Ümit DEMİREL: Türkiye Stagflasyon Kıskacında: Enflasyon Düşmüyor, İşsizlik Büyüyor, Ücretler Açlığa Mahkûm Ediliyor!
Türkiye ekonomisi, artık yalnızca yüksek enflasyonla değil; aynı zamanda durgunluk, gelir kaybı, yaygın işsizlik ve derinleşen yoksullukla karşı karşıyadır. Her türlü baskılamaya rağmen düşmeyen enflasyon, öngörülemeyen fiyat artışları, gerilemeyen ve geniş tanımıyla her geçen gün büyüyen işsizlik, çalışanların büyük bölümünü açlık sınırının altında ya da hemen çeperinde yaşamaya zorlamaktadır. 11 milyon asgari ücretli çalışanın bulunduğu bir ülkede, ücretlerin temel ihtiyaçları karşılamaya yetmemesi, ekonominin geldiği noktayı açıkça göstermektedir: Türkiye stagflasyon kıskacındadır.
Stagflasyon; yüksek enflasyonun, ekonomik durgunluğun ve işsizliğin aynı anda yaşandığı ağır bir ekonomik tablodur. Bugün Türkiye’de fiyatlar artmaya devam ederken, alım gücü düşmekte, üretim ve istihdam kapasitesi geniş halk kesimlerine refah üretmemekte, gelir dağılımı hızla bozulmaktadır. Çalışanlar iş sahibi olsalar bile yoksulluktan kurtulamamakta; emekliler, asgari ücretliler, memurlar ve gençler hayat pahalılığı karşısında nefes alamaz hâle gelmektedir. Bu tablo, klasik bir enflasyon sorununun ötesinde, yapısal ve sosyal yönleri ağır basan bir ekonomik krize işaret etmektedir.
Bugün market fiyatları, kiralar, faturalar, ulaşım, eğitim ve temel gıda giderleri her ay yeniden yükselirken; ücretler ya açlık sınırının altında kalmakta ya da yoksulluk sınırının çok uzağında seyretmektedir. Geniş tanımlı işsizliğin büyüdüğü, gençlerin iş bulma umudunu kaybettiği, çalışanların ise düşük ücretlerle geçinmeye zorlandığı bir ekonomik düzende refahtan söz edilemez. Bir ülkede milyonlarca insan çalıştığı hâlde yoksulsa, asgari ücret temel ücret hâline gelmişse ve kamu çalışanları dahi borçla ayakta kalıyorsa, orada ekonomik programların değil, hayatın gerçeklerinin dikkate alınması gerekir.
Tüm Eğitim Çalışanları Sendikası ve Devlet Memurları Konfederasyonu olarak vurguluyoruz: Türkiye’nin ihtiyacı, rakamları baskılayan değil, hayat pahalılığını gerçekten düşüren; emeği ucuzlatan değil, çalışanı yaşatan; işsizliği gizleyen değil, nitelikli istihdam yaratan bir ekonomik anlayıştır. Ücretler açlık sınırının üzerine çıkarılmalı, kamu çalışanlarının maaşları yoksulluk sınırı dikkate alınarak yeniden düzenlenmeli, asgari ücret temel geçim ücreti olmaktan çıkarılmalı ve enflasyon verileri şeffaf biçimde açıklanmalıdır. Çalışanın yoksul, işsizin umutsuz, emeklinin açlık sınırının altında olduğu bir ekonominin adı başarı değil; stagflasyondur.
TEÇ-SEN: "MEB’deki Yönetici Özel Hizmet Tazminat Adaletsizliğine Karşı Danıştay Nezdinde (danıştay veznesi 2026/1655) Davamızı Açtık"
“Aynı Göreve Farklı Ücret Olmaz, Kamuda Adalet Geçmiş Unvana Göre Değil Mevcut Sorumluluğa Göre Sağlanır”
Tüm Eğitim Çalışanları Sendikası olarak, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan il milli eğitim müdür yardımcıları, ilçe milli eğitim müdürleri ve şube müdürlerinin özel hizmet tazminatlarına ilişkin yapılan son düzenlemede yer alan ayrımcı hükümlere karşı yargı yoluna başvurduk.
