Az önce podcastte çok güzel bir söze denk geldim. Diyordu ki: Aslında seni arasa ömrü yetmez bulmaya; ama tesadüfen bulduğu için sıradan sanıyor. Anlam yüklediğimiz onlarca şeyin özetidir.
1 tane hayvan derneğinden tepki gören oldu mu? Çıt yok. İşin ucunda NATO Olunca hepsi sus pus oldu. Kendi vatandaşını sağlığı, çoluk çocuğun canı söz konusu olunca hepsi ağzından salyalar saçarak ortalığa dökülüyor.
Şunu artık anlamak lazım: Mevcut iktidar Türkiye’nin sorunlarını ''çözemiyor'' değil, ÇÖZMÜYOR.
İşte iktidarın, bu ülkenin en temel sorunlarını çözmemek için BİLEREK ve İSTEYEREK yapmadıklarının ''kısa'' bir listesi:
- Kışın milyonlarca vatandaşın karanlıkta evden çıkıp karanlıkta eve dönmesine sebep olan kalıcı yaz saati uygulamasını kaldırmak.
- Gıda denetimlerini artırarak vatandaşların içinde ne olduğu belirsiz ürünler tüketmesinin önüne geçmek.
- Tekelleşen ve vatandaşa diğer ülkelerdekinin çok üzerinde fiyatlandırmalar sunan GSM operatörlerini sıkı denetim altına almak.
- Cumhurbaşkanlığına bağlı VIP uçak filosuna her sene yeni uçaklar eklemek yerine ihtiyacımız olan yangın uçaklarını temin etmek.
- Temu, Uber, PayPal, Apple Pay, Google Pay, Booking, Roblox, Airbnb, Wattpad, Starlink, Discord, Samsung Pay, Threads, Amazon Global gibi global platformları yasaklamak yerine dijital erişim özgürlüğünü güvence altına alan düzenlemeler yapmak.
- İlköğretim öğrencilerine bir öğün ücretsiz yemek vererek yabancı yaşıtlarına kıyasla bilişsel ve fiziksel gelişimde geri kalmalarının önüne geçmek.
- Verilen mide bulandırıcı yemekleriyle, 6-7 kişinin kalmak zorunda kaldığı daracık odalarıyla, her yıl düşen asansörleriyle, rezil haldeki KYK yurtlarına el atıp yaşanabilir yurtlar inşa etmek.
- Vatandaşların yanı başımızdaki Avrupa ülkelerinde seyahat özgürlüğü elde etmesi adına resmi adımlar atmak.
- Öğrencilere verilen günlük 133 TL gibi saçmalık derecesindeki devlet bursunu insani seviyelere çekmek.
- Çok basit düzenlemelerle farklı sosyo-ekonomik seviyedeki vatandaşlar arasında vergi adaletini sağlamak.
- Kadın cinayetlerini ''münferit olay'' diye geçiştirmemek ve İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmemek.
- Kamuda mülakatı kaldırarak torpilin önüne geçmek.
- Kamu kurumlarında çalışıyor gibi gözüken ama vatandaşı tersleyip hiçbir işe yaramayan bankamatik memurlarının iş akdine son vermek.
- 174 MİLYAR TL ile 8 bakanlığın ödeneğini geride bırakan Diyanet'in akıl almaz bütçesini mantıklı seviyelere çekmek.
- Gençlik festivallerini, konserleri, kültürel etkinlikleri yasaklamayarak zaten umutsuzluk içinde olan gençleri daha da karamsarlığa sürüklememek.
- Devlet okullarına yeterli TUVALET KAĞIDI ve SABUN temin etmek.
- Her mahalleye ihtiyacının dışında onlarca cami inşa etmek yerine; hiçbir sosyal alanı bulunmayan, sınıflarında 30-40 öğrencinin bulunduğu, iç karartıcı devlet okullarını yenilemek, fiziki kapasitelerini artırmak.
- Özel sektörde torpilin, adam kayırmanın önüne geçmek için caydırıcı cezalar ve denetimler getirmek.
- Her felakette aynı kaosu yaşamak ve ''KADER PLANI'' demek yerine bu felaketleri yaşamadan önce doğru kriz yönetim planları geliştirmek.
