Atatürk’ün mirasını savunurken İşbankası’ndaki Atatürk vasiyetinin 1938deki açık hükümlerinin 35 yıldır fiilen sınırlandırılmasına neden sessiz kalıyorsunuz?Miras söz konusuysa seçici davranılmaz.Hukuk; işinize gelince değil her durumda uygulanır. https://t.co/qIu2XXW2HD
@szctelevizyonu@gazetesozcu
Programda yanlış bilgiler verdiniz ve kamuoyunu yanıltınız önce gerçeği araştırınız ve bu konu ile alakalı bir açık oturum düzenleyiniz .acik oturum katilimci listenize sayın @SRHTOZRADN ekleyiniz .isbankasi gerçeğini anlatsın kamuoyuna…
Bugün Atatürk hisselerinin Hazine’ye devri veya kayyum atanması tartışılıyorsa, öncelikle şu temel sorunun cevaplandırılması gerekir:
Atatürk’ün vasiyetinin, vasiyeti korumak ve yerine getirmekle yükümlü olanlar tarafından eksiksiz uygulanıp uygulanmadığı…
Atatürk’ün vasiyetine konu gelirlerin, Anayasa’nın 134. maddesi ile koruma altında bulunmasına rağmen, kurucu intifa senetleri ile A ve B grubu imtiyazlı hisselere ilişkin gelirlerin sınırlandırılması ve bu nedenle vasiyet alacaklısı kurumlara yıllardır eksik veya kısıtlı ödeme yapıldığı yönündeki iddialar, hukuken cevaplandırılması gereken en önemli meseledir.
Nitekim 1963 tarihli Anayasa Mahkemesi kararında, Atatürk’ün vasiyetine yapılacak en küçük müdahalenin dahi kabul edilemeyeceği vurgulanmıştır. Bu yaklaşım esas alındığında, vasiyet gelirlerine müdahale edildiği ve bunun uzun yıllar uygulandığı iddialarının hukuki sonuçlarının değerlendirilmesi hukuk devletinin gereğidir.
Bir yandan “Atatürk’ün hisselerine ve vasiyetine sahip çıkıyoruz” denilirken, diğer yandan vasiyetin eksiksiz uygulanıp uygulanmadığı konusunun görmezden gelinmesi önemli bir çelişkidir. Öncelikle cevap verilmesi gereken husus, Atatürk’ün vasiyetinin bugüne kadar tam ve eksiksiz yerine getirilip getirilmediğidir.
Bu nedenle mesele “kayyum” tartışması değildir. Asıl mesele, Atatürk’ün vasiyetinin hukuka uygun şekilde ve eksiksiz olarak yerine getirilmesinin sağlanmasıdır.
Sorulması gereken soru şudur:
Atatürk’ün vasiyet gelirleri eksik veya kısıtlı ödenmeye devam mı etsin; yoksa hukuk devleti ilkesi gereğince vasiyetin tam ve eksiksiz uygulanması yasal yollarla sağlansın mı?
Tartışılması gereken konu kayyum değil; Atatürk’ün vasiyetinin eksiksiz yerine getirilmesidir.
Gazetecilik göreviniz kapsamında, elinizde bulunan veya tarafınıza sunulacak bu belgeyi; Anayasa’nın 134. maddesi, Türk Medeni Kanunu’nun vasiyetin yerine getirilmesine ilişkin 550-556. maddeleri ve Atatürk’ün vasiyeti çerçevesinde bağımsız bir hukukçuya inceletmeyi ve bu hukuki değerlendirmeyi kamuoyuyla paylaşmayı düşünür müsünüz?
Söz konusu belgede, Türkiye İş Bankası’nın Atatürk’e ait kurucu intifa senetlerine kâr payı yönünden sınırlama uygulandığı ve buna bağlı olarak Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’na vasiyete konu gelirlerin sınırlı şekilde ödendiğinin beyan edildiği görülmektedir.
Bu belgenin hukuki sonuçlarının; Atatürk’ün vasiyeti, Anayasa’nın 134. maddesi ve Türk Medeni Kanunu’nun vasiyetin yerine getirilmesine ilişkin hükümleri bakımından ne ifade ettiğinin, bağımsız hukukçular tarafından değerlendirilmesi kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Kamuoyunun da cevap beklediği soru şudur:
Bu belge, Atatürk’ün vasiyetinin uygulanması bakımından hangi hukuki sonuçları doğurmaktadır? Bu nedenle, belgenin uzman hukukçular tarafından değerlendirilerek sonuçlarının kamuoyuna açıklanması, gazeteciliğin araştırma ve denetim işlevinin önemli bir gereğidir.
