Ayasofya ulaşılmaz gibi duran bir hayal değil miydi?
Senin hayalin artık bizim dualarımızda...
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın kararnamesi ile Mustafa Çiftçi'ye Kudüs Valiliğini nasip et #ALLAH'ım.
#AMİN@RTErdogan@tcbestepe@mustafaciftcitr
🇹🇷
#Breaking#SonDakika
Ayasofya ulaşılmaz gibi duran bir hayal değil miydi?
Senin hayalin artık bizim dualarımızda...
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın kararnamesi ile Mustafa Çiftçi'ye Kudüs Valiliğini nasip et #ALLAH'ım.
#AMİN@RTErdogan@tcbestepe@mustafaciftcitr
🇹🇷
#Breaking#SonDakika
DÜNYA KUPASI’NDA ABD REZALETİ
Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan ABD, eziyete dönüşen güvenlik aramaları, vize ve bilet iptalleri ile organizasyonu başlamadan işkenceye çevirdi.
Akşam Gazetesi Yazarı Hikmet Genç (@hikmetgenc): Bayağı bir sıkıntı yaşanmış. ABD maalesef böyle.
İstanbul Erkek Lisesi, Çanakkale Savaşı’nda çok sayıda öğrencisini şehit vermiş bir okul. Fakat mankurtlaşma öyle bir boyuta ulaşmış durumda ki, öğrenciler ve velileri yine aynı çetenin baskısıyla Çanakkale şehitliği ziyareti sırasında Eceabat Müftüsü’nün yaptırdığı duayı da protesto ettiler.
Atatürk olsa bir dakika beklemezdi. Çünkü bu artık bir milli güvenlik sorunu. Abitur diploma uygulaması derhal iptal edilmeli.
Darbe döneminde alelacele alınan ve kendi öz evlatlarımızı devşiren bu yanlış karardan vazgeçilmelidir.
Murat Özer, Akşam Gazetesi, 9 Haziran 2026
OKUL MU DEVŞİRME MERKEZİ Mİ?
İstanbul Erkek Lisesi mezuniyet töreninde öğrencilerin okul müdürünü sırtına dönerek konuşturmaması ve velilerin küfürlü protestoları sonrasında törenin iptal edilmesi çok konuşuldu.
Alman vakıflarından fonlu medyaya göre “Atatürkçü gençler gerici müdürü” protesto etmişti. Yaşananlar ülkenin en parlak öğrencileriyle, onlara gerici bir anlayışı dayatan müdürün şahsında Millî Eğitim Bakanlığı arasındaydı.
Öyle ya, ülkede ne kadar güzel şey varsa “dinci-gerici Atatürk düşmanı iktidar” ona düşmandı.
Oysa gerçek, otel odalarında basılan hırsızların peştamallarıyla örtemediği suçlar kadar ortada. Hakikat, maskelerle perdelenemeyecek kadar başka.
Bu okul İttihatçı Mehmet Nadir tarafından Numune-i Terakki adıyla 1884’te kurulmuştu. II. Abdülhamid’e darbe teşebbüsünde okulun merkezi bir rol üstlendiği ortaya çıktığında ise kapatılıp devletleştirilmişti.
Yani Türk Devleti’yle kan uyuşmazlığının tarihi kuruluşuna kadar gidiyor. Geçtiğimiz yıl okulun yatakhanesinin camından “İttihatçılar ölür İttihatçılık ölmez” yazılı pankartın sallandırılması aslında okulda fiilen hâkimiyet kuran “çetenin” neler yapabileceğini gösteriyordu.
Okulda Almanların etkisi 1950’lerde başladı. Fakat ülkenin en başarılı öğrencilerinin girebildiği liseye Alman Devleti’nin adeta çöreklenmesi 1997’de başladı. Ne tesadüf ki, bu sırada ülkede 28 Şubat darbesi yaşanıyordu.
Almanya ile yapılan anlaşma sonucu öğrenciler mezun olduklarında aldıkları “Abitur diploması” sayesinde Almanya’da istedikleri üniversiteye sınavsız girebileceklerdi. Böylece gençler sadece Alman kültürüyle hemhal olmakla kalmayacak, aynı zamanda devletin imkânlarıyla yetişip tüm birikimlerini Alman Devleti’nin hizmetine sunabileceklerdi.
Liseye giriş sınavlarında her yıl tam puan yapacak kadar zeki ve başarılı 150 Türk genci bu okuldan mezun olduktan sonra soluğu Almanya’da alıyor. Zaten Türkçe ve Tarih gibi birkaç istisna dışında tüm dersler Almanca olduğu için Türkiye’deki üniversite sınavlarında başarılı olma şansları oldukça düşük. Bunun için Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji ve Sosyoloji gibi derslere Türkçe olarak ayrı bir mesai harcamak zorundalar.
Kavga da tam bu noktada patlak veriyor. Bakan Yusuf Tekin Abitur uygulamasının öğrencilerin yarısını kapsamasına dair bir çalışma başlatınca Alman Büyükelçiliği telaşa kapılıyor. Dışişleri Bakanlığı’nı atlayarak doğrudan okul idaresiyle görüşüyor ve uygulamanın aynen devam etmesini istiyorlar.
Yani törendeki protestonun arkasındaki asıl mesele bu.
Yusuf Tekin devletimizin yetiştirdiği çocukları kaptırmak istemiyor; Almanlar ise adeta bedavaya elde ettikleri bu insan gücünden vazgeçmek istemiyor.
Fonladıkları medya ve yetiştirdikleri monşerler aracılığıyla okulda adeta çete gibi hareket eden yapıyı öne sürmeleri bu yüzden.
