📌Büyükada'ya ilk Kürt faytoncu kardeşimiz 1992'de geldi. Mevlüt amcadır adı. Kürtçülükten haberi olmayan, namazında ve abdestinde biriydi. Öncesinde bu faytoncu esnafı Roman veyahut Maltepe yerlisiydi. Mevlüt amcanın çocukları deli doluydu ve madem kürdüz "zimene kürdi zimene me ye" diyerekten Kürtçü ve etnik bilinç sahibi gençler oldular ve bu sektörde devam ettiler.
📌Evlenenler dünürlerini de adaya getirdi ve 1995 gibi kürt faytoncu sayısı 8'e yükseldi. 2005 gibi ise 40'a yükseldi sayı. 2020'de son senesinde tüm faytoncular Vanlıydı ve aralarına yabancı sokmadılar. Sonunda oldukça dolaylı bir hamleyle atlar ölüyor diye belediye ve devlet, faytonculuğu kaldırdı.
📌Buna rağmen ada, kürt lokantacılarla dolmuş, pansiyoncu, dönerci, pideci, dondurmacı yanında ayrıca tüm bisikletçiler çoktan Vanlı olmuştu. Adanın meydanında Kürtçe şarkılar yükseliyor, çay bahçelerinde "bıra" sesleri yankılanıyor, belediyenin anonsları artık iki dilde yapılıyor, ilan panolarındaki dernek duyuruları kırmızı/yeşil/sarı renklerle süsleniyor. Adanın gündüz nüfusunun yüzde yirmi beşi, gece nüfusunun yüzde onu kırmanci idi.
📌Kürtler artık sadece Maden mahallesinde dükkan açmıyorlar, Nizam mahallesinde de mülkler alıyorlardı. Elbette haklarıydı da. Sonuçta bir Türk de onların yaşadıkları yerlerde aynı şeyi yapabilir, hiçbir sorunla karşılaşmadan kürt çoğunluklu yerleşmelerde ikamet edebilir ve ekmek yiyebilirdi.
📌Ayrıca adada tam merkezde, elektrikli faytonlara bakan meydanda bir DEM Parti şubesi açılmıştı. DEM Parti, adalarda artık 4. Partiydi. Seçim akşamları meydanda kurulan dev ekrandan sonuçlar açıklanırken, AKP'nin ada oylarındaki düşüşü değil de DEM'in yükselişi konuşuluyordu; milliyetçi partilerin afişleri ise ertesi sabah yerini bilinmeyen eller tarafından boyanmış duvar yazılarına bırakıyordu.
📌Sonra kucağında Pomeranian teacup köpüş oğluyla Sude ve yeni evlendiği kocası Sarp bir hafta sonu sefası için adalara geldi.
📌Kolunda 𐱅𐰼𐰇𐰰 dövmesi ve boynunda Atatürk dövmesi olan Sarp, o hafta sonu adalara kaçmadan önce İstanbul'un göğsüne çöken isli havadan, trafikte buharlaşan ömründen, plazadaki cam fanusunda yaşadığı mobbing ve işsizlik korkusundan kaçmak istemişti.
📌Oysa Büyükada'da da benzer bir sıkışmışlıkla karşılaşacağını seziyordu. Önce kıyıda bir dondurma aldılar, sonra da adada yürüyüşe başladılar. Vitrinlerde "Arapça menü mevcuttur" yazıları, kaldırımlarda elinde tespihle Kürtçe türküleri mırıldanan gençler, bisiklet kiralayan bir dükkânın önünde asılı duran Botan amblemi ve farohar zerdüşt kolyesi takmış kürt gençleri... Sarp göz ucuyla hepsini süzüyordu ama Sude'ye belli etmemeye çalışıyordu.
📌Dilburnu mevkiine geldiklerinde kafeterya yine kürttü. Sonuna kadar Türk milliyetçisi olan(!) Sarp, Sude'nin omzunda bulunan ve benzeri kendi bileğinde de olan Atatürk imzalı dövmenin olduğu yerden bir öpücük aldı ve kızı kendisine yaslayarak günbatımına daldılar.
📌Arada Sarp "aşkım sence de fazla kürt yok mu?" Dedi. Sude ise o masum gözleriyle önce erkosu Sarp'a ve sonrasında ise geleceği emanet edecekleri evlatları patişkoya baktı ve Sarp'a dedi ki:
"Evet, aşkım, maalesef çok fazlalar. İşte bu yüzden bu dünyaya bir çocuk getirmek istemiyorum"
Zaten getiremezlerdi.
