Bolu Belediyesi’nin MHP’li üyesi, aynı zamanda benim fizik öğretmenim olan Sayın F. Zafer Bekler’in emeklilerle ilgili insanın içini titreten konuşması… Buyurun, dinleyelim. 😔
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'ndan güzel bir analiz;
EĞER;
TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...
FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...
ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan SÜMER kültürü çıkar...
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...
Ama hiçbir şey okumazsan
sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın,
başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın,
seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirisini fark etmezsin bile...
12 adaları 1912’de verdik.....
Nerde mi?
Lozan şehrinin Ouchy semtinde.
Şu Lozanda adaları verdik diyip oku emrinden uzak güruhun meydanlarda Lozanda verdik deyip algı yaratması bundan!!
Araştırmayan halk da: “ulan savaşı kazandık- adaları verdik”e inandırıldı...
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.
Sene 1912, “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden 3 yıl sonra, yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.
Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.
Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.
Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915’de Londra'da İtalya'ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim...
Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve
12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir...
Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir...
Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
Parti Sözcümüz Sera Kadıgil, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Bakan Vedat Işıkhan'a hatırlattı:
Fatsa'da göçükten çıkarılamayan 75 yaşındaki kamyon şoförü Ahmet Şahin, Dilovası'nda yanarak yaşamını yitiren 2'si çocuk 6 kadın işçi ve servetine servet katan patronlar!
“Seni sana emanet ettim”
Ağzına kadar dolu iki siyah çöp torbası bir de her yeri yırtık, kir içindeki yatakla çıktım koğuştan. Tahliye ya da sevk olan mahkumun yatağı temiz veya yeniyse koğuştaki pis yatakla değiştirilir. Aylarca pis yırtık yatakta yatan mahkuma daha iyisi çok görülür çünkü adli koğuşlarda. Çoğu, yolda yürürken karşılaştığınızda kaldırım değiştirdiğiniz, korktuğunuz, iğrenip bakamadığınızlardandır. Dışarda bu muameleyi görenlere içeride neler yapılıyordur, neler reva görülüyordur? Hiç düşünmedik, hiç yerlerine koyamadık kendimizi. Unuttuk ama insanın insan olduğu için değerli olduğunu, yaşama, değer görme, var olma hakkını, gözünü dünyaya açtığında kazandığını.
Ters düşmüş mahkum böceğe basmadan selam vererek eşyaları taşımaya başladım. Koridorun sonuna geldiğimde dönüp koğuşuma baktım, “Malta yasak, herkes bölmelerine” narasını duydum. Temizliğe başlanacaktı koğuşta, bir eksik bir fazla hapishanede hayat makinenin dişleri gibi dönmeye devam eder. “Gidiyorsun he gazeteci” diye seslendi gardiyan, “Gidiyorum, merak etme yine gelirim” dedim gülerek. “Hapishanenin suyunu içen, yemeğini yiyen buraya yine gelir” diyen Toso Dayı’yı hatırladım. “Dördüncü tevkifte bakalım ne yaşayacağız” dedim kendi kendime istemsizce. Burası hapishane, burada bir sonraki ne zaman diye düşünürsünüz.
Yatağı teslim edip ellerimde torbalarla hapishane kapısına yöneldim, namıdiğer “han kapısı” karşımdaydı, tahliye olup da çıkmak vardı buradan. Jandarmalar karşıladı “han kapısında”, duymaktan sıkıldığım “suç ne” sorusu yöneltildi hemen. Sorunun devamının gelmeyeceğini tecrübe ettiğim “terör” yanıtını verdim. Torbaları jandarmanın ring aracına fırlattım. Han kapısına son kez bakıp ring aracındaki tabuta oturdum. 3-4 sigara paketi boyutundaki telli pencereden dışarıya baktım, bomboş sararmış otlardan oluşan araziden başka bir şey yoktu. Ring aracı hareket edince elimi cebime attım. Toso Dayı’nın mektubunu çıkardım dişlerimi sıkarak, bir yandan da 5 no’ludaki pis suyun eseri yaraları kaşıyarak koparıyordum. Hapishane kampüsünün bozuk yollarında sallanan ring aracında katlanan mektubu açtım. “40 yıllık gayri meşru yaşantımda senelerimi verdiğim bu demir ve beton yığınları arasında çok insan tanıdım sandım, seni tanıyana kadar. Davanda, yürüdüğün yolda yolun hep açık olsun. Seni sana emanet ettim kardeşim.”
“Eyvallah dayı” deyip dudaklarımı ısırarak ayağa kalktım. Tellerin arkasındaki bina tanıdıktı, 9 nolu betonuna gelmiştik. Elimdeki mektuba çevirdim gözlerimi, Toso Dayı’nın kendisini çizdiği karikatüre baktım, “Allah kurtarsın dayı.”