- ''Her yere üniversite açacağız, herkes üniversite mezunu olacak'' gibi salak saçma bir anlayış yerine, yeterli sayıda ama eğitim kalitesi yüksek, dünya ile yarışır üniversiteler hayata geçirmek.
- İktidara yönelik eleştirilerini dile getiren gençleri, muhalif siyasetçileri, hakkını arayan işçileri-emekçileri yaka paça gözaltına almak yerine, sokakta elini kolunu sallayarak dolaşan 32327812 sabıkalı gerçek suçluları hapse tıkmak.
- Kendi partisinin iki bin nüfuslu kıytırık ilçe başkanının dahi onlarca koruma ve mersoyla gezmesinin önüne geçerek kamuda gerçekten tasarruf sağlamak.
- İmar aflarıyla şehirleri mezarlığa çevirmek yerine, riskli yapıları gerçekten denetlemek ve dönüştürmek.
- CB kararıyla eski iktidar vekillerini üniversitelere rektör olarak atamak yerine, üniversitelerin bağımsız yönetimlere sahip olmasını sağlayarak bu eğitim kurumlarını siyasileştirmemek.
- Halihazırda çarpık kentleşmenin pençesindeki şehirleri Hindistan’dan farksız hale getiren çirkin ve devasa tabelaları tek bir düzenlemeyle ortadan kaldırmak.
- Anayasa ile tüm vatandaşların ortak malı haline getirilmiş olan sahillerimizi mafyaya, rantçılara teslim etmeyerek üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde vatandaşın denizle arasına engel koymamak.
- Yeterli öğretmen ataması yaparak bir öğretmene 40 öğrenci düşmesinin önüne geçmek.
- Muhalif siyasetçilere ağzına geleni söylemek ve kaybedeceğini anlayınca onları hapse atmak yerine devlet adamı olmanın ilk şartı olan ''siyasi etik'' bilmek.
- Tarımı bitirip çiftçiyi ithal ürüne mahkûm etmek yerine, üreticiyi destekleyerek gıda fiyatlarını kontrol altına almak.
- Kendi destekçilerine gül dağıtırken muhalif vatandaşları düşmanlaştırmamak ve böylece aynı topraklarda yaşayan insanları kutuplaştırmamak.
- Daracık sokakların, birbirinden alakasız çirkin binaların ve çarpık kentleşmenin hâkim olduğu şehirleri; geniş sokakları, sıkı yapı denetimi ve birbiriyle uyumlu yapıları olan düzenli şehirlere dönüştürmek.
- Koca bir ülkede yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı tek bir kişinin talimatına bağlamak yerine, yönetim mekanizmasının liyakat ve kurumsal akılla işlemesini sağlamak.
- Kamu ihalelerini yandaş ve sürekli aynı şirketlere dağıtmak yerine, şeffaf ve denetlenebilir ihale sistemi kurmak.
- Yargının siyasallaşmasının önüne geçerek bağımsızlığını sağlamak ve vatandaşın adalete duyduğu güveni yeniden tesis etmek.
- Kendi cenahında yetişen gençleri TÜGVA etkinliklerinde ağırlayıp “TEKNOFEST gençliği” olarak tanımlarken, kendisi gibi düşünmeyen gençleri düşman görmemek.
- Bu ülkede doğmuş, bu ülkede yetişmiş ve zaten birçok zorlukla mücadele etmek zorunda kalan sağlık çalışanları için “giderlerse gitsinler” dememek ve bu şekilde ortadoğulu sağlıkçı ithal etmek zorunda kalmamak.
- Bir skandal, ihmal ya da felaket yaşandığında hatayı başka yerlerde arayıp sorumluluktan kaçmak yerine, bir kez olsun adam gibi İSTİFA edebilmek.
Binaları görünmesin diye kapatma işi çok yanlış olmuş. Düşünsene orada haysiyetinle şerefinle yaşıyorsun ama devletin senin yaşadığın hayattan utanıyor. Orada yaşadığınızı düşünün...
Bu kadar mücadelenin içinde ayakta kalabilen avukat olur; kalamayan ziyan olur.