10 Temmuz 2026 tarihli ve 33307 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11516 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karar’da değişiklik yapılmış; Milli Eğitim Bakanlığında görev yapan bazı yönetici kadrolarına ilave özel hizmet tazminatı ödenmesi düzenlenmiştir.
Ancak söz konusu düzenlemede, ilave özel hizmet tazminatından yararlanılabilmesi için geçmişte yalnızca “eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfına ait kadrolarda bulunmuş olma” ve hizmet süresi hesabında “öğretmen kadro ve pozisyonlarında geçen sürelerin” esas alınması öngörülmüştür.
Bu düzenleme ile aynı görevi yapan, aynı yetkiyi kullanan, aynı sorumluluğu taşıyan ve aynı hukuki statüde bulunan öğretmen dışı kökenli yöneticiler kapsam dışında bırakılmıştır.
TEÇ-SEN olarak bu açık adaletsizliğe sessiz kalmadık; dava konusu ibarelerin öncelikle yürütmesinin durdurulması, ardından iptali istemiyle hukuki süreci başlattık.
Aynı Unvanda Görev Yapanlar Arasında Ayrım Yapılamaz
Milli Eğitim Bakanlığında görev yapan il milli eğitim müdür yardımcıları, ilçe milli eğitim müdürleri ve şube müdürleri, hangi kadrodan gelmiş olursa olsun aynı yönetici sorumluluğunu taşımaktadır.
Kamuda esas olan kişinin geçmiş unvanı değil, bugün yürüttüğü görevdir.
Aynı görevi yapan kamu görevlileri arasında geçmiş meslek kökenine göre farklı mali hak oluşturmak; eşit işe eşit ücret, liyakat, hakkaniyet ve çalışma barışı ilkelerine açıkça aykırıdır.
Şube Müdürlüğü Öğretmenlik Değil, İdari Yöneticilik Görevidir
Şube müdürlüğü, ilçe milli eğitim müdürlüğü ve il milli eğitim müdür yardımcılığı, eğitim hizmetlerinin sevk ve idaresini sağlayan yönetici kadrolardır.
Bu görevler öğretmenlik görevi değil, idari yöneticilik görevidir.
Öğretmenlik elbette eğitim sisteminin en önemli ve en saygın mesleklerinden biridir. Ancak bir kamu görevlisi şube müdürü, ilçe milli eğitim müdürü veya il milli eğitim müdür yardımcısı kadrosuna atandığında artık önceki unvanına göre değil, bulunduğu yönetici kadrosunun görev, yetki ve sorumlulukları çerçevesinde görev yapmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı Personeli Görevde Yükselme, Unvan Değişikliği ve Yer Değiştirme Yönetmeliği de şube müdürlüğünü yalnızca öğretmen kökenli personele özgü bir kadro olarak düzenlememiştir.
Yönetmelik hükümlerine göre; öğretmenler, şefler, mühendisler, mimarlar, teknikerler, çözümleyiciler, programcılar, araştırmacılar, saymanlar, di��er idari ve teknik personel gerekli şartları taşımaları ve görevde yükselme yazılı ve sözlü sınavlarında başarıyla tamamlamaları halinde şube müdürlüğü kadrosuna atanabilmektedir.
Bu açık düzenlemeye rağmen, şube müdürlüğü gibi ortak bir yönetici kadrosunda görev yapan personelin mali haklarının yalnızca öğretmenlik geçmişine göre belirlenmesi hukuka, hakkaniyete ve kamu vicdanına aykırıdır.
TEÇ-SEN olarak "Duruşmalı" açtığımız davada, 10.07.2026 tarihli ve 11516 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının 1. maddesiyle Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlara İlişkin Karara eklenen not hükmünde yer alan ayrımcı ibarelerin iptalini talep ettik.
