》》》TÜRKİYE "KAHVE EKONOMİ"SİNE KOŞAR ADIMLARLA GİDİYOR《《《
Yunanistan’ın 2009’da başlayan borç krizi sırasında ülkenin üretim ve yüksek katma değerli ihracat yerine kafe, restoran, küçük işletme ve turizme dayanan yapısı “frappé ekonomisi” olarak tanımlanmıştı. Bugün Türkiye’de gördüğümüz manzara ne yazık ki bu dönemi hatırlatıyor.
Türkiye’de yalnızca markalı kahve zincirlerinin şube sayısı bir yılda %12,6 artarak 3.800’ü geçti. Her köşe başında yeni bir kahve dükkânı açılıyor ve neredeyse hepsi dolu. Dışarıdan bakıldığında “Demek ki insanların parası var; kahve içiyorlar” deniyor. Oysa bu masaların önemli bir bölümü çalışacak iş bulamayan veya üretim sürecinin dışında kalan gençlerle dolu. Kalabalık kafeler, tek başına ekonomik refahın değil; bazen işsizliğin ve üretimsizliğin görünür yüzüdür.
Üstelik harcanan paranın önemli bir bölümü kazanılmış gelir değil, gelecekte kazanılması umulan gelirdir. Kredi kartı borcu nedeniyle yasal takibe girenlerin sayısı 2022’de yaklaşık 900 binken, 2025’te 1 milyon 626 bine ulaştı. Yalnızca üç yıldaki artış yaklaşık %81. İnsanlar var olan paralarını değil; kredi kartı limitlerini ve aslında henüz kazanmadıkları parayı harcıyorlar.
Gerçek tabloya kafelerin doluluğundan değil, fabrikaların ve şirketlerin durumundan bakmalıyız. 2026’nın yalnızca ilk yedi ayında konkordato süreçlerine ilişkin 3.529 karar verildi; böylece daha yedi ayda 2024 yılının tamamındaki 3.497 karar aşıldı. Haziran 2026’da sanayi üretimi yıllık %1,4, imalat sanayisi üretimi ise %1,5 geriledi. Ekonominin üretim tarafı küçülürken kafelerin ve borçla yapılan tüketimin büyümesi refah değildir.
Türkiye’nin bir “frappé ekonomisine” dönüşmemesi için daha fazla kahve masasına değil; daha fazla üretime, teknolojiye, verimliliğe, nitelikli istihdama ve yüksek katma değerli ihracata ihtiyacı var.
Ulaşım aracı olarak çoğu defa metroyu tercih eden Amerikalı bir zenginin söyledikleri:
58 yaşındayım ve bir milyonerim.
Ama başkalarını etkilemek için bir Lamborjini kullanmıyorum.
Ve yine de her gün mutluyum.
İşte tecrübe ettiğim ve bilinmesini gerekli gördüğüm 5 temel para kuralı:
1 Acil durumlar için bir fon oluşturun
2 Birden fazla gelir kaynağı oluşturun
3 Yüksek faizli borçları öncelikle ödeyin.
4 Önce birikimin ayır, sonra harcama yapın
5 Güçlü bir kredi puanı oluşturun.
Ingiltereden gelen şu istatistik çok dikkat çekici.
Özet:
Kalp damar hastalığı nedeniyle ölen 2.660 ve
Kalp dışı nedenlerle ölen 30.304 kişinin kolesterol profili karşılaştırılmış.
Kalp hastalığı ile ölenlerin ortalama
-Total kolesterolü
-LDL’si ve
-HDL’si daha düşük
-Trigliserid seviyeleri ise daha yüksek saptanmış.
Bu araştırmaya göre düşük kolesterolü olanlarda kalp hastalığına bağlı ölümler daha fazla.
Ayrıca kalpten ölenler grubunda her zaman vurgu yaptığımız gibi yüksek Trigliserid düşük HDL birlikteliği net bir şekilde kendini gösteriyor.
Asıl tehlike kolesterol değil.
Trigliserid yüksekliği ve HDL düşüklüğüdür.
Olgu sunumu;
44 yaşında erkek hasta.
Hayat kalitesi kötü.
Sigara Alkol yok.
45 gün önce başvuru anında
Boy:188 cm, kilo 122 kg.
Tansiyon 200/100.
İlaç kullanmak istemiyor!
Carnivore diyete başladık (Aslan Diyeti). Yani 45 gün dilediği kadar yalnızca et, tavuk, balık, yumurta ve yoğurt yedi. Hemen hepsini bol tereyağı ile pişirdi. Yağ olarak yalnızca hayvansal yağ ve bol miktarda tüketti.
Bitkisel gıda baharat dahil yok.
Sonuç:
-12 kg verdi
Açlık şeker 164’den 139’a
Kolesterol 195’den 173’e
Trigliserid 183’den 119’a
LDL 100’dan 116
AST 58’den 47’ye
Tansiyonu da ilaçsız 120/70’e
İnsülin direnci 6.3’ten 3.2’ye
düştü.
Sıfır bitki, kabızlık yok.
Hayat kalitesinde inanılmaz yükselme.
90 kg’a kadar devam edecek.
Hasta yorumu;
Hocam Allah razı olsun…
(Kan sonuçları👇👇👇)
İSHAL
Kitaba ortasından gireyim.
Dışarıdan beslenmeyin.
Şimit, boyoz, poğaça bir yere kadar.
Onlar sadece mide ekşimesi, reflü sebebidir.