📌Çünkü Sarp'ın babası Teoman Bey Sarp'a kardeş yapmamıştı. Önemli olan bakacağın kadar yapmak demiş, Sarp'ı Sorbonne'da okutmuştu. Teoman bey emekli olunca Sarp'ın hiçbir kardeşi olmadığından kendisine destek olacak ne kardeşler sürüsü ne de aşireti vardı... Sarp bu dünyada plazadaki işinden kirasını ancak ödeyebildiği evine giderken modern Türkiye'nin ve Teoman Bey'in özene bezene yetiştirdiği tek ve kaliteli çocuk projesinin huzurunu iliklerine kadar yaşıyordu. Oysa Sarp plazada İngilizce sunumlar hazırlayan, geceleri evden çalışan, hafta sonları LinkedIn'de "açık iş" ilanlarını tarayan, CV'sine ekleyecek yeni bir sertifika için uykusuz kalan o eğitimli işsiz adaylarından yalnızca biriydi.
📌Maaşı her ay enflasyona yenik düşüyordu, kiraya zam gelince Anadolu Yakası'nda 45 metrekare bir stüdyoya taşınmayı düşünüyordu. Sarp Kürtlere düşman değildi ama sevmezdi de. Çünkü yaşadığı mahallede küçükken onu koruyacak hiçbir kardeşi yokken, arka mahalleden gelen Baran, Azad, Şiyar ve diğer kavruk çocukların sürekli hedefi oluyordu.
📌Sarp'ı dünyaya getiren Meral Hanım ve Teoman Bey elbette kaliteyi nicelikte aramamışlardı ama niceliğin kuşatıcı gücünü de fazlaca ihmal ederek yavrularını distopik bir evrene hazırlamışlardı. Niceliğin kuşatıcı gücünü pek yakında anlayacaklardı...
📌Sude'nin durumu daha iyiydi. Onun en azından bir kız kardeşi vardı. Sanem Sude'nin birebir kopyasıydı ve 5 yaş büyüktü (36). Erkek arkadaşı Tuna ile 9 yıl süren düzenli ama adı konmamış beraberliğin son bulması sonucu orta yaşlarda gözlerinin kenarında kaz ayağı çizgileriyle bekar kalmış eğitimli bir genç kadındı.
📌Üniversitede derece yapmış, yurt dışı stajlarına gitmiş, döndüğünde iş bulamayıp KPSS'ye hazırlanan binlerce akranı gibi o da bir dönem kariyer koçlarına para yetiştirmiş, mülakatlarda "network kuramamışsın" cevabını duya duya yıpranmıştı. Yaptığı birkaç Tinder ve bumble buluşması da yürümeyince belki bir Avrupalı bulurum diyerek internations uygulamalarında Arman ile tanıştı.
📌Arman Simonyan Fransa'da Marsilya'da yaşayan Türkiye'de işleri olan biriydi. Arman, Türkiye'deki hazır giyim atölyelerinde Suriyeli çocuk işçiler çalıştırarak maliyeti düşüren, sonra da bu ürünleri Avrupa'ya "organik ve etik üretim" etiketiyle satan bir iş insanıydı. Sanem bunu biliyor muydu? Elbette. Ama aşk, karbon ayak izi gibiydi zira… görmezden gelince yok sayılıyordu. Sanem'i beğendi ve 5 senelik yine adı konmamış süreli ve düzenli bir birliktelikleri oldu. Sanem onu kırmamak için hiçbir 29 ekimi kutlamadı, hatta her 24 Nisan'da Ermeni duyarı yapan sayfaları RT etti.
📌Arman çok yakın bir zamanda Batı Avustralya'da Jennifer ile tanışıp Perth şehrinde bir bağ evi işletmeye karar verdi ve Sanem'e durumu açıkladı.
📌Sanem, modern, demokrat ve batı terbiyesine sahip bir kız olduğu için "sktirgit pezevenk ömrümden 5 sene de sen yedin sana kızoğlan kız geldim ama gözümün kenarında kaz ayağı burulukluklar çıktı" demeyi hiç düşünmedi ve gayet olgun şekilde "It's ok" dedi. Çünkü filmlerden edindiği olgun batılı ayrılık tarzı buydu.
📌Sanem bunları aşmak için gittiği Bodrum tatilinde Cizreli animasyoncu Bertan'la tanıştı. Bertan, aslen Duhok'ta doğmuş ve Turgut Özal'ın "canım alalım işte içeri ne olacak ki?" diyerek aldığı yüz binlercce kürt kardeşimizden biriydi... Bertan her yaz Bodrum'daki lüks otellerin animasyon ekibinde çalışan, kışın Adana'da inşaat işçiliği yapan, günde 12 saat dans edip turistleri eğlendirirken sırtındaki fıtığı gizleyen bir emekçiydi. Sanem'le evlendiğinde, aslında şehir soylu bir Türk vatandaşıyla evlenmenin getireceği "beyaz Türk" avantajları da hesaplamıştı ve sonuçta İsveç vizesi için sağlam bir referans olacaktı.