Bu kapsamda;
1- “Eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfına ait kadrolarda bulunmuş olanlardan” ibaresinin,
2- Not’un (a) ve (b) bentlerinde yer alan “öğretmen kadro ve pozisyonları ile yukarıda sayılan kadrolardaki” ibarelerinin
öncelikle yürütmesinin durdurulmasını, ardından iptal edilmesini istedik.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞINDA ÜCRET ADALETİ YİNE SAĞLANAMADI, KALICI ÇÖZÜM ŞART!
11 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı, Millî Eğitim Bakanlığında ücret adaletini sağlamak yerine yeni bir adaletsizliğe kapı aralamıştır.
Aynı unvanda görev yapan, aynı yetkiyi kullanan ve aynı sorumluluğu taşıyan şube müdürleri arasında geçmiş görevlerine göre farklı mali haklar oluşturulması; eşitlik, hakkaniyet ve adalet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Ancak sorun yalnızca şube müdürleriyle sınırlı değildir. Bu düzenleme, Millî Eğitim Bakanlığında memur, şef, şube müdürü ve diğer yönetici kadroları arasında yıllardır büyüyen ücret dengesizliğini gidermek yerine daha da derinleştirmiştir.
TEÇ-SEN olarak aynı unvanda görev yapan personel arasında geçmiş görevlerine dayalı mali farklılıkları asla kabul etmiyoruz. Üyelerimizin haklarının korunması adına gerekli hukuki süreçleri kararlılıkla başlatacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.
Bugün yaşananlar, yıllardır dikkat çektiğimiz yapısal ücret adaletsizliğinin bir sonucudur. Sendikamız;
✅ "Ek Ders Ücretimi Geri İstiyorum" eylemiyle,
✅ Millî Eğitim Bakan Yardımcısı Sayın Ömer Faruk Yelkenci ile gerçekleştirdiği görüşmeyle,
✅ "Eğitim Çalışanlarına Yönetim Görevi ve Görev Karşılığı Ek Ders Ücreti Ödenmesine İlişkin Rapor" ile bu sorunu ve çözüm önerisini defalarca Bakanlığın gündemine taşımıştır.
Parçalı düzenlemeler yeni adaletsizlikler üretmektedir.
Kalıcı çözüm; Millî Eğitim Bakanlığında görev yapan tüm eğitim çalışanlarını kapsayacak şekilde "Yönetim Görevi Karşılığı" ve "Görev Karşılığı Ek Ders Ücreti" düzenlemesinin hayata geçirilmesidir.
Çünkü ücret adaleti, aynı işi yapanlar arasında ayrım oluşturarak değil; tüm eğitim çalışanlarını kapsayan adil, sürdürülebilir ve bütüncül bir mali sistem kurularak sağlanabilir.
TEÇ-SEN mücadele ediyor, çözüm üretiyor!
#TEÇSEN #MilliEğitim #ÜcretAdaleti #ŞubeMüdürü #Memur #Şef #EkDers #EşitİşeEşitÜcret #KamuÇalışanları #Sendika
Proje Okulu Müdürünün Feryadı: Atamaları BİR-SENDİKA mı Belirliyor?
Proje okullarına yapılan yönetici ve öğretmen görevlendirmeleri, eğitim camiasında uzun süredir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Son olarak basına yansıyan Sincan Anadolu Lisesi Müdürü Ali Osman KÖSE’nin yaptığı açıklamalar, bu tartışmaların artık münferit bir rahatsızlık olmaktan çıktığını; sistemin kendisine yönelik ciddi bir güven sorunu oluştuğunu bir kez daha göstermiştir.
Söz konusu açıklamalarda, proje okullarına yapılan görevlendirmelerde okulun ihtiyaçları, yöneticinin görüşü, liyakat, tecrübe ve kurumsal hafıza yerine; hepimizin çok iyi bildiği, ancak açıklamalarda ismi açıkça zikredilmediği için adını yazamadığımız BİR-SENDİKANIN temsilcisinin etkili olduğu yönünde ciddi iddialar gündeme gelmiştir.