Yayınlarınızda Atatürk’ün vasiyetine ve İş Bankası hisselerine ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor, bu vasiyetin korunmasının önemine dikkat çekiyorsunuz. Kamuoyunun doğru ve eksiksiz bilgilendirilmesi adına sizlere önemli bir araştırma çağrısında bulunmak istiyorum.
Acaba bir gazete ve televizyon kuruluşu olarak, 1991 yılından bugüne kadar Atatürk’ün vasiyetine konu gelirlerin Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na gerçekten Atatürk’ün vasiyetine uygun şekilde tam olarak mı, yoksa yıllardır kısıtlı ve eksik olarak mı ödendiğini araştırıp, ulaştığınız sonuçları kamuoyuyla paylaşmayı düşünür müsünüz?
Çünkü tartışılması gereken temel mesele, yalnızca İş Bankası hisselerinin geleceği değil; Atatürk’ün vasiyetinin fiilen yerine getirilip getirilmediğidir.
İddialara göre, 1991 yılından bu yana Atatürk’ün vasiyetine konu gelirler Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na vasiyet hükümlerine uygun şekilde tam olarak ödenmemekte; kısıtlı ve eksik ödeme uygulanmaktadır. Bu iddia doğruysa, üzerinde durulması gereken asıl husus, Atatürk’ün iradesinin uygulanıp uygulanmadığıdır.
Kamuoyunun merak ettiği soru şudur:
Atatürk’ün vasiyetini yerine getirmekle yükümlü olanların (vasiyeti tenfiz görevi bulunanlar ile vasiyet hükümlerinin uygulanmasını sağlamakla sorumlu olanların), Atatürk’ün açık vasiyet iradesine uygun hareket edip etmedikleri hiç araştırıldı mı?
Eğer gerçekten Atatürk’ün vasiyet gelirleri uzun yıllardır eksik veya kısıtlı ödeniyorsa, bu durum yalnızca mali bir tartışma değil; aynı zamanda vasiyet hukukunun, miras hukukunun ve hukukun üstünlüğü ilkesinin de tartışılması gereken bir konudur.
Bu nedenle, konunun bütün yönleriyle araştırılması; ilgili belgelerin, mahkeme dosyalarının ve resmî kayıtların incelenerek kamuoyunun aydınlatılması, gazeteciliğin en temel görevlerinden biridir.
Sayın Fikri Sağlar,
Yazınızda İş Bankası hisselerinin Atatürk’ün vasiyeti bakımından tarihî ve hukukî bir emanet niteliği taşıdığını, bu nedenle vasiyetin korunmasının önemini vurguluyorsunuz. Bu tespit, ilke olarak katılınabilecek bir değerlendirmedir.
Ancak aynı hassasiyetin, Atatürk’ün vasiyetinin uygulanması konusunda da gösterilmesi gerekir.
Atatürk’ün vasiyetine sahip çıkmaktan söz edilirken, uzun yıllardır vasiyet gelirlerinin Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na Atatürk’ün iradesine uygun şekilde tam olarak ödenmediğine ilişkin iddialar ve bu konuda açılmış davalar görmezden gelinmemelidir. Bu tartışmaların merkezinde yer alan husus, Atatürk’ün vasiyetinin uygulanmasına ilişkin hukukî uyuşmazlıklardır.
Bu çerçevede, Atatürk’ün vasiyetinin yerine getirilmesini gözetmekle yükümlü olduğu ileri sürülen CHP’nin, vasiyetin eksiksiz uygulanması konusunda yeterli girişimde bulunmadığı ve açılan davalarda vasiyetin tam olarak uygulanmasını savunmak yerine zamanaşımı gibi usul itirazlarına dayandığı yönündeki eleştiriler de kamuoyunda ciddi şekilde tartışılmaktadır. Bu iddiaların hukuk önünde değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
Yazınızda dile getirdiğiniz ilkelerde samimiyseniz, size ulaştıracağım bilgi ve belgeleri herhangi bir ayıklama veya değişiklik yapmadan kamuoyuyla paylaşabilir ve bunlara ilişkin değerlendirmenizi de açıklayabilir misiniz? Farklı görüşlerin ve somut belgelerin birlikte tartışılması, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesine katkı sağlayacaktır.
Öte yandan, olası bir kayyum tartışması da hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Böyle bir tedbir, keyfî bir uygulama olarak değil; eğer gerçekten 35 yılı aşkın süredir Atatürk’ün vasiyet gelirlerinin vasiyet hükümlerine, Anayasa’nın 134 ve 35. maddelerine ve Anayasa Mahkemesi’nin 1963 tarihli kararında ortaya konulan ilkelere aykırı şekilde eksik veya kısıtlı ödendiği yargısal olarak tespit edilirse, bu hukuka aykırılıkların ve doğduğu ileri sürülen kamu zararının giderilmesi amacıyla hukuk düzeninin öngördüğü mekanizmalar kapsamında değerlendirilebilir.