İçinde peynir, patates, lor, ot, ıspanak. olan börek varsa yandın.
Sorun içerik değil. Hamurunda, mayasında.
Demir yutsan öğüten miden iflas edebilir.
Ki! Bu günlerde içinde tavuk veya kümes hayvanı eti olan bir şey yersen geçmiş olsun.
Ayrıca kremalı içecekler!
Ver bilader bir latte!.
Ayvayı yedin.
Niye?
Yıllardır aynı mekanlarda yıllardır aynı yiyecek ve içecekleri tüketiyoruz. Hiç bir sıkıntı yaşamıyoruz! Diyenler için.
Kardeşim
Madde bir: Üretici artık normal yağ kullanmıyor. Artık senin bildiğin tereyağı, zeytinyağı, ayçiçek yağı yok.
O yağlar kullanılamıyor.
En ucuzu endüstriyel yağ kullanıyor.
Madde iki: Tüketici azaldı. Ama servis ofislerinin tedarik zincirlerine verdikleri taahhüt sabit kaldı. Sizin anlayacağınız bayat mal satmak zorundalar. Özellikle et ürünlerinde.
Madde üç: Kremalı içecekleri hazırlayan makinalar nerede ise günde üç kez temizlenmek zorunda. Filtreleri değiştirilmek zorunda. Ve bu ciddi bir maliyet.
Bardakların steril edilmesi lazım. O da ayrı bir maliyet.
Netice: Mide fesadı.
Netice: Reflü, Gastirit.
Netice: İshal.
Yani millettçe altımıza...
Gerçekten 100 küsür sene önce bir takım Arap aşiretleri Osmanlı İmparatorluğu'na isyan etti diye bugün Gazze'de çoluk çocuğun kaldığı mülteci çadırlarına kadar bombalanmasında bir sorun görmeyen ve buna içten içe sevinen hayvandan daha aşağı, esfele safilin kişileri görmek midemi bulandırıyor. Sanıyorlar ki Gazze'de olanlar yarın Türk topraklarının herhangi bir yerinde olamaz.
Bakın beyler, Türkiye 101 senelik bir ülke. Bu süre zarfında Türkiye'nin çevresinde çıkan irili ufaklı savaşları burda yazmaya kalksam karakter sınırı yetmez. Bugüne kadar savaşın ateşi sizin evinize uğramadı diye kendinizi dokunulmaz falan zannediyorsunuz ama öyle değilsiniz. Düşmez kalkmaz bir Allah, kıtaların kavuştuğu kadim Roma toprakları üzerinde yaşıyorsunuz. Bu topraklar her zaman üzerinde patlayacak büyük savaşlara gebedir, kıyamete kadar da bu böyle olacak.
Mesele İsmail Haniyye meselesi de değil, bugün o ölür yarın Yahya Sinwar ölür. Bunlar gelip geçen figürler. Fakat yeryüzündeki bir toprak parçasında, hele ki bu toprak parçası sizin eski toprağınızsa ve size uzak olmayan bir yerse, yaşanacak her felaket ve insanlık dramı döner dolaşır sizi etkiler. Bundan kaçış yoktur. Karşınızda kendi milleti hariç herkesi goyim, yani binek hayvanı olarak gören, düşmanlarının çocuklarına bile Mk-84 bombası atmaktan çekinmeyen, 3.000 senelik tahrif edilmiş dinî metinlere göre amel eden yarı pagan bir terör şebekesi var. Buna bir şekilde karşı durmak ve buğzetmek herkesin vazifesidir. Sakın ha Gazze'de olanlara içten içe "Zaten bunlar Arap, gebersinler!" diye sevinmeyin. Vallahi aynı akıbeti Ankara'da, İzmir'de, İstanbul'da yaşamadan ölmezsiniz.
İster beğenin ister beğenmeyin, ulus devlet dediğiniz şeyin bu topraklardaki geçmişi hepi topu 101 sene. Hem Türk, hem de Roma ve Mezopotamya tarihi dikkate alındığı vakit bu süre cidden pek azdır. Sizler bir imparatorluk bakiyesisiniz. Zamanında bilinen dünyanın büyük kısmını, payitaht-ı Âli Osman'ın kalbinden, Konstantinopolis'ten yönettiniz ve milletlere barış verdiniz. Öyle 100 senelik masallar bu koca geçmişi ve onun bıraktığı geleneği silip atmaya yetmez. Siz busunuz, kendinizle yüzleşin. Üzerinde yaşadığınız devlet bile Osmanlı İmparatorluğu'nun küçük çocuğudur.
Kimse size Araplarla can ciğer kuzu sarması olun demiyor. Fakat kana susamış vahşi sırtlanlar, öyle ya da böyle asırlarca beraber yaşayıp aynı kıbleye namaz kıldığınız insanların kafasına ateş yağdırırken, yarın aynısını size yapmayacaklarından emin olmayın vesselam.
Ortalıkta Dua Lipa dondurması diye bişey geziniyordu. Sade dondurmaya sızma zeytinyağı ve maldon tuz (deniz tuzu) atılıyor ve herkes beğeniyor.
Aşırı saçma geldi ama yine de meraktan denedim ve şok! Saçma şekilde bayıldım lan. Bundan sonra dondurmayı başka türlü yemem.
@nihadagenc SERMAYE=İKTİDAR her dönem değişmez kural,bir ülke meclisinde iş adamları çoğunluktaysa halk ilgilendiren değil sermaye ilgilendiren kanunlar öncelikli oluyor malesef