MÜSLÜMANLARA ZULÜM BİTMİYOR: AZERBAYCAN'DA BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI!
Azerbaycan’da devlet okullarındaki kıyafet kurallarında yapılan yeni düzenlemeyle, okul üniformasının bütünlüğünü bozduğu ve “laiklik ilkesine uygun olmadığı” gerekçesiyle bazı ek giyim unsurlarına izin verilmeyeceği açıklandı. Yasağın uygulanmaya geçmesiyle birlikte başörtüsüyle okula gelen öğrenciler içeri alınmayarak geri gönderildi.
Bir Müslüman için başörtüsü, üniformaya eklenmiş sıradan bir kıyafet parçası değildir. O, inancın ve kulluğun bir gereğidir. Nitekim Allah (svt) şöyle buyuruyor:
“Başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar.”
(Nûr, 31)
Bu ayet, başörtüsünün Müslüman kadın açısından neden yalnızca bir kıyafet tercihi olmadığını, Allah'ın emri gereği Müslüman kadın için bir farziyet olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla inancının gereğini yerine getiren bir öğrencinin başörtüsünü eğitim hayatının dışında bırakmak, meseleyi kıyafet düzenlemesinin ötesine taşımaktadır.
Başörtüsü bir üniforma meselesi değil, iman ve itaat meselesidir. Bir Müslümanı Rabbine itaat etmek ile eğitim hakkı arasında bırakmak ise özgürlük değil, inancına müdahaledir. İşte laik sistem söz konusu Müslümanlar olunca kendi putunu yemekten geri durmamakta, İslâm düşmanlığını ayan beyan ortaya koymaktadır.
Şu bir kez daha anlaşılmıştır ki Müslüman, İslâm'ın kamilen uygulanacağı Raşidi Hilafet Devleti olmadıkça bu dünyada rahat ve huzura kavuşamayacaktır!
#AnaparamızıVerin
#SerenaySarıkaya
#salı
#GazzeyiUnutmayın
#GazzedeZulümArşaDayandı
BM gibi hiçbir işe yaramayan bir yapının genel kurulunda konuşan devlet başkanları Gazze meselesini gündem ettiler. Hepsi de hiçbir şey yapmadıkları halde puan toplamaya çalıştı. Belki de bazıları vicdanlarını rahatlatmak istedi.
CB Erdoğan'dan çok daha sert ve kuvvetli şeyler söyleyenler dahi oldu.
Ama kim yaparsa yapsın bu konuşmalar hiçbir işe yaramıyor. Zira bu konuşmaları yapanlar daha sonra "İsrail'in" hamisi ve suç ortağı olan Trump'ın kendilerine verdiği küçük payeler ile mutluluktan havaya uçuyorlar.
Trump'dan alacakları bir övgü için milyarlarca dolarlık anlaşma yapıyorlar.
Kürsüde duyar kasıp hamaset yapanlar, çağın Firavunu ile iş tutup emrine amade oluyorlar.
Sihirbazlar ise yapılan işten ziyade söylenen üç beş sözün algısını yapıp halkı aldatmaya devam ediyorlar. Ne diyelim; iyi seyirler sayın seyirciler.
Ama unutma!
SOYKIRIM DEVAM EDİYOR
İki gündür BM Genel Kurulu'nda liderlerin yaptığı konuşmalar üzerinden değerlendirmeler yapılıyor ve maalesef siyasi kamuoyu, gelenek haline gelmiş bu hamasi konuşmaları sadece alkışlıyor.
Filistin hala işgal altında, Gazze'de soykırım, açlık ve ölüm devam ediyor, sömürgeci ABD'nin Başkanı Trump aynı kürsüde Müslüman beldelere karşı başlattığı savaşı, yaptığı katliamları övünerek anlatıyor ve Gazze'deki direnişi terör olarak tanımlıyor. Buna rağmen Müslüman beldelerin liderleri çıkıp asıl teröristin kim olduğunu açıklamıyorlar, aksine ABD'nin bölgesel sömürge politikalarını destekleyen beyanatlarda bulunuyorlar. Yetmedi işgalci Yahudileri masum görecek kadar ileri gidebiliyorlar, İslam'ın kalbi Şam'da elçilik açıp bayraklarını dalgalandıran ülkeleri takdir edebiyorlar ve küresel sömürgeciliğin kılıfı olan uluslararası sistem ve kurumlarına methiyeler dizebiliyorlar.
