Eğer kendinizi anti emperyalist olarak tanımlıyorsanız bir ülkenin başka bir ülkeye saldırmasını hiçbir şart ve koşulda kabul edemezsiniz.
İran’daki molla rejimi, halkını baskılaması vs. emperyalist saldırıyı meşrulaştıramaz.
Türkiye’de de çok ciddi demokrasi ihlalleri var ama TR’de de benzer bir müdahaleyi hiçbir muhalif kabul etmemeli.
Büyük milletler kendi yöneticilerini kendileri değiştirirler. Dışarıdan aman dilemezler. Bu onursuzluktur.
İran; Suriye ve Irak gibi Birinci Dünya Savaşı sonrası kurdurulmuş yapay devletlerden değil. Tıpkı Türk medeniyeti gibi Pers medeniyeti de binlerce yıllık geleneğe sahip. Onlar da kolay kolay hazmedemezler bunu.
Uzun lafın kısası dostlar:
İran’daki rejimden zerre kadar haz etmeyen birisi olarak bulunduğum nokta anti emperyalizm saflarıdır.
Sanat eserlerindeki karakterlerin psikanalitik yorumları, hem eserin anlam katmanlarını çoğaltır hem de izleyiciye/okura bir derinlik sunar.
Zizek bunu sinemada sık yapar. Freud ise bir adım ileri gider, Michelangelo’yu, Dostoyevski’yi eserleri üzerinden analiz eder. Bu analizlerden psikobiyografi diye bir tür doğmuştur.
Bu eserler kamusal alanda yayımland��ğına göre, izleyici de düşüncelerini paylaşma hakkına sahiptir.
Hiç kimse, okuru ya da izleyiciyi tek taraflı olarak kendi “psikopatik kusmuğuna” maruz bırakma hakkına sahip değildir.
Eğer eserinin kamusal alandaki yankısını kaldıramayacaksan, onu oraya bırakmamalısın.
Eleştiriye, tartışmaya, incelemeye açık değilsen o romanı yazmaman, o filmi çekmemen, kendini teşhir etmemen senin için daha doğru olur.
Kamusal alan kaçış yeri değil, karşılaşma alanıdır.
"Dünyaperest" insanlar ne çok arttı di mi?
Dünyatapar bir sosyal medya kullanıcısı modası var her yerde. Cilt bakım, spor, sağlıklı hayat, sağlıklı beslenme, estetik & botoks & makyaj, daha genç ve çekici görünme, güzel mekan, güzel yerler, güzel seyahatlar, yoga & meditasyon, fiziksel, psikolojik ve mental sağlıkla kafasını bozmuş;
sırf bir iki sene daha fazla yaşayacağım diye yahut birilerine kıyasla daha çekici görüneceğim diye çırpınan, ölmekten ölümüne korkan;
genç ve seksi görünmeyi dünyanın en önemli işi addeden, bütün gününü bu tip ürünler ve hobilerle dolduran, bütün vaktini ve birikimini bu tip uğraşılarla israf eden ve ömrünü bu tip alanlarda uzmanlaşmaya ya da o uzmanları, doktorları takip etmeye adamış ruhsal, entelektüel, psişik, edebî, estetik ilgileri yetersiz, bu dünyadan başka âlem bilmeyen ve yalnız bu dünyaya yatırım yapan dünyaperest bir insan modeli var.
Dünyevî olan her şeyi kötüleme zahitliği, radikal dincilik ve nihilizm güzellemesinin ifrat/tefrit hali bu da. Sağlık elbette çok önemli, bakım elbette güzel, dünyayı sevmek ve keyif almak elbette suç değil ama bu derece bir dünyataparlık korkunç bir ruh mesafesi veriyor.
Seven, sevdiğine benzer çünkü. Seven sevdiğiyle hâllenir çünkü. Dünyaya bu denli ihtimam gösteren en çok dünyayı seviyordur çünkü. Aynı şeyi seven ve aynı şeylerden haz etmeyen insanlar "aynı dünyanın insanı"dır çünkü. Bu yüzden bambaşka dünyalara meyleden, bambaşka dünyanın müdavimi olan insanlarla korkunç bir ruh mesafesi hissederiz.
Carl Jung said that so much unnecessary suffering comes into the world because people will not accept the “legitimate suffering” that comes from being human. In fact, he said neurotic behavior is usually the result of refusing that legitimate suffering.~Richard Rohr
Geçenlerde Ursula K. Le Guin'in Karanlığın Sol Eli romanının ne kadar yaratıcı ve iyi kurgulanmış olduğunu düşünürken şunu fark ettim, Le Guin'in evren/kültür kurgulama becerisinin bu denli yüksek olmasının en önemli nedeni kültürel ve sosyal antropoloji alanlarında çok bilgili olması.
Çünkü babası Alfred Kroeber ünlü bir kültürel antropolog ve modern antropolojinin kurucusu olan Franz Boas'ın öğrencisi.
Kültürel/sosyal antropolojiyi iyi bilmek dünyayı algılamak ve eğer niyetiniz varsa edebiyata aktarmak için çok büyük avantaj sağlıyor.
“Bir sanrı çok sayıda kişi tarafından paylaşılıyorsa, o bir kültürdür; bazıları tarafından paylaşılıyorsa, bir külttür; iki kişi tarafından paylaşılıyorsa, aşktır; fakat sanrıya sadece bir kişi inanıyorsa, psikozdur.”
- George Lundberg