🚨 VICTOR OSIMHEN BLASTS BARCELONA AFTER 4-1 DEFEAT!
🎙️Reporter: Victor, what is your reaction to Barcelona’s 4-1 victory? Do you think the result tells the full story of the match?
🗣️Osimhen: Honestly, everybody watched that match, and I don’t understand how people can celebrate this result without talking about the refereeing decisions.
When we scored what should have been our second goal, it was ruled out for offside. But when Barcelona scored through João, I want to know what the referee and VAR were looking at! From what I saw, there were serious questions about the offside situation, yet the goal stood.
🎙️Reporter: Are you suggesting Barcelona benefited from the referee’s decisions?
🗣️ Osimhen: I’m asking a simple question: why are these decisions not being judged consistently? If our goal was offside, fine. But explain the other situation to us! You cannot expect players to remain silent when they feel decisions are going against them.
Barcelona played good football, I’m not denying that. But playing beautiful football doesn’t mean you should be protected from criticism.
🎙️Reporter: Barcelona fans will say you’re just making excuses for the defeat.
🗣️Osimhen: They can say whatever they want. We lost 4-1, and we accept that. But accepting defeat doesn’t mean we should pretend controversial decisions never happened.
If this same situation happened to Barcelona, their fans would be demanding answers everywhere. So why should we keep quiet?
🗣️Osimhen: Let me make one thing clear: I respect Barcelona as a club, but football must have the same rules for everybody. Nobody should get special treatment because of the badge on their shirt!
Barcelona fans can celebrate their victory, but don’t tell me there is nothing to discuss. VAR was introduced to help football, not leave everybody questioning what they just watched!
🚨 Jamie Carragher questions the officiating decisions on Joao Cancelo’s goal against Galatasary:
🗣️ “Just look at the two incidents and tell me why supporters shouldn’t have questions.
João Cancelo’s goal looked suspicious for offside to many people. Then Galatasaray scored again, and their goal was ruled out for offside.
“If the officials made the correct decisions, fine. But supporters deserve a clear explanation of what happened in both situations.
This is the Champions League. Every goal matters, and consistency is everything. Galatasaray fought hard for those chances, and they deserve to know why one goal stood while the other was disallowed.
Apply the rules fairly, explain the decisions, and let the football speak for itself. Galatasaray deserve better than confusion and now Barcelona has taken advantage of that against them.”
Tasfiyeye tabi tutulan fonların belli bir tarihten sonraki işlemlerinin iptal edildiği söylendi. Nitelikli dolandırıcılık varsa, en başından beri hukuken geçerli bir işlem yoktur. İyiniyetli de olsalar bu fonlardan para kazanıp çıkanlar sebepsiz zenginleşmiş sayılırlar. Kötüniyetli olanlar zaten dolandırıcılık iddiasının parçası olurlar. O halde Devlet; tasfiyeye tabi tutulan fonları, belli bir tarihi değil ilk andan itibaren ele almalı, buna göre kazananları kaybedenleri belirlemeli. Çıkarılacak kanunla da adaletin sağlanması yoluna gidilmelidir.
SPK başkanının ve yetkililerinin görevden kaynaklanan yetkilerini kötüye kullandıkları veya ihmal ettikleri tespit edilirse, bu süreçte fonlarda para kaybedenlerin tam yargı dava açabilme hakları zaten vardır ve bu tespit de talepleri güçlendirir. Bu sorunun geçici bir kanun çıkarılmak suretiyle çözülmesi isabetli olur.
SPK’yı, Borsayı Avrupa normları nasılsa o hale getirmek lazım. Bir şey icad etmeye gerek yok, Avrupa’da nasılsa bizde de aynı kriterler olsun. Ahbap çavuş ilişkilerine son verilsin. Vatandaşımız acı tecrübelerle baş başa kalmasın. Küçük yatırımcıların zararları giderilsin. Devlet bu sorunları çözer.