📌40'ındaki Sanem için bu, "ba'sü ba'del mevt" demekti. Asla hayır demedi ve geleceğine yatırım yaptı.
📌Eskimiş tüplerine ve 40 yaşına rağmen toprağının evladı Bertan'a bir çocuk vermeyi başardı. Ancak 5 sene sonra vücudu ciddi sarkmalar ve şişmeler, selülit yapınca animasyon üstadı sixpack Bertan, İsveçli Johanna ile tanıştı ve Stockholm'e gitti. Turkish "Mudshark" Sanem ise kızı Berivan ile Bodrum'da barlarda çalışmak, garsonluk yapmak zorunda kaldı.
📌Bodrum artık eskisi gibi değildi ve her köşe başında Lübnan mutfağı sunan mekânlar, Rusça menüler, yabancı plakalı cipler, her şey dahil otellerin çitleriyle halktan koparılmış kıyılar. Sanem, kızıyla birlikte sezonluk bir pansiyonda yatıp kalkıyordu; aldığı bahşişleri de Cizre'deki kayınpederine para gönderiyordu.
📌Diğer yandan Sarp ve Sude, Büyükada'da geçen o günlerin ardından köpüş oğulları patişko'nun geçen senelerdeki ölümünün ardından yaptıkları bir diğer oğul köpüşko ile yollarına devam ediyorlardı.
📌Oturdukları semtte Suriyeli bakkalın rafları Arapça ürünlerle dolmuş, mahallenin eski kıraathanesi DEAŞ'ın intihar bombacısı seçme merkezine dönüşmüş, duvarlara "beyaz yakalı iş ilanları" yerine "Avrupa vizesi danışmanlığı" afişleri asılmıştı.
📌Gençler hafta sonları Tiktok'ta "hayalet şehir İstanbul" videoları çekiyor, terk edilmiş fabrikalarda drone ile geziyor, "eskiden buralar hep dutluktu" muhabbeti yapıyordu.
📌Gençler hafta sonları Tiktok'ta "hayalet şehir İstanbul" videoları çekiyor, terk edilmiş fabrikalarda drone ile geziyor, "eskiden buralar hep dutluktu" muhabbeti yapıyordu.
📌Mahallelerinde çok da etkin olmalarına rağmen, milliyetçi oyların neden fazla olmadığını, İslamcı ve Kürtçülerin neden sürekli oy aldıklarını sorgulayarak yaşamaya devam ettiler.
📌Gözlerini kapatacakları bu dünyanın dönüşümünün asıl sebebi olarak kendilerini görmekten uzak olan Sarp, Sude, Teoman Bey ve Meral Hanım, Kürtleri suçlamaya devam ettiler. Teoman bey öldü ve arsası ucuz olduğu için Kilyos'a evinden tam 40km uzağa gömüldü. Meral hanım ise hayatta kalmak için Teşvikiye'deki 75 metrekare evini bir Katarlı işadamı olan Nabeel el Şahbaz beye sattı. Artan parayla oğlu Sarp'a Halkalı'da 45 metrekare bir ev ve bir de araba aldı ve geri kalan kısmıyla da huzur evine yatmadan önce bankada kefen parasını hazırladı.
📌Nabeel el-Şahbaz da ev üstüne ev alarak hak kazandığı Türk vatandaşlığına alışmaya çalışıyordu. Nabeel Bey, Katar'daki inşaatlarda çalışan Pakistanlı işçilerin ölümüne aldırmayan, Türkiye'de ise ucuz gayrimenkul ve vatandaşlık peşinde koşan bir yatırımcıydı.
📌Nabeel bey, Aracında çaldığı dombıra ile ilk oyunu kullanmış ve "Yallah ya şebab" diyerek 22 kişilik tüm ailesini ampule bastırmıştı. Son evini de Viaport Venezia denen pahalı ama ucube binada almıştı.
📌Nabeel Bey'in aldığı bu ev aslında dördüncü evdi ve varoşta büyümüş uzun bacaklı sevgilisi Neslihan'ı da bu evde ikamet ettirecek ve arada bir ona uğrayıp hanky-panky yapacaktı (İngilizcede fingirdeşmek).
📌Neslihan, metres olarak gireceği yeni evine gitmeden önce son günlerini geçirdiği mahallesindeki evdeki pencereden baktığında, sokağın karşısındaki evin balkonunda Arapça tabelalar asılı, başka bir daireyi, alt kattaki komşunun ise taşınma telaşını görüyor, semtin eski sakinlerinin birer birer şehir dışına sürüldüğünü fark ediyordu zaten.