Unutmamak gerekir ki, BM'nin işlevsiz içi boş bir kuruluş olduğunu bildiğimiz halde liderlerin hamasi konuşmalarını alkışlamak, onların bütün bu yanlışlarını onaylamak demektir.
Son günlerde pompaya yansıyan zamlarla birlikte mazotun litre fiyatı 100 TL’yi aştı. Bundan 15 sene önce 100 TL’ye 30 litre mazot alınabiliyordu.
İşin inkar edilemez gerçeği ise; bu zamlar sadece pompayla sınırla kalmayacak ve hayatın sair alanlarına da olumsuz manada etkisi olacaktır.
Ekonomik zorluklar, artan maliyetler, yüksek enflasyon ve borçlanma yükü hayatın her alanını olumsuz manada etkilemektedir.
İnsanlar hayatlarını idame etmekte zorlanıyor…
Ticaret meşgul olanlar ayakta kalma mücadelesi veriyor…
Ve dahası…
Bütün bu zorluklar kapitalist ekonomi nizamından kaynaklanmaktadır.
Her fırsatta, her platformda her konu bağlamında yegane çözümün İslam’ın kendisine has iktisat nizamında olduğunu söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz.
Bugün kapitalizmin yol açtığı gelir dağılımındaki adaletsizlikler; malın kıtlığına değil, mevcut mal ve hizmetlerin bireyler arasında yanlış dağıtılmasına bağlıdır.
İslam iktisat nizamı; ekonomik dengeyi sağlamak için mülkiyeti; özel mülkiyet, kamu mülkiyeti ve devlet mülkiyeti olarak üçe ayırır. Servetin belli kimselerde tekelleşmesini engeller ve malın bireyler arasında İslam'ın ön gördüğü şekilde dağılmasını esas alır.
İşte petrol de insanların aralarında ortak olduğunu şeriatın nassla belirlediği kamu mülkiyeti kapsamına girmektedir. Kamu mülkiyeti kapsamına giren ne varsa; devlet tarafından yönetilir ve ortaya çıkan gelir tüm halkın maslahatı yönünde kullanılır.
Nasslarla insanlığın ortak kılındığı kaynaklar; insanlığın faydasına ücretle satılamaz.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular:
“Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, merada ve ateşte…” [Ahmed bin Hanbel]
📢 PANEL | GENÇLİĞİN GELECEĞİ SINAV MI, ŞAHSİYET Mİ?
🎙️ Konuşmacı:
▪️ Muhammed Aydın
Eğitimci – Yazar
📅 11 Eylül Cuma
⏰ 21.00
📍 Köklü Değişim Aydın Temsilciliği
İstiklal Mah. Muğla Cad. No:68 Kat:2
#GeleceğimizİslamiEğitimde#ŞahsiyetliNesil
ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda üzerinde "önce" ve "sonra" yazan İran haritasını kendi fotoğrafıyla değiştirdi.
Bu tam anlamıyla bir "Firavun Şeciyesi" ve güç zehirlenmesinin tezahürlerindendir.
Nasıl ki binlerce yıl önce Firavun, Nil nehrine bakıp ayette de geçtiği gibi "Mısır’ın mülkiyeti ve altımdan akan ırmaklar benim değil mi" diyerek büyüklendiyse, bugün de Trump ve vahşi kapitalizm dünyayı bir menfaat haritası olarak görmektedir.
Gazze’yi bir sahil yatırım projesi olarak görmek, Grönland’a sahip olmak istemek, Ortadoğu'dan Afrika’ya kadar her yeri kendi "âli" menfaatleri için rant toprakları zannetmek çağdaş Firavun zihniyetinin ta kendisidir.
Ne var ki Rabbimizin değişmez yasaları vardır; teker teker işlemektedir.
Suların kendi emrinde olduğunu zanneden Firavun nasıl o sularda boğulduysa, asrımızın modern Firavunları da kurdukları mülkiyet hayallerinde ve yaşattıkları zulümlerin içinde elbet hezimete uğrayacaklardır.