Kanaatimce asıl üzerinde durulması gereken husus; Atatürk’ün vasiyetinin eksiksiz uygulanmasının sağlanmasıdır. Eğer yıllar önce açılan davalarda usul itirazları yerine vasiyet hükümlerinin tam olarak yerine getirilmesi yönünde bir yaklaşım benimsenmiş olsaydı, bugün bu tartışmaların önemli bir kısmı muhtemelen hiç yaşanmayacaktı.
Sonuç olarak mesele, kurumlar veya kişiler üzerinden yürütülen bir siyasi tartışma değil; Atatürk’ün iradesine, hukukun üstünlüğüne ve vasiyet hükümlerinin eksiksiz uygulanmasına ilişkin bir hukuk devleti meselesidir.
İş Bankası ve Atatürk hisseleri konusunda asıl tartışılması gereken husus, hisselerin kime ait olduğu değil; Atatürk’ün vasiyetinin gereği gibi yerine getirilip getirilmediğidir.
Doğrudur; CHP, İş Bankası’nın hissedarı değildir. Atatürk’ün vasiyetine konu hisselerden doğan gelirlerin Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na aktarılmasını denetlemekle yükümlüdür. Ancak burada cevabı verilmesi gereken çok daha önemli sorular bulunmaktadır.
Öncelikle unutulmamalıdır ki, İş Bankası yalnızca vasiyet konusu malvarlığını yöneten bir banka değil, aynı zamanda Türk Medeni Kanunu’nun 550-556. maddeleri kapsamında Atatürk’ün vasiyetini yerine getirmekle görevli vasiyeti tenfiz memurudur. Vasiyeti tenfiz memuru, görevini bir vekil gibi özen ve sadakatle yerine getirmek, vasiyet edenin iradesini korumak ve gerçekleştirmek zorundadır.
Buna rağmen, 31.05.1991 tarihli Olağanüstü Genel Kurul kararıyla Kurucu İntifa Senetlerine ödenecek kâr paylarının sınırlandırılması sonucunda, Atatürk’ün vasiyetine konu gelirlerde çok ciddi azalmalar meydana gelmiştir. Üstelik bu uygulama yalnızca Atatürk’e ait 604 adet Kurucu İntifa Senedi ile sınırlı kalmamış; Atatürk’ün sahip olduğu A grubu ISATR ve B grubu ISBTR imtiyazlı paylardan doğan gelirler bakımından da vasiyetin tam olarak uygulanıp uygulanmadığı hususu yıllardır açıklığa kavuşturulmamıştır.
Bugüne kadar ne İş Bankası ne de CHP tarafından, Atatürk’ün sahip olduğu her bir hisse grubu bakımından hangi yıllarda ne kadar gelir elde edildiğini, bu gelirlerin ne kadarının TDK ve TTK’ya ödendiğini ve ne kadarının ödenmediğini ortaya koyan ayrıntılı ve denetlenebilir bir hesap dökümü kamuoyuna sunulmamıştır.
Daha da önemlisi, açılan davalarda vasiyet alacaklılarının haklarının tam olarak ödenmesini sağlamak yerine, CHP tarafından eksik ödeme ve hiç ödeme yapılmaması olgusuna karşı zamanaşımı ve hak düşürücü süre savunmalarının ileri sürüldüğü görülmektedir. Oysa vasiyetin denetlenmesiyle görevli olan bir kurumdan beklenen, vasiyet gelirlerinin eksik ödenmesini savunmak değil; Atatürk’ün iradesinin eksiksiz yerine getirilmesini sağlamaktır.
Bu nedenle asıl soru şudur:
Atatürk’ün vasiyetinin uygulanmasını denetlemekle görevli olanlar, vasiyet gelirlerinin tam ve eksiksiz ödenmesini sağlamak için bugüne kadar hangi somut girişimlerde bulunmuştur?
Atatürk’ün iradesini korumakla yükümlü olanların, vasiyetin eksik uygulanmasına karşı sessiz kalmaları ve açılan davalarda eksik ödemeleri savunan pozisyonda yer almaları, hem mirasçılık sıfatı hem de denetim görevi bakımından ciddi şekilde sorgulanması gereken bir durumdur.
İş Bankası’nın kime ait olduğu yönündeki tartışmalardan önce, kamuoyunun cevap araması gereken çok daha önemli bir mesele var:
Atatürk’ün vasiyetini yerine getirmekle yükümlü olan CHP ve İş Bankası, Atatürk’ün açık iradesini gerçekten eksiksiz uyguluyor mu?
Bugün tartışılması gereken husus; Atatürk’ün vasiyet gelirlerinin, Anayasa’nın 134. maddesiyle güvence altındaki Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na, Atatürk’ün iradesine uygun şekilde tam olarak ödenip ödenmediğidir.
