insanlığın ve Türkiye’nin götürüldüğü yerin kader olmadığını topluma anlatmak, savaş karşıtlığını, anti-emperyalizmi ve bağımsızlığı birlikte savunan bir siyaseti toplumla buluşturmak, halklaştırmak gerekiyor.
Deniz Göktaş stand-up gösterisinin bir bölümünde, "Gösteriyi yayınlamadan önce birçok avukata izlettik. Avukatlar da 'Bunu yayınlarsan seni s...erler.' diye mütalaa verdi." diyor.
Biz avukatlar olarak bu espriyi kişisel algılamadık. Çıkıp da "Ceza hukukunda böyle bir yaptırım yoktur.", "İnfaz hukukunda bunun karşılığı bulunmamaktadır." diye açıklama yapma ihtiyacı da hissetmedik.
Çünkü herkes bunun bir stand-up gösterisi olduğunu, mizahın bir parçası olduğunu biliyordu. Alınganlık yapanlara duyurulur.
Dünya Kupası öncesinde İran futbol takımına, İranlı seyircilere, Senegal, Özbekistan ve Irak kafilelerine, Somalili hakeme, Iraklı gazetecilere dönük ABD küstahlığından sonra bu organizasyonu boykot edecek bir onur bırakmamış emperyalizm dünyada.
21 Mayıs sonrası Türkiye, 21 Mayıs öncesi Türkiye’den farklı bir yer olacaksa, Türkiye’nin tüm ilerici güçleri “ne yapmalı” sorusunu güncel bağlamda kendisine tekrar sormalı, vereceği yanıtları güncellik bağlamında yeniden düşünmelidir
CHP’nin AKP ile “normalleşme” sicili
Öncesini bir kenara bırakalım…
15 Temmuz-7 Ağustos 2016 Yenikapı Ruhu: Fethullahçı fesatı darbe yapacak noktaya getiren iktidar bunun sorumluluğuyla zayıf düşmüşken CHP ona can simidi oldu. Darbe tehdidi atlatılmıştı, şimdi muhalefet-hükümet ayrımı olmaksızın elbirliği ile demokrasi ve hukukun üstünlüğü tesis edilecekti. Bu “ruh” sırasında Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan, Özgür Özel Meclis Grup Başkanvekili idi. Son derece uyumlu bir görüntü verdiler. AKP ilk haftaların sarsıntısını atlatıp kendi yolunda hamle üstüne hamle yapmaya başlayınca “kontrollü darbe” diye bir kavram keşfettiler. Ama ruh bir kez özgür kalmıştı!
2019-2021 arasında “kucaklama”, “birleştiricilik”, “helalleşme” vurgusu hakim oldu. Belki bunlar iktidarla değil toplumla yapılacaktı ama AKP’ye benzeme açısından epey yol aldı CHP bu yıllarda. Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel arasında CHP’nin bu politikalarına dair herhangi bir anlaşmazlık gözlenmedi.
AKP artıklarının da yer aldığı Altılı Masa kurulurken, yani 2023 seçimlerine gidilirken de CHP’de bugün gerilimde öne çıkan isimlerin hiçbirinin farklı bir yaklaşımı olmadı. CHP’yi AKP’nin alanına sokma, ona daha fazla benzetme konusunda kolektif bir çaba yürütüldü. Davutoğlu ve Babacan’ı Cumhuriyetçi kesimlere pazarlamak için elbirliği ile çalıştılar.
2023 Kasımı’nda CHP’de Kurultay gerçekleşti. Özgür Özel Genel Başkan seçildi. Kılıçdaroğlu ise Kurultay öncesinde Cumhurbaşkanı adayı olduğu, milletvekili seçimlerine girmediği için Meclis’in de dışında kaldı, ofisine çekildi.
CHP 2024 yerel seçimlerinde başarılı oldu, birinci parti konumuna geldi. Parti tabanında “derhal erken seçim” beklentisi ortaya çıktı. Özgür Özel ve arkadaşları, “halk seçim istemiyor, böyle bir talebimiz olmayacak” diyerek “normalleşme”den söz etmeye başladı. AKP ve Erdoğan ile ilişkilerde yumuşama arayışında olduğunu defalarca tekrarladı. Ekrem İmamoğlu da benzer açıklamalar yaptı. Kılıçdaroğlu tepki gösterdi, “Erdoğan ile normalleşilmez, nesiyle normalleşeceksiniz” dedi. Özgür Özel ısrarla “normalleşme” çizgisini savundu, hatta bu açılımı Kılıçdaroğlu’nun “hellalleşme” politikasına benzetenlere “normalleşme bana aittir” diye itiraz etti.
İktidarın yanıtı yerel yönetimlere operasyon oldu. Anlamı açıktı: “Seçme ve seçilme hakkını takmayız, siyasetin alanını daraltırız, bizim normalimiz budur.”
İktidarın normalinde son aşama Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına atanması oldu. Kendisi AKP medyasından kamuoyuna büyük bir rahatlık ve pişkinlikle seslenmeye devam ediyor. Normalleşti, hatta normalleşmenin de ötesine geçti. Özgür Özel ise “Saray rejimine hizmet” ile suçlamakta kendisini.
Yukarıdaki kısa özette sömürü düzeni yok, emperyalizm yok, Cumhuriyet yok, laiklik yok, NATO yok, “çözüm süreci” yok, hiçbir önemli konu yok. Sadece ve sadece CHP’nin AKP ile ilişkilerine dair çok genel bir fotoğraf var.
Yeterince açıklayıcı olmalı.
