Artık bir düzene girmeliyim diyebilen kişi, unutma sanatının en usta sanatkârı olmalıdır. Aksi halde, karın tokluğuna anı yükünün altında ezilmiş bir hamal gibi eksik bir hayata mahkum olarak ömrünü idame ettirmesi çarpıcı bir realitedir. Zira günlerin en güzeli bugün olanıdır.
@barisyarkadas Farkımız şu sayın Yarkadaş; siz ve sizin gibiler kaybettiği koltuğu yeniden bulunca sakinleşiyor. Biz ise ülke bu karanlıktan aydınlığa kavuştuğunda sakinleşeceğiz ve huzuru o zaman arayacağız.Bize bu ninnileri yıllarca dinlettiniz. Zira mahallede yangın var, saç taramayacağız...
@izmirbld@menemenbelediye
2 haftayı aşkın süredir herhalde karanlıkta birinin ya da çocuğun düşmesini, bir çocuğun yaralanmasını, ya da bir aracın buraya girip kaza yapmasını mı bekliyoruz? Zira kendi kendine çözülmedi de...
Ulukent 249. Sokak.
Eğer merak edliyorsa tabii...
ÇOCUK İŞÇİLİĞİNE KARŞI SESLENİYORUZ:
MESEM BİR EĞİTİM MODELİ DEĞİL, ÇOCUK EMEĞİ SÖMÜRÜSÜDÜR!
Türkiye’de son yıllarda Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) uygulaması adı altında hayata geçirilen sistem, çocukları okullardan kopararak sanayilere, atölyelere, inşaatlara yönlendirmektedir. Haftanın dört günü işyerinde, yalnızca bir günü okulda geçirilen bu sözde “eğitim” modeli, fiilen devlet eliyle kurumsallaştırılmış çocuk işçiliği anlamına gelmektedir.
Daha geçtiğimiz günlerde, 16 yaşındaki MESEM öğrencisi Alperen Uygun, Mersin Anamur’da çalıştırıldığı asansör firmasıyla gittiği şantiyede 3. kattan asansör boşluğuna düşerek hayatını kaybetti. Alperen, bu yıl basına yansıyan en az 78. çocuk işçi ölümünden yalnızca biridir. Yani istatistiklerin her bir satırında, aslında çocuklarımızın yarım kalmış hayatları yazılıdır.
Biz Eğitim-İş Diyarbakır Şubesi olarak açıkça söylüyoruz:
•Çocukların sanayi sitelerinde, inşaatlarda, fabrikalarda ucuz işgücü olarak çalıştırılmasını eğitim olarak adlandırmak büyük bir çarpıtmadır.
•MESEM uygulaması, yoksul emekçi ailelerin çocuklarını eğitim hakkından mahrum bırakmakta, geleceklerini ağır ve tehlikeli işlerde tüketmektedir.
•İş güvenliği önlemlerinin alınmadığı, denetimlerin neredeyse olmadığı işyerlerinde çocukların çalıştırılması, her yeni “kaza”yı göz göre göre gelen bir iş cinayetine dönüştürmektedir.
Bir ülkenin gerçek zenginliği, fabrikalardaki ucuz işgücü değil, nitelikli eğitim alan sağlıklı çocuklarıdır. Çocuğun yeri tezgâh başı değil, okul sırası; vinç ve iskele dibi değil, oyun alanıdır.
Bu nedenle:
1.MESEM uygulaması tüm sonuçlarıyla birlikte acilen gözden geçirilmeli, çocukları üretim süreçlerine mahkûm eden bu modelden vazgeçilmelidir.
2.18 yaş altı çocuk işçiliği, istisnasız ve koşulsuz olarak yasaklanmalı; mevcut yasal boşluklar ve “çıraklık/ staj” kılıfları ortadan kaldırılmalıdır.
3.Devlet, sermayeye ucuz işgücü sağlamak yerine; her çocuk için parasız, laik, bilimsel ve güvenli eğitim koşullarını yaratma sorumluluğunu yerine getirmelidir.
4.Çocuk işçi ölümleri başta olmak üzere tüm iş cinayetleri için etkili soruşturmalar yürütülmeli, sorumlular cezalandırılmalı, denetim mekanizmaları bağımsızlaştırılmalıdır.
Biz Eğitim-İş Diyarbakır Şubesi olarak,
Alperen’in ve adı anılmayan tüm çocuk işçilerin anısı önünde saygıyla eğiliyor;
onları bu düzenin kurbanı haline getiren politikalara karşı mücadele etme kararlılığımızı bir kez daha ilan ediyoruz.
