evet gençlik ve yaz dizilerini özledik, gençler de pırıl pırıl ama dizinin repliklerini z kuşağı zaten şöyle diye söylenen 60 yaşında birisi mi yazıyor acil repliklere el atılmalı #daha17
Yani ülkede şak diye üniversite kapatılıyor, bunu konuşmuyorsunuz da bilmem kaç bin sıralamalı insanlar nasıl msgsü mezunu olur bunu tartışıyorsunuz. Bu ülke sizin değerinizi yks sıralamasıyla ölçmeyi dayattı siz de sorgusuz sualsiz aldınız öyle mi?
ŞAFAKTA ALINMADIN, AYNADA YAKALANDIN.
Adı Damla'ydı. Ama kimse öyle çağırmadı. Çünkü Damla sakin çağrışım yapıyordu; akışkan, berrak, sessiz. O ise yanlış yazılmayı sevdi. Yanlış yazıldıkça görünür oluyordu. "Danla" dedi kendine. Yanlışın doğruya tercih edildiği bir çağda, bundan daha isabetli bir seçim olamazdı.
İlk paylaşımları zeki değildi; hızlıydı. Düşünülmemişti; refleksiydi. Ama alkış aldı. Alkış geldikçe cümleler kısaldı, kısaldıkça derinlik ortadan kayboldu. Derinliğe gerek yoktu zaten; algoritma yüzeyde yüzmeyi seviyordu. Danla da yüzdü. Hem de kulaç atmadan.
Tanınmak bir meslek haline gelince, çalışmak gereksizleşti. Bilmek yerini bilinir olmaya bıraktı. Üniversiteye gitti; çünkü gidememek ayıp sayılıyordu. Devlet üniversitesi olmadı. Olsaydı belki de uğraşmak gerekecekti. Oysa parayla girilen kapılarda zeka sorulmaz; kart geçer, kapı açılır. Zeka, story'de gerekiyordu; derste değil.
Para geldi. Para gelince her şey geldi zannetti. Işıklar, markalar, davetler… Ama ışık vurdukça gölge de büyür. Ne giyerse giysin, üzerinde hep bir eğreti durdu. Çünkü bazı çantalar pahalıdır ama taşınmayı sevmez. Taşıyanın eli titrer. Çin malı Hermes gibi: uzaktan parlıyor, yakından bağırıyor.
Para çoğaldıkça aynayla kavga başladı. Aynadaki silüetle bir türlü anlaşamadı. Önce burnu konuştu aynada; "bir tık daha kalksak mı" dedi. Sonra dudaklar söze girdi; "biraz dolgun, ama abartısız" dendi. Elmacık kemikleri yükseldi; yüz daha "net" oldu. Çene keskinleşti, kaşlar yer değiştirdi, bakışlar sertleşti. Göğüsler simetriyi öğrendi, bel inceldi, kalçalar "oran" kazandı. Beden, her operasyondan sonra daha çok benzemeye başladı; ama kime, belli değildi. Aynada gördüğü her yeni versiyon, bir öncekini küçümseyerek geldi. Her dikişle "eski hal" ayıplandı. Eski fotoğraflar silindi. Çünkü geçmiş, bugünün filtresine uymuyordu.
Ayna sonunda sustu. Ama karakter konuşmadı. Estetik, yüzü düzeltti; huyu yerinde saydı. Çünkü bıçak teni keser, alışkanlığı değil. Bandajlar açıldıkça yeni bir yüz çıktı; ama eski refleksler yerinden oynamadı. Like'lar arttı, özgüven sandığı şey kabardı. O kabarıklığın altında, değişmeyen bir boşluk kaldı.
Çevresi kalabalıklaştı. Hepsi "özgür"dü. Hepsi "rahat"tı. Hepsi "bir şey olmaz" diyordu. Kimse "olur" demedi. Çünkü "olur" demek sorumluluk ister. Sorumluluk da like düşürür. İrade ise kalabalıkta sessizleşir; özellikle herkes aynı kahkahayı atıyorsa.
Sonra kapı çaldı. Ne dramatik bir çöküş oldu ne de destansı bir kurtuluş. Kısa bir duraksama. Kısa bir yüzleşme. Daha çok da rahatsız edici bir ayna. Aynaya bakmak istemedi. Aynayla dalga geçmeyi seçti. Çünkü bugüne kadar her şeyle öyle baş etmişti.
Yasaklı madde kullandığı iddiasıyla gözaltına alındı. Ve çıktıktan sonra attı o cümleyi. En sona saklanan, final repliği gibi duran cümleyi.
"Devletim test istemiş, vermez miyiz… aaa neyse, şafakta alınmadık da demeyiz."
Kendince zekiceydi. Kendince cesurdu. Kendince sistemle alaydı. Oysa asıl alay edilen şey, neden o kapının çaldığıydı. Şafakta alınmamakla övünmek, sınıfta kalmayınca profesör olduğunu sanmak gibiydi. Mesele saat değildi; zilin niye çaldığıydı.
Devleti suçladı. Sistemi ima etti. Kötü şansı sevdi. Ama en çok da seçtiği çevrenin bedelini başkasına yazmayı sevdi. Çünkü iradeyle seçilen hayatların faturası ağırdır; mizahla hafifletmeye çalışılır.
Damla, yanlış yazılmayı bir kimlik sanmıştı. Danla olarak büyüdü; ama Damla olarak hiç durup bakmadı. Yüzünü defalarca yeniledi; karakteri güncellemedi. Sınıf atladığını düşündü, kültürün bavulunu taşımaya devam etti. Bavul pahalı değildi; alışkanlıklarla doluydu.
Günün sonunda kimse ona bir şey yapmadı. Asıl mesele buydu zaten. Bazı insanlar başına gelenleri "olay" zanneder. Oysa asıl olan, olayın neden hiç şaşırtıcı olmadığıdır.
Ve bazı cümleler vardır; mizah sanılır. Halbuki onlar, insanın kendi aynasına attığı taştır.
Herkes bu benim diyo da burada bahsi geçen NEET (not in employment, education, training) kavramı 16-24 yaş için geçerli. 35 yaşınızda işe ara verdiğinizde NEET olmuyorsunuz
@manyasoprano https://t.co/iRwfPXbeK3
Şunu aldım ben, modeldeki gibi durmuyo ofc tamamen sardı benim bacağımı. Benim baldır çevrem 39 cm. Çok ama çok güzel mi bilemem ama oldu işte haksjs
♦️Dilan Çiçek Deniz, “Oyunculuk, doktorluk ya da öğretmenlik gibi kutsal bir meslek değil” dedi.
♦️Burak Sergen itiraz etti: “Ben doktor ve öğretmen oynayabilirim ama onlar benim yaptığım şeyi yapamazlar. Dünyanın en kutsal mesleği” @omeerrcannnn
Türkiye'de araştırma yöntem bilgisi ve çabası en ileri bölüm bence Psikoloji ve PDR.
Sosyoloji maalesef çok daha geri bu konuda. Sadece nicel değil nitel araştırma yöntemlerini de sosyoloji bölümlerinde öğretemiyoruz.
Cevizlibağ KYK Yurdu’nda öğrencilerin güvenliği ve hakları hiçe sayılıyor. 7 bine yakın öğrencinin kaldığı yurtta yaz tadilatı bahanesiyle yaşananlar, devlet yurtlarının nasıl bir yönetim anlayışıyla idare edildiğini gözler önüne seriyor.