İşte İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür ve Okul Müdürü Hikmet Konar, bu çeteye boyun eğmeyip dik durarak devletimizin itibarını korudular.
Almanya’nın ülke dışında benzer statüye sahip yaklaşık 140 okulu var. Fakat sadece Türkiye’deki İEL “devlet lisesi”. Diğerleri oldukça pahalı özel liseler.
Yani bu ülkelerde parası olana Almanya’da üniversite kapısı açık. Oysa biz devletin tüm imkanlarını seferber edip yüksek burslar verdiğimiz çocuklarımızı kendi ellerimizle bir başka devletin hizmetine gönderiyoruz.
Atatürk maskesi ise her yerde olduğu gibi burada da toplumu manipüle etmenin bir aracı. Oysa Atatürk bunun gibi tüm yabancı okulları çıkardığı Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla devletimizin uhdesine almıştı.
O gün de başta Fransa olmak üzere, İngiltere, İtalya ve ABD Türkiye’ye ültimatom gönderip “müfredata karışma” diyordu. Atatürk hiçbirisini dinlemedi. Bir gecede kapattığı sadece Fransız okullarının sayısı 38'di. Okullar ancak yabancı bayraklar ve haç gibi dini semboller binalardan kaldırılıp MEB’e “tamamen” bağlandıktan sonra yeniden açılabildi.
Mustafa Kemal döneminde bir Yahudiler hakkında bir de Yunanlılar hakkında olumsuz yayım yapmak yasaktı.
Osmanlı ve müslümanlara atış serbest!
Kaynak; Devlet Arşivi
CHP'de yönetim tartışmaları devam ederken, partinin önde gelen isimlerinden Veli Ağbaba’nın 10 yıllık şoförü Gökhan Cumalı’nın Cumhuriyet Savcılığına verdiği iddia edilen ifadeler gündeme bomba gibi düştü.
Adli kaynaklardan edinilen bilgilere göre, resmiyette İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) kadrosunda yer alıp maaş almasına rağmen Özel ve Ağbaba ailelerine şoförlük yaptığını belirten Cumalı; ifadesinde paravan şirket ihalelerinden poşetlerle taşınan dövizlere, lüks hediyelerden delil karartma talimatlarına kadar birçok çarpıcı iddiayı tüm detaylarıyla paylaştı.
Gökhan Cumalı’nın savcılık ifadesine yansıyan ve siyaset kulislerini hareketlendiren iddialar şu şekilde:
Şoförün Üzerine Paravan Şirketle İhale Oyunu: Şüpheli sıfatıyla ifade veren Cumalı, Özgür Özel ve Veli Ağbaba’ya yakınlığıyla tanınan iş insanı Turgut Koç’un, 2015 yılında belediyelerden ihale almak amacıyla kendi adına paravan bir şirket kurduğunu öne sürdü.
Bu şirket üzerinden Ataşehir Belediyesi'nden ihale alındığını belirten Cumalı, şirketi 2016 yılında yeniden Turgut Koç'a devrettiğini ancak Koç'un bu paravan yapı üzerinden belediyelerden ihale almaya devam ettiğini iddia etti.
Kargo Poşetinde 100 Bin Dolarlık Sevkiyat: İfadede en dikkat çeken noktalardan biri de 4 Mart 2024 tarihli WhatsApp yazışmalarına dayanan döviz transferi oldu.
Cumalı, Veli Ağbaba’nın talimatı doğrultusunda Bostancı’da yol kenarında esmer, kirli sakallı bir şahıstan içinde 100 bin dolar bulunan mavi bir kargo poşeti teslim aldığını ve bu parayı Maslak’taki Mördak Stüdyoları'na götürerek teslim ettiğini beyan etti.
Özel'in Danışmanlarına Lüks Telefon Hediyeleri:Gökhan Cumalı, Veli Ağbaba'nın talebiyle CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in danışmanları Gülen Göksu Ercan ve Mine Aytop'a hediye edilmek üzere ayarlanan 2 adet iPhone marka telefonu TBMM'den teslim alarak bizzat kendilerine ulaştırdığını söyledi. İfadede ayrıca lüks viski hediyelerinin de dağıtıldığı öne sürüldü.
"Yazışmaları Sil" Talimatıyla Delil Karartma Girişimi:
Yaşanan bu hareketliliğin ardından Veli Ağbaba’nın, şoförü Cumalı’ya geride iz bırakmamak adına "tüm yazışmaları sil" talimatı verdiği iddia edildi. Bu talimat adli kayıtlara "delil karartma girişimi" olarak geçti.
SAMAŞ şirketi ve Kayseri Şeker Fabrikası arasında bir dava oluyor ;
Dava Yargıtay’a taşınıyor.
- 2014’te Necmettin Keskin, durumu Mansur Yavaş’a iletiyor.
- Yavaş bu işi Yargıtay’da çözmesi karşılığında 1 milyon 200 binlik TL istiyor.
İster iş komisyoncu deyin ister rüşvet.
Sahip olduğumuz kapasitenin değerini, etrafımızı kuşatan kriz fırtınasına baktığımızda çok net görebiliyoruz.
Tarihin ve kaderin bize yüklediği sorumlulukların idrakinde olarak inşallah bu kapasiteyi içeride ve dışarıda tahkim etmeye devam edeceğiz.
2019-2025 yılları arasında belediyelere ait kedi ve köpek maması ihalelerini tek tek incelemeye başladım. Daha 2022 yılındayım ve yüz milyonlarca liralık bu ihaleleri alan şirketlerin vergi levhalarını görün ağlarsınız. Ayıptır, günahtır, vatan hainliğidir. Şirket şirket hepsini yazacağım.