@davutdogan@doganismail_@dogtas@kelebekmobilya
@doganlarmobilyagrubu
DÜĞÜNÜMÜZE 1 HAFTA KALDI, MOBİLYALARIMIZ HÂLÂ YOK!
Doğtaş / Kelebek Mobilya'dan yaklaşık 2 ay önce düğünümüz için mobilya satın aldık. Sözleşmemizde teslim tarihi açıkça 03.10.2026 olarak belirtilmesine rağmen, teslimat tarihine yalnızca 1 gün kala aranarak ürünlerimizin hâlâ hazır olmadığı, bazılarının ise teslimat için araç beklediği söylendi.
Biz bu alışverişi yaparken sözleşmeye ve firmanıza güvendik. Mobilyalarımızın belirtilen tarihte teslim edileceğini düşünerek düğünümüzü ve evimizin tüm hazırlıklarını buna göre planladık. Şimdi ise düğünümüze yalnızca 1 hafta kalmışken evimizin mobilyalarının ne zaman geleceğini bile bilmiyoruz.
Sözleşmedeki teslim tarihine güvenmek bizim hatamız mı?
İki ay önce sipariş verip sözleşme yapan, ödemesini yapan ve hayatının en önemli günlerinden birine hazırlanan insanlar olarak son dakika belirsizliğiyle baş başa bırakılmayı kabul etmiyoruz.
Düğün telaşının ortasında bir de mobilyalarımızın yetişip yetişmeyeceğini düşünmek, evimizin hazır olup olmayacağını bilmeden beklemek zorunda kalıyoruz.
Bu, yalnızca bir teslimat gecikmesi değil; güvenerek yaptığımız planların altüst olması ve ciddi bir mağduriyet yaşamamız demek.
@dogtas@kelebekmobilya @doganlarmobilyagrubu ve ilgili tüm yöneticiler;
Bu paylaşımın yetkili kişilere ulaşmasını istiyoruz. Hazır olmayan ürünlerimiz için belirsiz açıklamalar değil, net bir teslimat tarihi ve somut bir çözüm bekliyoruz.
Düğünümüze 1 hafta kaldı. Sözleşmemizde belirtilen tarihe güvenerek yaptığımız planların sorumluluğunu neden biz üstlenmek zorunda kalıyoruz?
Mağduriyetimizin giderilmesini ve siparişlerimizin en kısa sürede eksiksiz teslim edilmesini talep ediyoruz.
Feyyaz Yiğit, 37 yaşına kadar kredi kartı kullanmadığını anlattı.
🔹 “Ben 37 yaşıma kadar kredi kartı kullanmadım.”
🔹 “Param varsa vardır, yoksa yoktur diye yaşadım.”
🔹 “Bir şeyi almak için gelecekteki parama güvenemedim.”
🔹 “O sistem bana hep tuhaf geldi.”
🔹 “İnsan parası yokken varmış gibi davranmaya başlıyor.”
🔹 “Ben o riske hiç girmek istemedim.”
(İbrahim Selim ile Bu Gece, 2025)
Ey yüce Rabbim, akşam derbide bu sezon kim daha çok haram puan toplamışsa, hangi takım daha fazla kollanmışsa o takımı hüsrana uğrat.
Delikanlı olan "Amin" yazsın.