Hazırladığınız listeyi aylarca (yaklaşık 11 ay) PFDK’ya vermiyorsunuz. MHK operasyonu başlayınca “nedense” liste aklınıza geliyor.
1) Başkan adayı olabileceğini düşündüğünüz ve sizin kirli işlerinizden uzak olan Mecnun Otyakmaz’ın oğlu,
2) TFF yönetiminde “istemediğiniz” ve sizden uzak duran Ural Aküzüm,
3) Henüz iki gün önce stadında yuhlandığınız Bursaspor’un başkanı listede. Zamanlama manidar(!) değil mi?
Peki; aylardır yapmadığınız sevke ilişkin olarak, tüm yöneticileri töhmet altında bırakacak bir biçimde yaptığınız sevkle ilgili problemlere gelelim:
* 11 ay önce disiplin sevk listesine aldığınız ama sevketmediğiniz yöneticilerden bazıları, zamanaşımı sebebiyle sevk listesinden çıkartıldı. Sizin bu ihmaliniz; TCK kapsamında “görevi kötüye kullanma” suçunu oluşturmaktadır.
*448 kişilik sevk listesinde “eski-yeni” ayrımı belirtilmeksizin takım isimleriyle liste yayınladınız. Sayenizde, sosyal medyada taraftar grupları takımların sevkedilen yönetici sayısına göre birbirlerini linç ediyorlar.
*Yaptığınız sevkte, yönetici listelerini alıp; “kimin hangi tarihten bu yana yönetici olduğuna bakmaksızın” geriye dönük 5 yıla ilişkin disipline sevk ettiniz. Misal; X yönetici 2024 yılında yönetici vasfını kazanmış. 2023 yılında da bahis yapmış. Siz bu yöneticiyi de hukuken mümkün olmamasına rağmen sevketmişsiniz. Tabii ki yargılamada bu durumdaki bir yönetici aklanacaktır. Peki; aklanana kadar yöneticiye ve yöneticilik yaptığı takıma ilişkin leke ne olacak? Bu isnatlardan çok ciddi tazminat davaları doğar; bilesiniz.
Ezcümle; bu sevk “temiz futbol” sevki değil; “şark kurnazlığı” sevki. Allah’tan savcılık doğru adımlar atıyor da sizin manüplasyonlarınızı engelliyor.
BERLİN–BRÜKSEL–ANKARA HATTININ UYUYAN HÜCRESİ AHMET ŞIK NEDEN UYANDI VE AKIN GÜRLEK'İ HEDEF ALMAYA BAŞLADI?
Ahmet Şık'ın "Uzun bir aradan sonra" yeniden X hesabı açarak doğrudan Adalet Bakanı Akın Gürlek'i hedef almasının merkezinde iki ayrı gelişme bulunuyor. İlki, Gürlek'in İstanbul yargısındaki görevleri ve 2024'te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına, 2026'da Adalet Bakanlığına yükselmesi. İkincisi ise Haziran 2026'da Avrupa Parlamentosu'nda Gürlek'in doğrudan hedef alınması ve aynı dönemde Ahmet Şık'ın Gürlek hakkında art arda siyasi ve mali soruşturmalar talep etmesi.
Avrupa Parlamentosu'ndaki en görünür isim Slovenyalı Greens/EFA üyesi Vladimir Prebilic oldu. Haziran 2026'da hazırlanan Türkiye raporunun gölge raportörü olarak Prebilic, Gürlek'in AB'nin hedefli insan hakları yaptırım mekanizmasına alınmasını önerdi. Prebilic, Ankara'nın bu öneriden haberdar edildiğini ve kendilerine önerinin geri çekilmesi konusunda girişimde bulunulduğunu açıkladı. Avrupa Yeşiller Partisi de 15 Haziran 2026'da yayımladığı açıklamada Prebilic'in Gürlek'e yönelik yaptırım girişimine açık destek verdi.