Bu tablo, yalnızca bir okul müdürünün kişisel serzenişi olarak görülmemeli. Bu feryat; eğitim kurumlarımızda okullardan başlayarak İlçe-İl Milli Eğitim Müdürlüklerinde görev yapan eğitim çalışanlarına kadar uzanan sendikal baskı, mobbing ve sonucunda oluşan liyakatsizliği tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.
Başta Proje Okulları gibi ülkemizin geleceğini şekillendiren en önemli kurumsal yapılardan birinde, yönetici ve öğretmen görevlendirmelerinin hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde objektif, ölçülebilir ve denetlenebilir kriterlere dayanması gerekir. Aksi halde okullarda çalışma barışı zedelenir, öğretmenlerin motivasyonu düşer, yöneticilerin kurumsal otoritesi tartışmalı hale gelir ve en önemlisi eğitim sistemi güven kaybeder.
Proje okulları özelinde yaşanan bu tartışmalar artık görmezden gelinemez. Bakanlık, kamuoyunda oluşan bu kaygıları gidermek için atama ve görevlendirme süreçlerini şeffaflaştırmalı; hangi okulda, hangi kriterlerle, kimlerin görevlendirildiğini açık, denetlenebilir ve hakkaniyetli bir zemine oturtmalıdır.
Kamuda özellikle EĞİTİMDE LİYAKAT sağlanmadan başarı beklenemez.
ADALET yoksa GÜVEN ‘de olmaz.
Güvenin olmadığı yerde ise ne kurumsal aidiyet kalır ne de eğitimde kalite.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), eğitim öğretim hizmetleri sınıfı dışında görev yapan personelin iller arası isteğe bağlı yer değiştirme sürecine ilişkin takvimi açıkladı.
Yapılan duyuruya göre başvurular 29 Haziran – 14 Temmuz tarihleri arasında alınacak. Değerlendirme sürecinin ardından yer değiştirme sonuçları ise 22 Temmuz tarihinde ilan edilecek.
https://t.co/k0t3fqWhTW
Genel Başkanımız Ümit DEMİREL'İN Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde Devlet Memurları Konfederasyonu ve paydaş sendikaları adına kamu çalışanlarımızın ve emeklilerimizin yaşadığı ekonomik zorluklara dikkat çekmek ve haklı taleplerimizi dile getirmek amacıyla geniş katılımlı bir basın açıklamasında bulundu.
DEMİREL; Yoksulluk sınırının 114.500 TL’ye ulaştığı mevcut ekonomik koşullarda; kamu hizmetini liyakatle yürüten çalışanlarımızın ve devlete yıllarını vermiş emeklilerimizin alım gücü ciddi şekilde erimiştir. DMK olarak, 2023 yılında kamuoyuna açıkça beyan edilen sözlerin hayata geçirilmesinin, çalışma barışı ve sosyal adalet açısından bir zorunluluk olduğunu bir kez daha vurguladı
TEÇ-SEN ve DMK olarak takipçisi olduğumuz ve ivedilikle çözüme kavuşturulmasını beklediğimiz 4 temel talebimiz şunlardır:
Ücret Adaleti: Kamu çalışanlarının ve emeklilerinin maaşları, güncel yoksulluk sınırı göz önünde bulundurularak, insan onuruna yaraşır bir seviyeye yükseltilmelidir.
3600 Ek Gösterge: Kurum, unvan ve hizmet alanı ayrımı yapılmaksızın, 1. dereceye gelen tüm kamu çalışanlarına ve emeklilerine 3600 ek gösterge verilmelidir.
Seyyanen Zammın Emekliye Yansıtılması: 2023 yılından bu yana uygulanan ve güncel karşılığı yaklaşık 23.000 TL’ye ulaşan seyyanen artış, memur emeklilerinin maaşlarına kalıcı olarak eklenmeli; geçen üç yıllık süreçteki hak kayıpları telafi edilmelidir.
Liyakat ve Şeffaflık: Kamu vicdanını zedeleyen ve güven sorunu oluşturan mülakat (sözlü sınav) uygulamaları, gerek ilk işe alımlarda gerekse görevde yükselme süreçlerinde tamamen kaldırılmalıdır.