Çocuklarımızı sanayide, şantiyede değil;
okulda, kütüphanede, laboratuvarda görmek istiyoruz.
ÇOCUK İŞÇİLİĞİNE HAYIR!
MESEM DEĞİL, NİTELİKLİ EĞİTİM!
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI MI YOKSA MİLLİ ÇOCUK İŞÇİ BULMA KURUMU MU?
Alperen 16 yaşındaydı. MESEM öğrencisiydi. Mersin Anamur’da çalıştığı asansör firmasıyla gittiği inşaatta 3. kattan asansör boşluğuna düşerek hayatını kaybetti. Bu yıl bildiğimiz en az 78. çocuk işçi ölümü…
MESEM, “mesleki eğitim” değil, devlet eliyle örgütlenen çocuk işçiliğidir. Çocuklarımız okullardan koparılıp sanayilere, inşaatlara ucuz işgücü olarak gönderiliyor; iş kazalarında bile bile ölüme terk ediliyor.
Çocuğun yeri şantiye değil okul sırasıdır. 18 yaş altı çocuk işçiliği istisnasız yasaklanmalı, MESEM derhal gözden geçirilmeli, her çocuk için güvenli ve parasız eğitim sağlanmalıdır.
#AlperenİçinAdalet #MESEM #çocukişçiliğineson #Eğitimİş
#YusufTekinİstifa #MilliEğitimBakanlığı
#Alperen
🎉 Eğitim-İş 20 Yaşında!
17 Ekim 2005’te aydınlık bir Türkiye umuduyla filizlendirdiğimiz Eğitim-İş, bugün 20. kuruluş yılını kutluyor!
Kuruluşundan bu yana eğitim emekçilerinin güçlü sesi, Cumhuriyetin ve emek mücadelesinin yılmaz savunucusu olarak büyüyen sendikamız; 20 yılda eğitim emekçilerinin ve Cumhuriyet’e bağlı yurttaşlarımızın gönüllerinde koca bir çınara dönüştü. 🌳
Kökleri yalnızca 20 yıl öncesine değil, Encümen-i Muallim’den TÖS’e, TÖB-DER’e uzanan yüz yılı aşkın bir sendikal mirasa dayanan bu mücadele, bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. 💪
Eğitim-İş, söylemiyle etkin, eylemiyle cesur; temsil gücüyle kararlı bir sendika olarak yalnızca emeğin değil, laik, bilimsel, çağdaş, parasız ve karma eğitimin de en güçlü savunucusu olmuştur.
Çünkü biliyoruz ki; özgür bireylerin ve aydın yurttaşların yetiştiği bir ülke ancak bu yolla inşa edilir.
#Eğitimİş20Yaşında
#CumhuriyettenVeEmektenYana
#Eğitimİş
#KorkmaEğitimİşVar #İyikiEğitimİşVar
ÖĞRETMENE ŞİDDETİN HESABINI SORACAĞIZ!
10 Ekim 2025 Cuma günü, Dicle ilçemizin Terkan bölgesinde bulunan Dede Çok Programlı Anadolu Lisesi’nde görev yapan öğretmen arkadaşlarımız, taşıma nöbeti görevlerini yerine getirirken akıl almaz bir saldırıya maruz kalmıştır.
Taşıma ihalesini elinde bulunduran, aynı zamanda taşıma ile öğrenci taşıyan şahıs Nöbet görev sorumluluklanı yerine getirmeye çalışan öğretmenlerimize engel olmuş öğretmenlerimizin üzerine küfürler savurmuş, öğretmenimiz S. B’ye yumrukla saldırmış, ardından da büyük taşlarla ikinci kez saldırmaya çalışmıştır.
Saldırgan, “Ben babamın oğluysam bu olay burada kalmayacak, sen bu okuldan çıkamayacaksın.” sözleriyle tehditler savurmuş; olay yerine kolluk kuvvetleri çağrılmış ve öğretmenimiz şahıstan şikâyetçi olmuştur.
Tüm bu olaylara okuldaki tüm öğrencilerin gözü önünde cereyan etmiş ve öğretmen arkadaşlarımız şahit olmuştur.
Ancak aradan geçen üç güne rağmen Dicle İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nün sessizliğini bozmamış
Ne bir geçmiş olsun ziyareti, ne bir telefon, ne de olaya ilişkin adlî ve idarî soruşturma başlatıldığına dair bir açıklama yapılmamıştır.