Bunun adı barış değil ki bunun adı siyaset .
Elbette siyaset yapılabilir .
Neden olmasın .
Her şeyin mümkün olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz .
Sadece adını doğru koyalım.
Sonra hayal kırıklığına uğrayan hep biz,
mağdur olan hep birileri oluyor .
📍Londra'da sıradan bir akşam yemeği!
❗Ekonomik krizde yaşıtları ev sahibi olmanın hayalini bile kuramazken, lüks yaşamıyla sosyal medyada adeta şov yapan, Karayollarından pazarlık usulüyle 10.9 milyarlık ihale kapan 39 yaşındaki Selman Reşitoğlu!
❗ Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile 2021’de Londra’da London RS Properties şirketini kuran amca Abdurrahman Reşitoğlu!
❗Yenidoğan bebeklerin öldüğü skandal sonrası kapatılan TRG Hospital'in, çok sayıda AKP’li belediye ve kamu kurumundan ihale almasına rağmen sadece Beşiktaş Belediyemizden aldığı ihale öne sürülerek Belediye Başkanımız Rıza Akpolat’ın tutuklandığı soruşturmada “suç örgütü lideri” denilen Aziz İhsan Aktaş’ın, Kalyon-Güven Hava Taşımacılığı’nın ortağı; Gürkan Dölekli!
❗Halka “kemer sıkın” vaazı veren, ama boğazına kadar kamu kaynaklarındaki yozlaşmanın içine batmış Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek!
❗Londra’daki tefeciler uzaklarda değil, devletin tam göbeğinde!
Erdoğan Roma'ya sabah gitti akşam döndü. Mutad vechile uçağa yüklenen maiyet kâtiplerine dağıtılan metinle zaferlerini de anlata anlata yine bitiremedi, mangalda kül bırakmadı
Oysa sözde "kısa günün kârı" ziyaretin akabinde İtalya 5.000 yurttaşımızın vize başvurularını iptal etti. Bu aşağılamanın "teknik gerekçeden" kaynaklandığını izah (!) için İtalyan hükümetinin yardımına koşmak ise vergilerimizle beslenen DMM'ye (Açılımı: Saray Propaganda Müdürlüğü) düştü
Üstelik kamu şirketi ASELSAN'ın doğrudan rakibi Leonardo ile damad-ı şehriyariye ait özel şirket BAYKAR'ın anlaşması da mağrur kayınpederin müşfik bakışları ve alkışları altında gerçekleşti. Böylece BAYKAR Leonardo üzerinde ASELSAN'ı Avrupa pazarlarının dışına itecek, saraydan destekli haksız rekabetle önüne geçecek
Bu kepazeliği eleştirdiğimiz, sorguladığımız için de "yerli&milli değilsiniz, biz iktidara gelmeden önce traktör bile ürütülemiyordu" yollu yaygara koparılacak, tantana yapılacak
Soralım: BAYKAR'ın Leonardo ile anlaşması ASELSAN'ı nasıl etkiler? Plan, ASELSAN'ı da BAYKAR'a satıp, Türkiye'yi zihinlerinizdeki Putin tarzı tek adam rejimine daha çok yaklaştırmak mı? Suçluların telaşıyla bağırıp çağırmadan cevap verin
Cumhurbaşkanı tarafından bir profesöre bunu evlendirin demek. İnsanları bu kadar basit görmek nasıl bir anlayıştır. Bu kelimeyi bir profesöre bir insana bu kadar rahat nasıl kullanabilir bunu evlendirin eşya mı bu ?
Kişilerin medeni durumu çocuk durumu senin ne ilgilendirir nasıl karışırsın da bunu evlendirin talimatı verirsin …..
Sayın Cumhurbaşkanı @RTErdogan makamınızı temsil eden bir danışman, hiç bir zaman bu seviyesiz üslupla konuşmamalıdır. Bulunduğu mevki, devlete yakışır bir duruş ve saygınlık gerektirir. O mevkiyi layıkıyla taşıyan kişi, bir kadın yazara ve zaten kimseye terbiye sınırları dışına taşarak saldırmaz, böylesine ayıplanacak bir davranış sergilemez.
Şahsı, makamınıza ihbar ve dikkatinize havale ediyorum.
Saygılarımla.
Tayyip Erdoğan 2008 yılında başbakanlığı döneminde özellikle Doğan Grubu yayınları başta olmak üzere gazete boykotu önermiş. Tuncay Özkan görüntüleri buldu yayınladı.