Yıllardır Atatürk’ün vasiyet gelirlerinin çeşitli genel kurul kararları gerekçe gösterilerek kısıtlı/eksik ödendiği yönünde ciddi hukuki iddialar ve devam eden yargı süreçleri bulunmaktadır. Buna rağmen CHP’nin ve İş Bankası’nın bu konuda kamuoyunu tatmin edecek açık bir hesap vermemesi dikkat çekicidir.
Daha da önemlisi, Anayasa’nın 134. maddesi ile Atatürk’ün vasiyetine ilişkin ortaya konulan anayasal ilkeler ve yargı kararları karşısında bu uygulamaların neden sürdürüldüğü sorusu hâlâ cevap beklemektedir.
İş Bankası’nın kime ait olduğu tartışılmadan önce, Atatürk’ün vasiyetine gerçekten uyulup uyulmadığı araştırılmalıdır.
Bu dosyayı ayrıntılı şekilde inceleyin. Atatürk’ün vasiyeti, vasiyet gelirleri ve yıllardır süren uygulamalar hakkında öğrenecekleriniz, bugüne kadar yapılan tartışmalardan çok daha çarpıcı olabilir.
@memetsimsek@HMBakanligi Sayın Şimşek yurtdışından para dileneceğinize İşbankası’ndan 34 yıldır tahsil edilmeyen ISKUR kurucu hisselerin temettüsünü tahsil etsenize orada 2 milyar dolarınız yatıyor. Yönetim kurulunun 91 yılında aldığı kısıtlama kararı Yok Hükmündedir. Oraya baksan anlarsın
@ZaferArapkirli Atatürk’ün adını slogan yapanlar, konu İş Bankası’ndaki noter tasdikli vasiyeti olunca suskunlaşıyor. Atatürk sevgisi nutukla değil, emanetine ve hukuka sahip çıkmakla ölçülür.
Türkiye’nin önde gelen anayasa hukukçularından Prof. Dr. Şule Özsoy BOYUNSUZ’un da değerlendirmesi gereken temel meselelerden biri şudur:
Anayasa m.134 ile özel koruma altına alınan Atatürk’ün vasiyetine, Anayasa Mahkemesi’nin 11.10.1963 tarihli kararında açıkça belirtildiği üzere hiçbir şekilde müdahale edilemezken; Atatürk’ün mirasçısı sıfatını taşıyan kurumlar ve vasiyeti tenfiz etmekle yükümlü olanlar tarafından bu anayasal iradenin fiilen ihlal edildiği iddiaları nasıl açıklanacaktır?
Atatürk’ün Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nun gelişmesi için tahsis ettiği vasiyet gelirlerinin yıllardır eksik ve kısıtlı ödendiğinin bizzat ilgili banka kayıtları ve beyanlarıyla ortaya konulduğu ileri sürülmektedir. Bu çerçevede, söz konusu iddiaların hukuki dayanaklarının, ilgili kurumların sorumluluklarının ve anayasal koruma mekanizmalarının nasıl işletildiğinin kamuoyu önünde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Atatürk’ün vasiyetine yönelik en küçük müdahalenin dahi kabul edilemeyeceğini ifade eden Anayasa Mahkemesi kararının ışığında, kamuoyunun ve anayasa hukukçularının bu sorulara cevap vermesi gerekmektedir.
Ekte sunulan belgelerde yer alan tespit, iddia ve hukuki değerlendirmelerin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 134. maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün müdür?
Özellikle; Atatürk’ün vasiyet iradesinin anayasal koruma altında bulunması, vasiyet hükümlerinin uygulanması ve vasiyet gelirlerinin ilgili kurumlara aktarılması süreçlerinde görev üstlenen kişi ve kurumların işlem ve uygulamalarının, Anayasa m.134’te öngörülen koruma rejimi bakımından nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda görüşlerinize ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu kapsamda, ekteki belgelerde belirtilen olay ve işlemlerin;
•Anayasa m.134 ile güvence altına alınan Atatürk’ün manevi mirası ve vasiyet iradesiyle ilişkisi,
•Anayasa Mahkemesi’nin 11.10.1963 tarih ve E.1963/124, K.1963/243 sayılı kararında ortaya konulan anayasal ilkeler ışığında değerlendirilmesi,
•Vasiyet gelirlerinin eksik veya sınırlı şekilde ödenmesine ilişkin iddiaların anayasal sonuçları,
•Vasiyetin korunması ve yerine getirilmesi konusunda sorumluluk taşıyan kişi ve kurumların yükümlülükleri,
yönlerinden incelenerek hukuki kanaatinizin paylaşılması büyük önem arz etmektedir.