DEMİREL; Devlet Memurları Konfederasyonu olarak; masada, sahada ve hukuk zemininde üyelerimizin haklarını savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Emeğin onurunu ve kamu personel sisteminde adaleti tesis edene dek haklı mücadelemiz sürecektir.
#DMK #KamuÇalışanları #EmekliHakları #SosyalAdalet #Liyakat #3600EkGösterge #TEÇSEN
TEÇ-SEN VE DEVLET MEMURLARI KONFEDERASYONU'NDAN ÇAĞRI:
“Kamu Çalışanı Yoksulluğa, Emekli Açlığa Mahkûm Edilemez”
Devlet Memurları Konfederasyonuna bağlı paydaş sendikalarının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde gerçekleştirdiği basın açıklamasıyla kamu çalışanlarının ve memur emeklilerinin yaşadığı ekonomik sorunlara dikkat çekti.
Konfederasyon adına açıklamayı yapan Genel Başkan Ümit DEMİREL, kamu görevlilerinin alım gücünün her geçen gün düştüğünü belirterek, verilen sözlerin artık hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Genel Başkan Demirel, kamu çalışanlarının yalnızca maaş artışı değil, insanca yaşayabilecekleri bir gelir düzeyi talep ettiğini ifade ederek, artan hayat pahalılığı karşısında memur ve emeklilerin ciddi geçim sıkıntıları yaşadığını söyledi. Açıklamada, yoksulluk sınırının 114 bin lira seviyelerine ulaştığına dikkat çekilerek, kamu çalışanlarının maaşlarının temel yaşam giderlerini karşılamakta yetersiz kaldığı belirtildi.
“Verilen Sözler Yerine Getirilmelidir”
Basın açıklamasında, kamu çalışanlarına seçim öncesinde verilen üç önemli sözün hâlâ tam anlamıyla yerine getirilmediği ifade edildi. Bunlar;
1. dereceye gelen tüm memurlara ve emeklilerine 3600 ek gösterge verilmesi,
Temmuz 2023’te görevdeki memurlara verilen seyyanen zammın memur emeklilerine de yansıtılması,
Kamuya giriş ve görevde yükselme süreçlerinde sözlü sınav uygulamasının kaldırılması.
olarak sıralandı. Konfederasyon, bu vaatlerin artık takvime bağlanarak yasal düzenlemeye dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı.
“3600 Ek Gösterge Tüm Birinci Derece Memurları Kapsamalıdır”
Genel Başkan Demirel, kamu hizmetinin bir bütün olduğunu belirterek öğretmenden memura, teknisyenden güvenlik görevlisine kadar tüm kamu çalışanlarının emeklerinin eşit değerde olduğunu ifade etti. Bu nedenle unvan ayrımı yapılmaksızın 1. dereceye ulaşan tüm memurların ve emeklilerin 3600 ek gösterge düzenlemesinden yararlanması gerektiğini söyledi.
“Seyyanen Zam Emekliye de Verilmelidir”
Açıklamada, Temmuz 2023’te görevdeki memurlara verilen 8 bin 77 liralık seyyanen artışın emeklilere yansıtılmamasının önemli bir mağduriyet oluşturduğu ifade edildi. Bugün yaklaşık 23 bin liraya ulaşan bu artışın memur emeklilerinin aylıklarına kalıcı olarak eklenmesi ve üç yıllık süreçte oluşan kayıpların telafi edilmesi talep edildi.
“Mülakat Değil, Liyakat Esas Olmalıdır”
Konfederasyon, kamu personel sisteminde güvenin yeniden tesis edilmesi için sözlü sınav uygulamasının kaldırılması gerektiğini belirtti. Yazılı sınavlarda başarılı olan adayların emeklerinin subjektif değerlendirmelerle gölgelenmemesi gerektiği ifade edilerek, liyakat ve şeffaflığın kamu yönetiminin temel ilkeleri olduğu vurgulandı.