- bizi sokağa dökmek istiyorlar
- bu yaptığınız akepe'ye yarar
- gündemi değiştiriyorlar esas gündem bu değil
- kutuplaştırma siyaseti onların işine gelir
- aman sağ seçmeni ürkütmeyelim
- sandığı beklemek lazım
bu akılsızlıkların hepsinin bedelini ödeyeceğiz yakın zamanda.
#SONDAKIKA
ODTÜ'de olaylar başlamadan önceye ait görüntüler elimize ulaştı.
Görüntülerde, ülkücü grubun arka taraflardan ön tarafa doğru bira şişeleri fırlattığı; bunun üzerine sahne önünde bulunan kişilerin “Atmayın!” diyerek uyarıda bulundu.
Bu video bir TEŞHİR videosudur.
81 Yıl Önce Faşizmi Dize Getiren Güç Komünizmdi!
Bugün 9 Mayıs. Tarihin gördüğü en aşağılık yöntemlerle insanlığı teslim almaya kalkışan Nazilerin resmen teslim oldukları günün yıldönümü. 81 yıl önce bugün Alman faşistleri emperyalist hayallerle dünya egemenliği için çıktıkları yolun sonunda Berlin’in harabeleri arasında tarihin çöplüğüne gömüldüler. O günlerde dünyayı faşizm belasından Kızıl Ordu’nun, Sovyet halklarının, Sovyetlerin komünist önderliğinin kurtardığından kimsenin kuşkusu yoktu. Naziler Sovyet topraklarında, en az bir cenazenin çıkmadığı tek bir ev bırakmamıştı. Faşist sürülerin ardında dağılmış aileler ve viran şehirler kalsa da, Sovyet insanı çok haklı bir gururla bir nebze hafiflemiş acısını ve yorgunluğunu bir kenara bırakıp sosyalist kuruluşa devam etti. Kentlerini, sanayisini yeniden ayağa kaldırdı; topraklarını bereketli kıldı. İnsanlığın eşit, hakça ve güvenli bir yaşam arayışına gelmiş geçmiş en ileri yanıtları üretti. Sovyet sosyalizmi başarılarıyla tüm dünyaya ilham verirken bir yandan dünya barışının güvencesi haline gelmişti. Diğer sosyalist ülkelerle kardeşçe bir işbirliği inşa ediyor, emperyalist kuşatmadan çıkış arayan sömürge sonrası ülkelere dost elini uzatıyordu. Sovyetlerin varlığında Amerikan emperyalizmi ve NATO’daki müttefikleri savaş planları yaparken iki kere düşünmek zorundaydı.
Bugün 9 Mayıs’ı, Berlin’de Kızıl Ordu sembollerinin yasaklanması, AB bürokrasisinin tehditleri nedeniyle Slovak başbakanın Kızıl Meydan’daki resmi törenlere katılmaktan vazgeçmesi haberleriyle karşılıyoruz. Avrupa gericiliği her yerde yasaklar ve tehditlerle Sovyet zaferinin üzerinde tepiniyor. İş faşizmin yenilgisinde Sovyetlerin baskın rolünü karartmaya çalışmaktan çıkmış, bu zaferin insanlık için değerinin topyekün unutturulmasına varmıştır. Gerçek şu ki, Nazilerin yenilgisi, bugün yeni savaşlara hazırlanan Avrupa’nın emperyalist ve gerici yöneticilerine benzer bir hezimete uğrama ihtimallerini hatırlatıyor. Barbar düzenleri karşısında insanlığın bir kez daha ayağa kalkma ihtimalini düşünmek dahi istemiyorlar. Bugünkü Rusya’ya düşmanlıklarını, bundan katbekat güçlü olan anti-komünist histerilerinin bahanesi olarak kullanıyorlar.
9 Mayıs’ın yıldönümünde, Nazilere karşı omuz omuza çarpışmış Kızıl Ordu askerlerinin Rus ve Ukraynalı torunları egemen sınıflarının peşinde birbirini boğazlamaya devam ediyor. Sovyetler Birliği’ni sona erdiren karşı devrimden doğan devletler zar zor 3 gün ateşkes ilan edebildiler. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy önce 9 Mayıs anma töreni sırasında dronlarla Kızıl Meydan’ı vuracağını ilan edip, daha sonra benzeri görülmemiş bir ciddiyetsizlikle Meydan’ın koordinatlarını sosyal medya hesaplarından yayınlarken hiç utanmadı.
Avrupa’da tüm çatışan güçler 9 Mayıs’la ilgili kendi siyasi hesaplarını görürken hep birlikte unutturmaya çalıştıkları tek bir gerçek var. Dün faşizmi dize getirenler komünizmin bayrağı altında birleşmiş insanlardı, bugün emperyalizmin insanlığı bir kez daha içine düşürdüğü koyu karanlıktan çıkaracak olan yine komünizmin bayrağıdır. Sosyalizm 20. yüzyıl zaferlerinden geriye kalan bir anı değil; insanlığın gelecek umutlarının yegane adresidir. Bu gerçek ona duyulan ihtiyacın büyüklüğü oranında güçlüdür; hiçbir yalanla, hiçbir zorbalıkla unutturulamaz.
Orak-çekiçli kızıl bayrak Reichstag’ın üzerinde yalnızca bir zaferin değil, insanlığın teslim alınamayacağının ilanı olarak dalgalandı. O bayrağı dalgalandıranlar sosyalist bir ülkenin yurttaşlarıydılar. 9 Mayıs’ın asıl anlamı buydu; bugün hâlâ korktukları şey de budur. Ve korkmakta çok haklılar. Çünkü insanlık bir kez daha ayağa kalktığında, eşitsizlik, yoksulluk, savaş ve yıkım üreten bu barbar düzeni tarihin çöplüğüne gönderecek iradeyi yine kendi elleriyle yaratacaktır.