Zira mülkün hakiki sahibi olan Allah, vaadinden asla dönmeyecek ve yeryüzündeki zulüm düzenini sonunda değiştirecektir.
Şüphesiz ki bu alemlerin Rabbine hiç de zor değildir.
Kapitalizmin yaktığı devasa ifsat ateşi gün be gün bizi ve yakın çevremizi yakmaya devam ediyor.
Şeri hükümlerle kayıtlı Müslümanalar olarak bu yangın karşısında; kıyamet gününde Allah’a mazeret sunabilmek adına, yöneticiler, cemaatler ve de fertler olarak elbet sorumluluklarımız vardır.
Selmân-ı Fârisî (r.a) bir gün bir merkebe eziyet eden gençlerin yanından geçer. Onları bundan vazgeçirmeye çalışır; fakat gençler vazgeçmez, eziyet etmeye devam ederler. Bunun üzerine Selmân: “Ey gökyüzü! Ey dağlar, uyardığıma şahit olun!”der.
Bu söz, müminin karşılaştığı münker karşısında kendisini ne denli sorumlu hissetmesi gerektiğini gösteren çarpıcı bir örnektir.
Her birimiz gücümüz, imkânımız ve sorumluluğumuz ölçüsünde hakkı savunmak, münkeri engellemeye çalışmak zorundayız.
Toplumun derdiyle dertlenerek Allah’a kavuşmak ve dertlenişimizi bir hüccet-mazeret olarak sunabilmek ise Rabbimizden en büyük niyazımızdır.
Kaç tane kapı çalıyoruz?
Allah Subhanehu ve Teala'ya dinini yüceltmek, dinini aziz kılmak, dinini kerih görücülere rağmen yeryüzünde egemen kılmak üzere ahdi olan bir Müslüman, şifa bekleyen bu insanlığın bir çareliğine kayıtsız kalamaz.
Yaşadığımız fasit toplumu İslâm ile değiştirmek yerine, İslam'ın bazı hükümlerini yaşadığımız toplumda meşrulaştırma adına yapılan her arayış beyhudedir.
Çünkü İslam'ın hükümleri kıyamete kadar geçerli iken bugün meşru görülmeyen şeyler ilk yasa değişikliğinde meşru görülebilir.
Zamanın değişmesi ile hüküm değişmez, dinde güncelleme yapma ile içtihat yapma aynı şey değildir.
Nasıl ki el kesmek şer'i delile binaen meşru ise; Halife Ömer'in kıtlık döneminde el kesmeyi uygulamaması dini güncellemek değil, o da aynı şekilde şer'i delile binaen bir uygulamadır ve de meşrudur.
Mesela bugün demokrasi ve laiklik meşru sayılmaktadır. Oysa ki İslam'a göre hiçbir zaman meşru olmayacaktır.
Güncelleme aklın belki de heva ve hevesin ortaya koyduğu yorum, içtihat ise şeri nasların içinden müçtehidin İslam'ı hükme ulaşmak için ulaştığı şeri hükümdür.
Şer'i olan şey meşru değilse meşru hâle getirmek her müminin görevidir. Zira Allah'ın şeriatı hayatımıza yön vermesi ve uygulanması içindir.
Kıymetli bir analiz...ABD Borcunun 40 Trilyon Dolara Yaklaşması
Küresel Finans Sistemini Çökmekle Mi Tehdit Ediyor?