Dicle Dede Ç.P.L. öğretmenleri can güvenliğinden şüphe etmekte, sahipsiz olduğunu düşünmekte ve bu tutum yalnızca öğretmenlerimizi değil, tüm eğitim camiasını derinden yaralamaktadır.
Biz soruyoruz:
Bir öğretmenin canına kast edilene kadar mı beklenecek?
Öğretmenler, görev yaptıkları okulda korku içinde yaşamaya mahkûm edilemez!
Bu olayın üzerinin örtülmesine asla izin vermeyeceğiz.
Eğitim-İş olarak darp edilen öğretmenimiz S. B’nin ve tüm öğretmenlerimizin yanındayız.
Bu saldırıya, bu suskunluğa sessiz kalan herkesin karşısındayız.
Öğretmenlerimiz sahipsiz değildir!
Bu olayın takipçisi olacağız.
@MUSTAFASABIR21@diclemem21@MustafaATIS_38@Diclekaymkmligi@sadoglu_salih@Diyarbakirmem@vali_zorluoglu@dbakirvalilik@Yusuf__Tekin@tcmeb@kademozbay_ @SeherErgin01 @dagdelen77@blntmtn@yeliznaz1978@velifiratsimsek@_huseyinselcuk@OrhanYILDIRIM__@senoleyuboglu_@TigrisHaber@MucadeleGzt@GGCCemiyet@gulkanattaylan@cumhuriyetgzt@halktvcomtr@gazetesozcu@tele1comtr
#ÖğretmeneŞiddeteHayır #ÖğretmeneŞiddeteHayır #eğitimdeşiddet #EğitimdeŞiddeteHayır
#GüvenliOkul #öğretmen #Diyarbakır #Dicle #DiyarbakırİlMilliEğitimMüdürlüğü #şiddetehayır #Eğitimİş #BirleşikKamuİş
#TaşımalıEğitimeHayır
🐾 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü 🐾
Hayvanların yaşam hakkı, insanlığın vicdanıdır. Onlar bizlerle aynı dünyayı paylaşan, doğanın dengesinin bir parçası olan can dostlarımızdır. Onların haklarını korumak, insan olmanın en temel sorumluluklarından biridir.
Bugün, bir yandan hayvanları koruma gününü kutlarken, bir yandan da vicdanlarımızı yaralayan “hayvan katliamı yasası” tartışmalarıyla karşı karşıyayız. Barınaklar yerine toplu ölümlerden, koruma yerine yok etmeden söz eden bu anlayış, çağdaş dünyaya ve insanlık değerlerine yakışmamaktadır.
Hayvanların yaşam hakkını yok sayan, onları sahipsiz ve korunmasız bırakan her yaklaşım, insanlığımızı da yok saymaktadır. Bizler, bu ülkenin emekçileri ve vicdan sahipleri olarak diyoruz ki:
Hayvanların yaşam hakkı pazarlık konusu edilemez, onların varlığı tehdit değil yaşamın zenginliğidir.
4 Ekim, yalnızca bir anma günü değil; hayvanların yaşam hakkını savunma mücadelesinin daha gür bir sesle büyütüldüğü gündür. Hayvan severler olarak biz, bu sese ses olmaya; hayvan katliamına karşı çıkmaya ve yaşamı savunmaya devam edeceğiz.
#HayvanlarıKorumaGünü #BirleşikKamuİş #HayvanKatliamınaHayır
Gazze’de bir halk aç bırakılarak, susuz bırakılarak, bombalarla sindirilerek yok edilmek isteniyor. Bu, güvenlik değil; bu, çıplak bir ETNİK TEMİZLİKTIR, bir SOYKIRIMDIR.
İsrail’in eli kanlı politikaları sadece Filistinlilerin değil, insanlığın onurunu da hedef alıyor. Çünkü çocukların açlıktan öldüğü, hastaların ölüme terk edildiği, yardım teknelerinin engellendiği bir dünyada susmak; suçun parçası olmak demektir.
Bugün Sumud Filosu’na yapılan saldırı bunun en somut kanıtıdır. İsrail sadece Gazze’ye gidecek ekmeği, suyu, ilacı gasp etmedi; aynı zamanda insanlığın vicdanını da zincire vurdu.
Yardımı engellemek, ekmeği kurşunla parçalamaktır.
#Filistin meselesi bir jeopolitik satranç değil, insanlığın sınavıdır.
Gazze susarken insanlık ölür.
Bu sınavda kim susarsa zalimin safında, kim direnir ve konuşursa insanlığın safındadır.
#Gazze’de işlenen suçun adı açıktır: #Soykırım.