Dört Temel Talep
Devlet Memurları Konfederasyonu, basın açıklamasında taleplerini şu başlıklar altında topladı:
Kamu çalışanları ve emeklilerinin maaşlarının yoksulluk sınırı dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi,
dereceye gelen tüm memur ve emeklilere 3600 ek gösterge verilmesi,
Seyyanen zammın memur emeklilerine de yansıtılması ve geçmiş kayıpların telafi edilmesi,
Kamuya giriş ve görevde yükselme süreçlerinde sözlü sınav uygulamasının kaldırılması.
“Mücadelemiz Sürecek”
Basın açıklamasının sonunda TEÇ-SEN Genel Başkanı Ümit DEMİREL, kamu çalışanlarının ve emeklilerin hak ettikleri yaşam koşullarına kavuşuncaya kadar mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek, “Memur yoksulluğu hak etmiyor, emekli açlığı hak etmiyor. Verilen sözler tutulmalı, kamu çalışanlarının emeği hak ettiği değeri bulmalıdır.” mesajını verdi.
Devlet Memurları Konfederasyonu, kamu çalışanlarının ekonomik ve sosyal haklarının geliştirilmesi, verilen sözlerin yerine getirilmesi ve çalışma hayatında adaletin sağlanması için mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğini açıkladı.
17 Haziran 2026 Çarşamba günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Önünde TEÇ-SEN ve Devlet Memurları Konfederasyonu paydaşlarıyla gerçekleştirdiğimiz "Sabır Taşı" Eylemi.
#sabırtaşı#memurunsabırtaşıçatladı#teçsen#devletmemurları
Tüm Eğitim Çalışanları Sendikamızın (TEÇ-SEN) mücadele dolu 20. yıl dönümünü en içten dileklerimle kutluyorum.
İki on yıl boyunca eğitim sisteminin görünmez kahramanları olan eğitim çalışanlarının sesi, soluğu ve güvencesi olma misyonunu kararlılıkla sürdüren tüm sendika üyelerimize ve yöneticilerimize selam olsun.
KADIN ONURUNU VE EŞİTLİĞİ HEDEF ALAN HİÇBİR SÖYLEM "MİZAH" ADI ALTINDA MEŞRULAŞTIRILAMAZ!
İş insanı Rahmi Koç’un kamuoyuna yansıyan kadınlarımızın etnik kimlik üzerinden kurduğu çağ dışı ifadeler, toplumsal vicdanda derin bir yara açmış ve haklı tepkilere neden olmuştur. Sorumluluk makamında olan, topluma yön veren ya da kamuoyunda etkisi bulunan figürlerin, ağızlarından çıkan her sözün toplumsal yansımasını hesap etmekle yükümlü olduklarını bir kez daha hatırlatmak isteriz.
Kadınları küçümseyen, aşağılayan, nesneleştiren veya toplum önünde değersizleştiren her türlü söylem; faili kim olursa olsun, hangi ekonomik ya da sosyal gücün arkasına saklanırsa saklansın asla kabul edilemez, edilmeyecektir.
Kadın Hakları Bir Lütuf Değil, Toplumsal Adaletin Temelidir
Kadın hakları; demokrasinin, çağdaşlığın ve toplumsal adaletin en temel yapı taşıdır. Kadınların onurunu zedeleyen, kalıpyargıları besleyen ve ayrımcı anlayışları normalleştiren fıkra, fıkra görünümlü anlatılar ya da söylemlerin "mizah" gerekçesiyle yumuşatılması veya geçiştirilmesi mümkün değildir. Kadına yönelik şiddetin ve ayrımcılığın dille başladığı gerçeği ortadayken, eril ve ayrımcı bir dili mizah malzemesi yapmak, o ayrımcılığı üretmek ve onaylamaktır.
Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, kadına verdiği değerle ve kadının toplumsal hayatın her alanındaki eşit temsiliyle ölçülür.
