Karadağ’da yaşananlar, basit bir kavga değil, açık bir ırkçı saldırı ve insanlık suçudur!
26 Ekim gecesi, “Türk vatandaşı bıçakladı” yalanıyla başlayan provokasyon, bir gecede linçe dönüştü.
Sokaklarda “Türk’ü öldür” sloganları atıldı, işyerleri yakıldı, çocuklar okula gidemedi, kadınlar evlerinden çıkamadı.
Görüntüler ortaya çıktı:
—Bıçaklayan Türk değilmiş.
Ama nefret ateşi çoktan yakılmıştı.
Karadağ hükümeti, yargı süreci başlamadan Türk vatandaşlarına vize kararı açıklayarak önyargıyı resmileştirdi.
Sırp Çetnik grupları beyzbol sopalarıyla sokaklarda nöbet tutarken,
Türklerin dükkanları taşlandı, evleri tehdit edildi.
Konsolosluk telefonları günlerce açılmadı.
Vatandaşlar kendi güvenliklerini sağlamak için WhatsApp destek hatları kurdu.
Devletin sesi duyulmadı, büyükelçilik suskun kaldı.
Ama halk, birbirine omuz verdi.
2 Kasım gecesi, bir Türk kızı evinde ev sahibi tarafından kilitlenip darp edildi.
Olay yerine giden vatandaşlarımız onu kurtardı, hastaneye ulaştırdı, karakola teslim etti.
Orada devlet değil, dayanışma vardı.
Bu tablo, bir ülkenin yabancı topraklarda vatandaşına sahip çıkmadığı bir utanç tablosudur.
Viyana Sözleşmesi’ne, Anayasa’nın 62. maddesine ve insanlık onuruna aykırıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, Karadağ’daki vatandaşlarının can güvenliğini sağlamak,
bu ırkçı saldırılara karşı diplomatik nota vermek ve sessiz kalan elçiliğin hesabını sormak zorundadır.
Çünkü bu mesele bir kavga değil,
bir ulusun onuru, bir devletin sorumluluğu ve insanlığın sınavıdır.
Seçilmiş belediye başkanlarımıza yönelik bu hukuksuz girişimler asla kabul edilemez!
Dün diploma iptali, bugün sabahın erken saatlerinde Ekrem Başkan’ın evinin önüne yığılan polisler, basılan belediye binaları…
Demokrasiye ve milletin iradesine yapılan bu müdahaleleri reddediyoruz! Hukuk, siyasi baskı aracı haline getirilemez.
Ekrem İmamoğlu’nun yanındayız.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
@ekrem_imamoglu