Bu soykırıma karşı susmak, tarihin en ağır utancıdır ve İsrail insanlığın yüz karasıdır.
#ÖzgürFilistin #ÖzgürGazze #SumudFilosuSaldırıAltında #SumudFilosu
#GretaThunberg
#StopTheGenocide #FreePalestine #SumudFlotilla ✊
📢 Diyarbakır İl Milli Eğitime Bağlı Üyelerimiz ve Eğitim Emekçilerinin Bilgisine
Diyarbakır’da promosyon ihalesi bugün gerçekleştirildi.
💳 İhaleye katılan bankalar: İş Bankası, Ziraat Bankası, VakıfBank, Halkbank, Akbank ve Yapı Kredi Bankası.
🔹 Halkbank, VakıfBank ve Yapı Kredi ihaleden çekildi.
🔹 Ziraat Bankası da süreçten ayrıldı.
🔹 Son aşamada İş Bankası ve Akbank arasında yarış devam etti.
🔹 En yüksek teklif 75.100 TL ile Akbank tarafından verildi.
🔹 Akbank, son teklifini yarın ileteceğini bildirdi.
📌 Eğitim-İş Diyarbakır Şube olarak bankaya, tekliflerin ülke genelinde yapılan promosyon ihaleleri ortalamasının altında kaldığını ifade ettik ve iyileştirme ile ek kredi seçenekleri sunmalarını talep ettik.
Süreci üyelerimizle birlikte yakından takip ediyoruz.
✊ Eğitim-İş Diyarbakır Şubesi
#Eğitimİş #EğitimİşDiyarbakır #BankaPromosyon
#Akbank #İşBankası #ZiraatBankası #HalkBankası #VakıfBankası #YapıKrediBankası
Tweetlerini de yorumlara kapamanız alacağınız tepkilere karşı çekinceniz ve bilinç altında hesap veremeyişinizin ve Kayyum olarak tarihe geçmenizin utancı olsa gerek diye düşünüyoruz.
Ali Mahir, çok zıpladın; haddini aştın — sen Bandırma Vapuru’na değil, Aziz İhsan Aktaşların ve itirafçıların kayığına binmeye layıksın; şimdi anladığın dilden konuşma sırası bizde…
Milli Eğitim Bakanı, kendi çocuğunu temizlik personeli, güvenliği, sağlığı, laboratuvarı, yüzme havuzu, yemekhanesi ve sadece bir öğün değil; sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve ara atıştırmalıkları olan özel okula gönderiyor.
Milyonlarca öğrencinin gittiği devlet okulları ise bakımsız bırakılıyor. Yönetici koltukları tarikat ve parti referansıyla dolduruluyor, müfredat çağdışılıkla kuşatılıyor, bir öğün yemek ve temiz su bile çok görülüyor. Bu tabloyu savunan Bakan, bununla da kalmayıp özel okullara mahkûm ettiği, atamasını yapmadığı öğretmene hakaret ediyor; kamuoyuna “devlet okulları çok iyi” diye ahkâm kesiyor.
Gönderdiği okul ne kız-erkek ayrı ne de imam hatip. Karma eğitimle, zorunlu eğitimle derdi olan Bakan, kendi çocuğunu tam da bu değerlerle yetiştiren özel bir okula gönderiyor.
Velilerin ve öğretmenlerin temizlik yapmak zorunda bırakıldığı, kalabalık dersliklerde, mesleki sömürü programlarında, imam hatip dayatmasıyla okuyan çocuklar ise görmezden geliniyor. Şaşırdık mı? Hayır.
Bakın etrafınıza: Kalabalık sınıfların olduğu hangi okulda iktidar temsilcisinin, ortağının, bürokratın çocuğu var? Kamunun kaynakları öğrencinin hakkına değil; özel okullara, proje imam hatiplere, tarikat kurslarına akıtılıyor. MESLEK eğitimi adı altında çocuklarımız ucuz işçiliğe mahkûm ediliyor.
Kendi çocuklarına sunduklarını, toplumun çocuklarına hak görmeyen; onların hakkını gasp eden, mahrum bırakan, mahkûm eden, mağdur eden bir anlayışla karşı karşıyayız.
Cumhuriyet’in kurduğu eşitlikçi ve kamucu eğitim anlayışı tasfiye edilirken, emekçi çocuklarına yoksulluk ve geleceksizlik dayatılıyor. Eğitimle ticaret yan yana gelmez; eğitim, devletin sorumluluğudur.
Cumhuriyet’in mirası açıktır: Eşit, parasız, laik ve bilimsel eğitim tüm yurttaşların hakkıdır.