TEÇ-SEN Olarak Eşitlikçi Bir Dilin Takipçisiyiz
TEÇ-SEN (Tüm Eğitim Çalışanları Sendikası) Genel Başkanı olarak açıkça ifade ediyorum ki; eğitim her şeyden önce insana ve insan onuruna saygıyı öğretir. Bizler, toplumsal yaşamın her alanında nezaketin, saygının ve tam eşitliğin hâkim olduğu bir dilin inşa edilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Kadınların haklarını, emeğini, saygınlığını ve varlığını hedef alan her türlü zihniyetin ve söylemin karşısında amansızca durmaya devam edeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Ümit DEMİREL
TEÇ-SEN Genel Başkanı
(Tüm Eğitim Çalışanları Sendikası)
Rahmi Koç’un Kadınları küçümseyen, aşağılayan ve toplum önünde değersizleştiren söylemini bir fıkrad��r diyerek basitleştirilemez.
Böyle fıkraya gülen varsa onlara da yazıklar olsun.
İş insanı Rahmi Koç’un kamuoyuna yansıyan bir kadın ve etnik kimliği üzerinden anlattığı ifadeler, toplumun birçok kesiminde haklı tepkilere neden olmuştur.
Kadınları küçümseyen, aşağılayan veya toplum önünde değersizleştiren söylemler; kim tarafından dile getirilirse getirilsin kabul edilemez.
Kamuoyunda etkisi olan kişilerin kullandıkları sözlerin toplum üzerindeki yansımalarını gözetmeleri gerekir. Kadınların onurunu zedeleyen, önyargıları besleyen ve ayrımcı anlayışları normalleştiren ifadelerin mizah gerekçesiyle değerlendirilmesi mümkün değildir.
TEÇ-SEN olarak; kadınların saygınlığını hedef alan, onları inciten veya değersizleştiren her türlü söylemin karşısında olduğumuzu ifade ediyor, toplumsal yaşamda saygı ve eşitlik temelinde bir dilin hâkim olması gerektiğine inanıyoruz.
TEÇ-SEN
Tüm Eğitim Çalışanları Sendikası
mübarek kurban bayramınızı kutlar sevdiklerinizle nice bayramlara
Cejna we a Qurbanê pîroz be! Hêvîdarim hûn gelek cejnên din bi hezkiriyên xwe re pîroz bikin.
📍"Diploma, Kariyer Askıda!" Basın Açıklaması
TEÇ-SEN Genel Başkanı Ümit DEMİREL tarafından 21 Mayıs 2026 günü Ankara Milli Eğitim Bakanlığı önünden yapılan basın açıklamasında, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan eğitim çalışanlarının yıllardır beklediği Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği sınavlarının hâlâ belirsizlik içinde olduğu vurgulandı.
DEMİREL; memur, teknisyen, şef, tekniker, mühendis, şube müdürü, avukat ve sağlık hizmetleri personelinin kariyer hakkının ertelendiği, sınav süreçlerinin plansız ve öngörüsüz şekilde yürütüldüğü ifade edildi. Son görevde yükselme sınavının üzerinden 3 yıl, unvan değişikliği sınavının üzerinden ise 5 yıldan fazla süre geçtiği belirtilerek, bu durumun hem çalışanları mağdur ettiği hem de Bakanlığın kadro planlamasını olumsuz etkilediği dile getirildi.
DEMİREL, sınav takvimlerinin Millî Eğitim Bakanlığı çalışma takvimine dahil edilmesini, sınavların en geç iki yılda bir düzenli şekilde yapılmasını ve süreçlerin keyfi uygulamalardan çıkarılarak şeffaf hale getirilmesini talep etti. Ayrıca geçmiş sınavlarda soruların aşırı zor olması nedeniyle birçok kadronun boş kaldığına dikkat çekilerek, sınavların ölçülebilir, adil ve görev tanımlarıyla uyumlu olması gerektiği ifade edildi.
Basın açıklamasında ayrıca, 657 sayılı Kanun’un 76. maddesi kapsamında yapılan sınavsız atamaların liyakat ilkesine zarar verdiği belirtilerek bu atamaların iptal edilmesi çağrısı yapıldı. TEÇ-SEN, görevde yükselme ve unvan değişikliği süreçlerinde adalet sağlanıncaya kadar hukuki ve sendikal mücadelesini sürdüreceğini duyurdu.