Ekrem İmamoğlu ile ilgili birkaç kelam etmek isterim. Yıllardır radyo programcılığı yapıyorum. Bu süre zarfında hiçbir resmi kurum tarafından ben, meslektaşlarım davet edilmedik, sorunlarımız sorulmadı. Bizler basın mensubu olarak tanınmıyoruz, sarı basın kartımız yoktur mesela…
Ekrem Bey, başkan seçildiği ilk yıl, Dünya Radyo Günü’nde, radyo programcılarını davet etti. Çok şaşırmıştım belediyeden davet için aradıklarında. İlk kez mesleğimiz bir makam tarafından ciddiye alınmıştı. Her görüşten radyo programcısı davetteydi. Normalde hiç bir araya gelemeyen radyo programcıları en azından senede bir, birbirimizi görme, tanıma, anlama imkanı, fırsatı buluyorduk bu davetlerde.
Ekrem Bey’in iyi bir radyo dinleyicisi olduğunu, radyoya önem verdiğini, yaklaşık üç saat süren bu davetlerde anladık.
Sonra bunu gelenek haline getirdi kendisi. Her sene, Dünya Radyo Günü’nde bu daveti aksatmadan, aralıksız tekrarladı. Mesleki sorunlarımızı anlattık, yapılması gerekenleri söyledik, İstanbul’da yaşadığımız, gördüğümüz eksikleri aktardık. Hepsini özenle not alıyordu.
İlk kez bir politikacı karşımızdaydı. Mış gibi yapmıyor, her birimizin gözünün içine bakarak konuşuyordu. Yüzüne eleştiriler de yapılıyordu, şakalar da… Tam olması gerektiği gibi…
Ben sokak hayvanlarının yaşam hakkıyla ilgili eleştirilerimi yapmış, çözüm önerilerimi sunmuştum misal… Bazıları gerçekleşince çok sevindim. Deprem ve kriz anında radyonun önemini, yapılması gerekenleri konuştuk hep birlikte.
Son toplantıda yine bir eleştirim oldu. Hepsinde olgunlukla dinleyip, teşekkür etti.
Senede bir topluca gerçekleşen bu davetlerin dışında ne gördüm ne konuştum kendisiyle. Yayınıma konuk olarak almayı bile başaramadım.
Bir fincan kahvenin bile kırk yıl hatırı vardır.
Şimdi bakıyorum; altı yıldır her Dünya Radyo Günü’nde, o davetlerde olup, sorunlarımızı dile getiren, şakalar yapan radyo programcısı meslektaşlarımın çoğu bugün sessiz. Olanı biteni sorgulayan, yazan, çizen çok az kişi var. Hiçbir şey olmamış sanki…
Hatta konunun haber değeri bile yok…
Konu benim için İmamoğlu’nun ötesinde adalet, adelet karşısında herkesin eşit değerlendirilmesi ve evrensel hukukun işlemesidir.
Yaşananları görmezden gelmek, sorgulamamak, en azından bir geçmiş olsun dememek de vicdanıma, duruşuma terstir.
✅ Ortaokulda biz öğrencilerden basketbol potası almak için para toplanıp, potayı almadıklarında gazeteye mektup yazmıştım. Mektubum gazetede yayınlanınca, müdür o gazeteyle dövmüştü beni… Bakanlık inceleme başlattı.
(O potalar alındı)
✅ Kenan Evren Süper Lisesi’ndeyken, bir darbecinin adı okulumuzun adı olamaz diye imza toplayınca okula polis gelmişti…
(Okulun adı İstanbul Anadolu Lisesi olarak değişti)
✅ Yine lisedeyken, başörtülü ablalarım üniversitelerine alınmayınca; Marmara Üniversitesi’ndeki eylemlere katılıp cop yemiştim…
(Artık böyle bir engel yok)
Ve sonrasında daha bir sürü şey…
Farkında olmadan bir aktiviste dönüşmüştüm zamanla.
Geri dönüp baktığımda, tarihin hep doğru yerinde durmaya çalıştım.
Bazı şeyler siyasetle değil, vicdanla ilgilidir. Vicdan sustuğunda, geriye hiçbir şey kalmaz.
İnsan darda kalmaya görsün…
Hepimiz oradaydık oysa…
Kahve fincanları da…
Kahvenin de mi hatırı yok?
Bir kez daha geçmiş olsun Sn. @ekrem_imamoglu
Yayınevlerine talebi gönderdik; bundan sonra Evrim Ağacı bünyesindeki kitaplar D&R ve idefix üzerinden satılmayacaktır.
CNN Türk gibi televizyonlardan gelen talepler reddedilecek, YouTube kanalımızdaki az sayıda reklamda bu konuda ekstra seçici olunacaktır.
Önemle duyurulur.