Kalın Oğuz beyleri işitin!
Türk-Kürt-Arap demeyeceğiz; sadece Türk milleti için konuşuyoruz!
Ötüken Neşriyat, 61 yıldır Türk milletinin hizmetinde Türk tarihinin temel metinlerini yayımlamanın kıvancıyla yolunda miskal zerresi kadar sapma olmadan emin adımlarla yürüyor. Tarihimiz Türkistan’ın derinlerinden adını çetin mücadelelerle Türkiye koyduğumuz mübarek yurdumuza, bir mızrak gibi uzandığımız Avrupa ortalarına kadar geniş bir coğrafyanın meselelerini tek bir isim altında birleştirir. Bu isim ulu bir sayvanın gölgesinde bütün hikâyemizi toplayan Türk ismidir. Kültürümüz, irfanımız, milliyetimiz insanlığın pek çok birikiminden beslenmekten kaçınmadan bizi bugünkü milletler camiasının ve büyük insanlık tarihinin saygın milletlerinden biri yapmıştır. Bu yolculukta, millî irfanımızın nimetlerini kimseden esirgemeyen milletimizin bu isme bir veya birkaç ortak aradığını veya Türk adından başka adların da bu büyük eserde telif hakkı sahibi olduklarını düşünmüyoruz.
Geçen asrın başında çözmüş olmamız gereken tarih ve kimlik meselelerinin iğreti bırakılmasından kaynaklı hataların tekrarlanmaması adına mesuliyet alarak Türk milliyetçiliğinin temel sütunu olan tarih tezlerimizi yeniden işleyip seslendirecek bir mecra olmak üzere Türk bilim camiasını irfan ocağımızda el birliğine davet ediyoruz. Ayrıntılı müzakerelerle akademi içinden ve dışından yazarlarımızı oluşturacağımız platformlarda ağırlamak ve yol haritamızı şekillendirmek için çalışalım. İşimizin ve kavgamızın başındayız. Tarafımız, Türkiye’nin sahibi olan Türk milletinin tarafıdır.
bengü il tuta olurtaçı sen!
Ötüken Neşriyat
Terör örgütünün silah bırakma tiyatrosunu boşverin.
Örgütün arşivi en küçük kâğıt parçasına kadar hemen teslim edilmelidir. Tek inandırıcı eylem budur.
İhanet unutulursa tekrar eder.
#tarih dergi ve sonrası
‘Sakınan Göze Batan’ ve devam!
Sayın okurlar!
Dergimiz #tarih, bildiğiniz-izlediğiniz gibi 15 yılı aşkın bir zamandır sizlerle birlikte. 2009’da ntv tarih adıyla yayın hayatına başladık; 2014’ten beri #tarih olarak hizmet vermeye çalıştık. Dergimizin çizgisi-içeriği-niteliği-yazarları üzerine çok şey söylemek istemem; zira sizler bunları defalarca dile getirdiniz; bizi bizden daha iyi bildiniz, ifade ettiniz. Bize gurur verdiniz, bizi utandırdınız; bizi alkışladınız, bizi acımasızca eleştirdiniz; bizi takdir ettiniz, bizim hatalarımızı-eksiklerimizi dile getirdiniz. Bu 15 yıl boyunca bizim sizlerden öğrendiklerimiz daha fazladır.
Bu son 15 yılı sadece tek bir kelimeyle ifade etmek istersem, tercihim şudur: Kalite!