Avukatlık öyle bir serbest meslektir ki bazen iki üç ay tek kuruş kazanamazsınız. Moraliniz bozulur, uykularınız kaçar. Hele bir de bakmakla yükümlü olduğunuz bir aileniz varsa, yükünüz daha da ağırlaşır.
Bazen de öyle dönemler olur ki nefes almaya, yemek yemeye, ailenizi görmeye vakit bulamazsınız. Biraz para kazanırsınız belki ama bu kez de işin stresi, müvekkilin beklentisi, dosyanın ağırlığı zihninize çöker.
Bir de adliye gerçeği vardır. Avukatlık, biraz da reddedilmek ve o retlerle mücadele etmektir. Talebiniz reddedilir, itirazınız reddedilir, emeğiniz görmezden gelinir. Bu da insanda ciddi bir yılgınlık oluşturur.
Sonuç olarak avukat, feleğin çemberinden geçer. Gerçekten avukatlık yapan biri, 30 yaşından sonra artık bambaşka bir insandır.
Bu kadar mücadelenin içinde ayakta kalan avukat olur; ayakta kalamayan ziyan olur.
Bu görüntülere iyi bak Türk.
Her sene sırf sen gireme diye binlerce polisin seferber edildiği, onlarca tomanın, barikatın önüne dizildiği, tam 13 senedir hiçbir etkinliğin yapılmadığı Taksim Gezi Parkı'nda elin Avrupalısı için içkili müzikli panayır düzenleniyor.
Sen bu hükümet için üvey evlatsın, anla artık. Bunlara göre sana mutluluk haram, sana kendi ülkende özgür olmak haram.
Geçen sene depremzeleder buraya çadırlarını açmak istediklerinde çevik kuvvet diktiler başlarına yahu daha ilerisi var mı? Hala neyi tartışıyoruz, hala neyin hesabını yapıyoruz?
Dicle'de görev yapan bir hakime görevi kötüye kullanma suçundan 14 ay 17 gün hapis cezası verildi.
-234 dosyada ara karar kurmadan, celse erteleme sebebi belirtmeden duruşmaları erteledi.
-609 dosyada duruşmaları en az 5 ay, en fazla 10,5 ay sonraya bıraktı.
-138 dosyada karar celsesinde tutanağa kararı yazmadı.
-128 dosyanın gerekçeli kararında ya hiçbir gerekçeye ya da yeterli seviyede gerekçeye yer vermedi.
-Verdiği HAGB kararlarının kaldırılmasından sonra tepki olarak ilk duruşma tarihlerini 7-9 ay sonraya bıraktı.
-Tanık olarak dinlenen mübaşir ifadesinde "Hakim bey gerekçe yazmıyordu. İstinaf kararlarımı bozuyor bende bundan sonra karar vermem" dedi.
-Sanık hakim ise "Yaşça büyük olabilirim ancak meslekte henüz birinci yılımdı, o nedenle soracak ve danışacak kimsem de yoktu" diyerek kendini savundu.
(Nefes)
Ben fenerbahçeli doğdum ve fenerbahceli yetistirildim rutin olarak hicbir seye hevesim yok ama hicbir seyden de vazgeçmedim. Ben beni yenebileceğin ya da yıpratabilecegin bir mentale sahip değilim
Avukatlık mesleği tam da böyle bir meslek işte arkadaşlar.
Ameliyat olacağım bilgisini paylaşıyorum bir süre işlerim ile ilgilenemeyeceğimi bildirerek, gelen mesaja bak.
Hayatın en büyük sırrı şudur: Kendini her
an yeniden kurabileceğini fark etmek. Yeni
bir düşünce biçimi, yeni alışkanlıklar, yeni
bir çevre, hatta bambaşka bir yol.. Hiçbir
şey seni, hep aynı insan olarak kalmaya
zorlamaz. “Bu halim eskidi, şimdi kendimi
yaratıyorum” bu...
Duruşmada hakime hitaben “Dosyayı incelemeden çıkarsanız böyle olur, burada babanızın uşağı yok.” diyen Avukat’ın sözleri ağır eleştiri niteliğinde olup, hakaret suçunu meydana getirmez.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi
2014/16690 E.
2014/14210 K.