Polisiye sevenler bilir.
Sherlock Holmes bir soruşturmayı, bekçi köpeğinin havlamaması bulgusuyla çözer. (Silver Blaze)
Köpek havlamadığına göre katil tanıdıktır.
Bu durumu fon krizine de uyarlayabiliriz.
Denetleyici, düzenleyici kurumlara İngilizce'de 'bekçi köpeği (watchdog)' denir.
Bu kurumlar bir sorun gördüklerinde havlayarak alarm verirler.
Fon vurgunu devam ederken Türkiye'deki düzenleyici ve denetleyici kurumlar da harekete geçmemiştir (yani havlamamışlardır)
Çünkü hırsız tanıdıktır.
Bu organize suç örgütü çok kalabalık, milyonlarca suçludan oluşuyor. Kimi örgüt lideri kimi çalışan kimi hizmetli kimi de birgün bana da sıra gelir mi diye bekleyen hevesli yancı ki; işte asıl onlar çok kalabalık, milyonlarca.
Ülkede ne sanat konuşuluyor ne müzik ne kitap ne de herhangi bir etkinlik…
Konuştuğumuz şeyler dolandırıcılık, gözaltı, hapis, fakirlik, yoksulluk, hırsızlık, cinayet, mafya…. Ne söylenir bilmiyorum ama ülkenin acilen bu işkenceden kurtulması gerekiyor.
Yemin ederek söylüyorum babasının bağını, bahçesini, tarlasını, evini bu kadar kolay satamaz! Satamaz yani! Kardeşleri itiraz eder, akrabaları itiraz eder, komşuları itiraz eder.
Ne itiraz, ne ses, ne soluk!
Tek adam rejimi bu mudur?
İşte tam da budur!
Atatürk 1925 yılında şeyh sait denilen teröristi yakaladığı an astığı için 65 sene terörist bir örgüt türemedi.
Eğer apo denilen iti de yakaladığımız gibi assaydık 25 yıldır pkk diye bir sorunumuz da olmazdı.
Sevgili Türk halkı,
Onbinlerce asker, sivil yurttaşımızın ölüm emrini veren narko-terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın İmralı’da bahçeli bir evde ikamet etmeye ve bir devlet komisyonuna başkanlık etmeye başladığının farkında mısınız?
Öcalan’ın yapılmak istenen yeni anayasayı yazacak kişilerden birisi olduğunun farkında mısınız?
Türk Milleti’nin Türk, Kürt, Arap diye 3 farklı millete bölündüğünün farkında mısınız?
Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin ağır çekim yıkılmakta olduğunun farkında mısınız? @zaferpartisi
Be sahtekar ben 1972 73 döneminde seninde memleketin olan Erzurum'da Şair nefi orta okulunda okudum kitaplarımız okuldan verilen listeye göre aynı gün aldık.
Okul kaloriferliydi ve sınıf 40 kişiydi utanmadan yalan söylüyorsunuz, sözde müslümansınız , Allah ibadet etmeyeni belki affeder fakat yalancı riyakarları asla affetmeyecek .
This morning at 08:10, in my prison cell, I was notified of the court’s arbitrary decision: I am barred from attending my own trial.
The indictment bears my name. The case was built around me. Yet the court blocks me and restricts the defense of those facing the gravest charges, and their lawyers.
This is not a trial. It is a severe violation of the most basic right of defense, the pinnacle of what jurists call “enemy criminal law.”
A panel redesigned after the case was filed, in open defiance of the principle of the natural judge, can claim neither independence nor impartiality. As of today, it has abandoned even the appearance of judicial process. The “lawlessness of the century” has collapsed into a pile of extrajudicial execution.
And all this happens while Türkiye hosts the leaders of the democratic world in Ankara. The elected Mayor of Istanbul and the Presidential candidate of the democratic opposition is silenced in a courtroom he is not allowed to enter.
I am exposing this lawlessness.
Öğrenci Andı yeniden okutulmaya başlamalı. Andımız kaldırıldığından beri öğrencilerdeki ulusal birlik ve dayanışma duygusu büyük zarar gördü.
Öğrenci Andı geri gelmeli...
Makedonya’da doğup büyümüş bir Türk olarak, 17 yaşında Türkiye’ye taşındığımızda beni en çok şaşırtan şey, Atatürk’ü sevmeyen insanlarla karşılaşmak olmuştu. Bir insanın Türk olup Atatürk’ü sevmemesini anlamamıştım. Hala da anlamıyorum.
Galatasaray birkaç yıl önce ligi 13. tamamladı. Kusuru kendinde aradı. Yönetimini, hocasını değiştirdi. Kadrosunu yeniledi.
Beşiktaş’a 5-0 yenildi. Tüm takım olarak kazanan rakibi alkışladı. Ders çıkardı.
Fenerbahçe’ye 2-0 yenilip Süper Kupayı kaybetti. Yönetimin yağmurluk beceriksizliğinden, hocanın kadro seçimine, oynanan kötü oyuna dek iğneyi, çuvaldızı kendisine batırdı.
Frankfurt’tan 5 yedi, takımı ve hocayı acımasızca eleştirdi.
5-2’nin avantajıyla gittiği Juventus deplasmanında 3-0 yenik duruma düşüp, uzatmalarda turu atladı. Dünya devi rakibini eleyip ilk 16’ya kalmasına rağmen sevinmedi. Ben nerede hata yaptım diye düşündü.
Lenin’in dediği gibi yenilgi zamanları en iyi okuldur ve Galatasaray bu okulu çok iyi kullandı.
Rakipleri ise tüm avantajlı hakem kararlarına rağmen yenildiğinde; özeleştiri mekanizmasını çalıştırmak yerine gürültü çıkarma peşinde.
Galatasaray’ın temsil ettiği duruş, vizyon,öğrenme kabiliyeti rakiplerinden katbekat ileri. Her seferinde tekrar kalbimi çalıyor bu yaklaşım. İyi ki Galatasaray var.
Levent Gültekin:
"Bence Tayyip Bey de, Kemal Bey de, Devlet Bey de proje. Bu sadece Trump falan değil, daha büyük bir proje.
23 yıldır iktidarın her başı sıkıştığında yardımına koştular."
Sera Kadıgil, sözleriyle Çalışma Bakanının ağzını burnunu kırmış
Her gün 6 işçi katlediliyor. İş müfettişi sayısı 2 yılda 917’den 889’a düşmüş
Bu devlet destekli öyle bir sınıf kırım ki can derdinden başka bir derdi konuşmaya sıra gelmiyor utanın biraz