📌Neslihan, imam hatip lisesini ve ardından üniversitesini birinciliklerle bitirmiş, güzel notlar almış, ama Bim ve A101 kasiyeri olmaktan imanı gevremiş ve stand hostesi olarak bulduğu ilk işinde fuarda Katarlı Nabeel Bey'le tanışmıştı.
📌Neslihan'ın kaybedecek yılları ve eskitecek yumurtaları yoktu. Hayata 3-0 geriden başlamayı da istemiyordu. Sınıf arkadaşlarından biri KPSS'de derece yapmış ama atanamamış, diğeri garsonluk yapıyor, bir diğeri çağrı merkezinde günde 200 arama kotası dolduruyor, bir başkası yurt dışında temizlikçi olarak çalışıp ailesine döviz gönderiyordu.
📌Neslihan, "yeterince çalışırsan başarırsın" masalının son sayfasının çoktan yırtıldığını anlamış, sistemin ona sunduğu tek çıkış yolunun biyolojik ve estetik sermayesini paraya çevirmek olduğunu kabullenmişti. Neslihan Habertürk televizyonunda da iş bulacak kontaktlara sahip değildi ve Nabeel Bey onun için bir devlet kuşuydu.
📌Şüphesiz bu hikâyedeki Neslihan, Sarp, Sude, Sanem ve diğer onca karakterden çok daha acı hikâyelere sahibiz. Bunlar sadece birer sembol örnek.
📌Rahatsız etti mi?
Etmesin. Nereden başlamıştık konuya?
Adada faytoncu olmaktan.
Hiç rahatsız etmesin.
Çünkü 40 derece sıcaklıkta bir atın boklu götü arkasında o işi yapmak için Sarp ve Arda'nın narin yapısı müsait değildi. Para böyle kazanılır, beyler. Beğenmediğiniz atın boklu götü ve kokulu sırtı üzerinde Anadolu'ya geldik.
📌Bu filmde hiç kimse sadece izleyici değildi, aynı zamanda hepimiz de bunun gizli birer kahramanı ve yazarıydık. Sorun şehirlerin dönüşümü değil, şehre kimlerin geldiği de değil, herkesin neyi kaybettiğini fark edememesiydi.Kayıplar artarak devam edecek.
📌Çünkü kimse aynaya bakmak istemiyor...
Ne Sarp, ne Sude, ne Sanem, ne de Nabeel el Şahbaz… herkes kendi hikâyesinin mağduru, başkasının hikâyesinin suçlusu olmayı seviyor.Üremeyi ve türemeyi; kürde, araba ve peştuna emanet ederek uzun vadede devlet de olamazsın, egemen de. Belki mutlu olursun, o da bir başka memlekette ya da bir başka evrende...
📌Karar senin arkadaşım... Pek tabii ki milliyetçi olmak zorunda değilsin, hatta bizi sevmek hiç zorunda değilsin, ama bir gün şu dünyadan çekip gittiğinde geride kalan insanların okuyacağı bir taşın kalsın ve evet, ben de vardım demek istiyorsan ve geride kalanların okuyabileceği bir dil hâlâ bu topraklarda yaşasın diyorsan, çok da itiraz etme bence…
Hussam Ebu Safieh, "İsrail'in rehineler için ölüm cezası" ile öldürülecek olan Filistinli doktorlardan biridir (diğer 95 doktor arasında).
Onu öldürmelerine izin verme.
Bunu yeniden yayınlayın.
@ibrahimkaragul Gerçekten bir nükleer silah olsaydı veya nükleer silahlar gerçekten olsaydı kullanmak için tereddüt etmezlerdi. Gözlerimizin önünde 70-80 bin çocuk bebek öldürdüler bundan mi cekinecekler.
Bazı vatandaşların bu şekilde mağduriyet yaşadığı bir ülkede köpekler için alttan ısıtmalı, üstten soğutmalı, havuzlu köpek barınları yapmak gayretullaha dokunur…
@sarpstar Bu ülkenin bir gerçeği var sadece şikayet edilir hiçbir şekilde sorumluluk alınmaz trafik tıkanır 10 kişi şikayet etsin düzelir ama asla o 10 kişiyi bulamadım çok denedim
@SaP011 Mass deportation. I absolutely agree. You need to return all the resources your ancestors stole and send them back. That way, they won't come to our country anymore.
@CanaaKnight Hayır sadece daha kalabalık ve teknolojik olarak daha güçlü ve kullanılması çok daha kolay olan bir topluluk olarak gördükleri için henüz dokunmadilar.