O dönemki Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanlarının firesiz Fenerbahçeli olmaları ve şu maçta düdük çalan Erol Ersoy’un astsubay olması arasında komplo arayan ve zoraki bağlantı kurmaya çalışan bir tane Galatasaraylı görmedim o yıllarda. İkinci yarı, o sezonun kaderini belirleyen Kadıköy’deki rövanş maçında sahada bundan daha fena doğradılar Galatasaray’ı, bulursanız görüntüleri izlersiniz, Hagi’nin 2 metre arkadan sarkıp kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonu ofsayt diye kestiler, ceza sahasında Serkan’ı öldürme teşebbüsünü falan oynattılar ama o maç dün gibi hafızamda olmasına rağmen ben hakemin ismini hatırlamam bile, yaşı yeten çoğu Galatasaraylı da bilmez. Bu bahsettiklerim saha içinde olanlar, bir de saha dışında yaşananlar vardı tabi. Henüz bitmemiş ve hiçbir güvenlik donanımı kurulmamış, koltukları, hatta turnikeleri bile olmayan okul tarafındaki kale arkasına ilk kez o gün, hem de kapasitenin çok üstünde taraftar aldılar, bu anlattığım olay da emniyetle federasyonun sıralı onayıyla, Mehmet Ağarlı, Haluk Ulusoylu yıllarda gerçekleşti. Ben dolu tribünleri severim, fazla taraftar alınmasına itirazım yok ama daha sıvası kurumayan okul tribününe salkım saçak seyirci alınan o maçtan 4 sene sonra, Sami Yen’deki derbide “kapalının merdivenlerinde seyirci vardı” diye bir ay Fenerbahçelileri dinledi bütün Türkiye, bayağı da alıcısı oldu spor medyasını esir alan o isyanın, itirazım buna.
Buna rağmen belki 10 defa yazmışımdır, biz o şampiyonluğu Fenerbahçe maçında hakemin ya da okul tribününün değil, maç kampında kavga eden Jardel ve iki bücürün yüzünden kaybettik, sanki Doğu Berlin’den kaçar gibi sezon boyunca Avrupa’ya gitme hayallerinden bahsedip takımı yüzüstü bırakanlardı o rezaletin asıl sebebi. İçlerinden biri hızını alamayıp, burada kan gövdeyi götürürken bir tarafı sakatlanmasın da İnter’e sağ salim gitsin diye ertesi hafta Ankaragücü maçının 30. dakikasında kırmızı kart görüp çıktı ve sezonu o gün kapattı, şimdi de takımın hocası kendisi. Ben yukarıda anlattığım saha içi ve saha dışı rezaletlere rağmen kaybedilen 2000-2001 şampiyonluğunu kendi topçularımızdan başkasına mâl etmedim, kendi takımımın hatalarını başkalarına ihale ederek asıl sorumlulara prim yaptırmadım, o sezon kaybedilen şampiyonluk için hakem hatalarının arkasına sığınan Galatasaraylı da görmedim. Eminim çoğu şuradaki meramımın ne olduğunu bile anlamayacak ama belki hayali düşmanlarla güreşirken bu halde olmalarının asıl müsebbiplerine can simidi atan Fenerbahçelilerden birkaçı aynaya bakıp da kendine gelir diye yazdım bunları.
-Barış süreci için Chobani sponsorluğu verildi.
-Hakkıyla kupa kazanamaz (UEFA şike sürecinde fb'yi 2 yıllığına Avrupa'dan men ederek şike yaptıklarını tescilledi)
-Fenerbahçe'nin devletten aldığı bazı destekler:
Düzce’nin Topuk Yaylası’nda 82 dönümlük arazi 14 milyon gibi cüzi bir rakama 2009 yılında 25 yıllığına Fb'ye kiralandı.
Ataşehir'deki salon ve arazi; Ülker Sport Arena’ın da üzerinde bulunduğu 67 dönümlük arazi cüzi bir bedelle tapusu Fb'ye kazandırıldı.
Üniversite için 3 tarihi bina TBMM'nin onayıyla Fb'ye 30 yıllığına tahsis edildi.
Ankara'da konaklama tesislerinden kazanç sağlıyorlar.
100 milyon dolar değerindeki Kenan Evren Lisesi arazisi fb'ye devredildi.
Dikkat edin paylaştığı 3 maddenin alası kendilerinde var ama ters algı yaparak ortalığı bulandırmaya çalışıyor. Bambaşka bir yüzsüzlük..
Çok net 3 tane pozisyonun açıklaması yok yok yok..
Biz her maç rakibinizden çok Tff&Mhk ile mücadele ediyoruz.
Ayıptır günahtır çıkın iki kelam edin @GalatasaraySK