açıklama yapmanı da suçluluk olarak okur.
Onlara bağırarak değil, oyunun kurallarını bozarak cevap vereceksin.
Sakin ol.
Net konuş.
Kendini gereksiz yere açıklama.
Ve sana kurulan masada, başkasının yazdığı rolü oynama.
Benden söylemesi.
Kierkegaard ne güzel demiş; “Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde değil, yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. İnsan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en doğru seçimi yapmak değil, hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir.”
Oğuz Atay’ın "Tehlikeli Oyunlar" romanında Hikmet Benol, yerleştiği ahşap evdeki üst kat komşusu emekli Albay Hüsamettin Tambay ile sık sık dertleşir. Hikmet, zihnindeki karmaşayı, korkularını ve içine düştüğü çıkmazı karşısındaki yaşlı adama kelimesi kelimesine anlatmaya çabalar. Ancak içini ne kadar dökerse döksün, kurduğu onca uzun cümlenin albayda gerçek bir karşılık bulmadığını, adamın onu sadece kendi sınırları ölçüsünde dinlediğini fark eder. Kendi cehennemini bir başkasına aktarabilmek için sözcükleri zorladığı ama muhatabına asla bütünüyle ulaşamadığını anladığı o an, konuşmayı keser ve sadece şunu söyler: "Kelimeler, albayım, bazı anlamlara gelmiyor."
İnsan, yaşadığı ağır bir durumu başkasına anlattığında karşı tarafın bunu bütünüyle kavrayacağını zanneder. Oysa dil, gündelik işleri çözmek için kurgulanmış pratik bir araçtır; kişinin en karmaşık acılarını eksiksiz aktaracak kapasiteye sahip değildir. Hayatınızı altüst eden bir gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyduğunuzu sanırsınız ama muhatabınızın duyduğu şey, sadece kendi tecrübesiyle sınırlandırdığı birkaç cümledir. Gerçek bir kriz yaşayan kişi, bir noktadan sonra ne kadar detaya girerse girsin kimsenin onu tam olarak anlayamayacağını fark eder. Bu yüzleşme, insanı kendi gerçeğiyle baş başa bırakan kesin bir yalnızlıktır; çünkü hayattaki asıl ağır yükler, hiçbir sözlüğe sığmayan ve bir başkasına asla aktarılamayan durumlardır.
Babaların 30 dakikalık tuvalet molası evrensel bir klişe haline geldi. Peki bu durum eşlerinizi neden sinirlendiriyor?
Konu sizin tuvalete gitmeniz değil; arkanıza bakmadan, suçluluk duymadan çekip gidebilme özgürlüğünüz. Bir anne saniyelerle yarışarak duş alıp kendi temel ihtiyaçlarını bile saatlerce ertelerken, diğer tarafın sorgusuzca o kapıyı kapatabilmesi evdeki o gizli adaletsizliği özetliyor.
Hayatımda, Fatih Altaylı gibi feci çuvallamasına rağmen her seferinde suyun yüzeyine pürüzsüzce çıkabilen başka bir figür görmedim. Dahası üstüne tek bir yosun lekesi dahi bulaşmayan tam bir teflon portresi kendileri.
2023 seçim gecesini anımsayın: “Kılıçdaroğlu açık ara kazanıyor, iktidar avukatları sandıklara itiraz ederek süreci baltalıyor” tevatürünü bizzat kendi elleriyle piyasaya sürmüştü. Bugün ise aynı sahnenin en amansız, en ateşli Kılıçdaroğlu muarızı yine kendisi.
Dün canlı yayında Muharrem İnce’ye “sokağa bile çıkamazsınız” diye parmak sallayıp Kılıçdaroğlu dışındaki adayları sindirmeye çalışan oydu. Bugün elinde adeta bir “KK’cı dedektörüyle” köşe bucak suçlu arayan da o.
Keza büyük deprem felaketinden sonra sosyal medya hesaplarından Ahbap’ın Iban numarasını paylaşıp muhalif kitleleri bağış yapmaya yönlendiren mürşit bizzat kendisiydi. Şimdi “ben Haluk’u zamanında çok uyardım” diyen de kendisi.
Geçmişini öylesine arsız bir cüretle sıfırlıyor ki; günün sonunda hem kurdun sofrasından geğirerek kalkıyor hem de dönüp çobanın gözyaşını silerek ona akıl hocalığı taslıyor.
Belki de bu hayatı tam da Altaylı gibi yaşamak lazım:
Hiç utanıp sıkılmadan, geçmişin vicdani yükünü zerre hissetmeden ve en önemlisi, dün söylediğini bugün tekzip etme zahmetine bile katlanmadan... İnsanın kanını donduran, adeta sanata dönüşmüş muazzam bir pişkinlikle...
@Aysun_22_@EsraTahtaci3 İtalya'da devlet ücretsiz yapıyor ve ikinci aydan itibaren yapmaya başladılar. Önceleri 3.-4. ayda yapıyorlardı. Bebekten bebeğe değişiyor ama aşırı biraz belirti gösterebilir. Ateş ve üç gün süren huzursuzluk.