Tarih gibi kaçınılmaz olarak belirsizliklerle dolu bir sahada; tarih gibi özellikle ülkemizde “kullanılacak malzeme” gözüyle bakılan bir alanda; tarih gibi aktüel politikaya ve ideolojilere kurban edilmiş bir disiplinde hep birlikte direndik ve kalıcı işler ortaya koyduk. Yazarlarımızın dünya görüşleri, inançları, inançsızlıkları bizim için yok hükmünde oldu; zira onların uzmanlıkları, belgeleri, çalışkanlıkları, takıntıları ve espri duyguları vardı. Kompleksleri bulunmayan bu Hocalar, akademisyen olsun olmasın derine ve dikine kazmayı seven; kendilerine ters gelen bir data-bilgiyle karşılaştıklarında bununla hesaplaşacak kadar açık yürekli ve ahlaklı insanlardı. “Ya, şimdi bunu yazarsam yanlış anlaşılır, ortam da müsait değil” gibi, ülkemizde sıklıkla karşılaşılan acıklı vaziyetler içine düşmediler.
Hocalarımız, yazarlarımız bu zaman zarfında çok sayıda makaleye, yüzlerce “ilk yayın”a imza attı. Ben de Gürsel Göncü olarak bu değerli Hocaların yazdıklarını biraraya getirdim, sayfalara uyguladım, referans kutuları yaptım, bunlara başlık attım ve yayımladım. Yani onlardan gelen bu hammadde kaliteli ve organik ve besleyici ve değerli olmasaydı, feriştahı gelse bunu sizlere “yediremez”di.
Dergimiz, bugünü anlamak ve geleceğe bir referans bırakmak için, geçmişi bilmek gerektiği anlayışı üzerine kuruldu. Bu coğrafyada yüzyıllardır sıkıntısını çektiğimiz “devamsızlık” hastalığına bir karşı duruştu #tarih. Yayımlanan yazılar, fotoğraflar, belgeler çok sonraki zamanlar için bile somut bir “iz” niteliğinde kalacak. Daha ne olsun!
Bildiğiniz gibi ülkemiz, siyasi kutuplaşmaların havayı enikonu sertleştirdiği bir kış mevsimine girdi. “Büyük resmi” görme iddiasında olanların “büyük hesaplar” ve “tamamen duygusal” nedenlerle nasıl itibarsızlaştıklarını izliyoruz. Okuru veya sosyal medya takipçisini kendi taraftarı/destekçisi olarak gören trol zihniyeti, hayatın neredeyse her alanında derin bir tembellik ve kalitesizlik ve böbürlenme ve saygısızlık içerisinde salınıyor (Atatürk gibi müstesna bir insan evladı bile neredeyse ilköğretim seviyesinde bir çizimle, madalyası-kemeri-kalpağı hatalı şekilde dergi kapaklarına konuyor).
Bundan sonra sizlerle tekrar biraraya gelmek için; ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu şizoid vaziyetler karşısında “normal” ve “makul” ve “objektif” olanı çift tırnak içinden çıkarmak için uğraşıyoruz. Yeni bir isimle, ama aynı Hocalar ve aynı zihniyetle dergimizi sürdüreceğiz. Hep dediğimiz gibi, 5’ten 95’e yeniden birlikte olmak ve dergimizi yaşatmak üzere…
Gürsel Göncü
@korayphlvglu 18. yy fotoğraf mı vardı. 19. yy. son çeyreğindeki fotoğraflar 1768'den 1878'e kadar Ruslarla 5 büyük savaşla zayıflamış bir devletin bakımsız başkentine aittir. 16 ve 18. yüzyıllardaki İstanbul çizim ve tablolarında mamur bir kent vardır. İşte 1787'de Melling'in gördüğü Tophane
Geçtiğimiz günlerde üstatlar @ezop2011 ve @levent_kazak'ın teşrif ettiği bir sohbette Hacivat-Neden Öldürüldü (HKNÖ) üzerine @damdayiz'da saatlerce sohbet ettik.
Filmdeki oryantalist tablo canlandırmaları üzerine ufak bir flood yapıp sohbetin 'zekat'ını vereyim. Ya da 'avans'...
@keyfekederc@neyikaybettik Tokadi'nin tercümesi demeden "çevirisiyle birlikte" denilmişse maksat hasıl olmaz mı? Çevrilen el-Kanun ise o da tercümenin içinde değil midir?