"Kriz, borç 40 veya 50 trilyon Dolar gibi sihirli bir rakama ulaştığında başlamaz; bilakis asıl tehlike, piyasaların güveni değiştiği anda başlar. Yatırımcılar, ABD’nin taahhütlerini yerine getirebileceğine inandıkları sürece, Hazine tahvillerine olan talep devam edecektir. Ancak, “borç, hükümetin onu kontrol etme kapasitesinden daha hızlı büyüyor” şeklinde bir kanı egemen olursa, o zaman yatırımcılar daha yüksek getiri talep edeceklerdir. Eğer durum, “Borca ve Dolara olan bağımlılığımızı azaltmak istiyoruz” noktasına evrilirse, o zaman piyasalar çok daha tehlikeli bir aşamaya girebilir. Burada kriz tahvil piyasasından başlayıp; ardından bankalara, finans kurumlarına, para birimlerine, hisse senetlerine ve reel ekonomiye sıçrayabilir. İşte o zaman ABD krizi küresel bir kriz olacaktır; zira ABD Hazine tahvilleri sadece yerel borçlanma araçları değildir; aynı zamanda dünya çapında bankaların bilançolarında, emeklilik fonlarında, sigorta şirketlerinde, merkez bankalarında ve hükümetlerde de yer almaktadır; ayrıca Dolar, uluslararası ticarette, rezervlerde ve finansman alanında merkezi bir konuma sahiptir."
"Bu nedenle Hazine piyasasında yaşanacak ciddi bir çalkantının etkileri ABD sınırlarını aşabilir ve en tehlikeli senaryo şu şekilde olabilir: ABD tahvillerine olan güvenin kaybolması, Hazine tahvillerinin getirilerinin yükselmesi, küresel borçlanma maliyetlerinin artması, bazı varlıkların değerinin düşmesi ve finansal kurumlar üzerinde baskı oluşması, yatırım ve büyümenin gerilemesi, para birimlerinde ve küresel piyasalardaki çalkantı gibi. Ancak bu, kesin olan bir beklenti değil, olası bir kriz senaryosu olmaya devam etmektedir."
Güçlü Devlet
🖋️"Söz konusu İslami kesimler olunca 'Suyunuz ısındı' diye tehdit savuran devlet aklı, #Gazze'yi kan gölüne çeviren işgalci çeteye neden aynı dili kullanamıyor?"
🖋️"Müminler; kâfirler karşısında izzetli ve zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Bugün bu ilahi ölçü tam tersine çevrilmiş durumdadır."
Kapitalizmin ve kapitalist devlet sisteminin asla halkı düşünmediğini gösteren çarpıcı bir örnek.
Trump: ''Savaşlar yürütüyoruz. Medicare, Medicaid gibi bireysel şeylerle ilgilenmemiz mümkün değil. Bizim tek bir şeyle ilgilenmemiz gerekiyor. Ülkeyi korumak zorundayız.”
Medicare, 65 yaş ve üstü kişilere veya belirli engellere sahip bireylere yaş şartına bakılmaksızın verilen sağlık güvencesidir.
Medicaid ise gelir seviyesi düşük olan bireyler ile ailelere yardım eden bir sosyal yardımdır.
Şimdi bütün dünyadaki devletlerin neredeyse hepsi aynı. Halkı umursamıyorlar. Halkın onlar için bir değeri yok. Tek umursadıkları zenginler ve onlara hizmet eden devlet sistemi.
Rasulullah (SAV) Efendimizin siyasi mücadelesi İslam’ı güç ile birleştirmek ve İslam’ı devletleştirmek esasına dayanıyordu.
Zira bir düşünce ne kadar seçkin, ne kadar yüksek, ne kadar güçlü ya da ne kadar doğru olursa olsun, isterse Alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş olsun, eğer güç ile birleşmez ve bir devlet tarafından uygulanmaz ise hayatı düzeltemez, toplumu değiştiremez ve yeni bir toplum inşa edemez.
Bu nedenle günümüzde de toplumsal değişimi gerçekleştirmek ve İslam’i bir toplum inşa etmek amacıyla verilmesi gereken siyasi mücadele İslam devletini hedeflemelidir.
Bir kadın, Ebu Bekir (r.a)’e 'Allah’ın bize cahiliyeden sonra gönderdiği emru’s-sâlih üzere kalabilmemiz yani İslam üzere bir varlık gösterebilmemiz neye bağlıdır?' diye sordu.
Ebu Bekir (r.a); 'liderlerinizin istikametine bağlıdır' dedi. [Buhari]
Bugün bizim İslam üzere varlık gösterebilmemiz yöneticilerin istikameti ile mümkün olacakken; yöneticiler kendilerine istikameti tavsiye edenleri tutukluyorlar.
"Ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar!" [Ankebut 4]
#MustafaSerbestBırakılsın