Prebilic'in siyasi adresi Slovenya'daki yeşil siyasi hareket. Ancak Avrupa Parlamentosu'nda Greens/EFA grubunda bulunuyor. Bu grubun siyasi ekosistemi ile Almanya Yeşilleri arasındaki kurumsal bağlantının önemli merkezlerinden biri Heinrich Böll Stiftung. HBS kendisini "Alman Yeşiller Partisi'ne yakın" bir siyasi vakıf olarak tanımlıyor ve 1994'ten beri Türkiye'de faaliyet gösteriyor. Vakıf, Türkiye ofisinin Türkiye, Almanya ve Avrupa Birliği arasındaki siyasi diyaloğu desteklediğini açıkça belirtiyor.
HBS'nin Almanya Yeşilleriyle bağlantısı tarihsel bir siyasi yapı üzerinden kuruluyor. Vakfın kendi tarihçesine göre kuruluş sürecinde Yeşiller Partisi politikacıları Lukas Beckmann ve Christa Nickels önemli rol oynadı; 1988'de Yeşiller Federal Yönetim Kurulu tarafından siyasi vakıf olarak kabul edilen yapı, 1997'de bugünkü Heinrich Böll Stiftung çatısı altında birleşti.
Türkiye ayağındaki en önemli isim ise Yonca Verdioğlu Şık. HBS'nin kendi arşivinde Verdioğlu'nun Mart 2008'de proje koordinatörü olarak göreve başladığı kayıtlı. Böylece Heinrich Böll Stiftung ile Ahmet Şık arasındaki kurumsal bağ, Ahmet Şık'ın eşi üzerinden somutlaşıyor.
HBS ile Ahmet Şık arasındaki doğrudan yayın ilişkisi de kayıtlı. Vakfın Perspectives dergisinde Ahmet Şık'ın Türkiye hakkında bir çok makalesi mevcut.
Almanya bağlantılarının ikinci ayağı medya ve gazetecilik çevresi. 2 Haziran 2017'de Köln'de düzenlenen Kölner Forum für Journalismuskritik kapsamında Günter Wallraff Gazetecilik Ödülü Ahmet Şık'a verildi. Ödül Deutschlandfunk ve Initiative Nachrichtenaufklarung çevresindeki organizasyon tarafından gerçekleştirildi. Şık tutuklu olduğu için ödülü eşi Yonca Şık temsili olarak aldı. Ekim 2017'de Günter Wallraff İstanbul'a gelerek ödül parasını bizzat Yonca Şık'a teslim etti ve onunla birlikte Cumhuriyet gazetesini ziyaret etti.
Böylece 2008'den 2026'ya uzanan kronolojide Yonca Verdioğlu Şık'ın 2008'de HBS'de göreve başlaması; 2012'de Ahmet Şık'ın HBS yayınında yer alması; 2017’de Ahmet Şık'ın Almanya'daki gazetecilik çevrelerinden Wallraff Ödülü alarak pr ve parlatılma çalışmasının yapılması; 2026'da Greens/EFA içerisindeki Vladimir Prebilic'in Gürlek'e AB yaptırımı talep etmesi ve aynı dönemde Ahmet Şık'ın bu operasyonun Türkiye ayağında dokunulmazlık zırhını kullanarak Gürlek'i doğrudan siyasi soruşturma gündemine taşıması elbette rastlantı değil.
Bu kronoloji zincirinin son halkası 21 Eylül 2026'da açık biçimde görüldü. Ahmet Şık, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e verdiği soru önergesinde Akın Gürlek'in Tera Portföy'ün TLY kodlu fonunun kapalı döneminde yatırımcı olup olmadığının araştırılmasını istedi. Önergede Gürlek'in yanı sıra Hasan Doğan, Batuhan Mumcu, Mehmet Ali Çelebi ve başka siyasi-bürokratik isimlerin de fonla ilişkileri sorgulandı. Şık ayrıca fonun kapalı dönemdeki yatırımcılarının ve kriz öncesi çıkış yapan kişilerin araştırılmasını istedi.
Dolayısıyla bugün Gürlek'e yönelik itibar suikastı yapmaya çalışan ekibin görünen aktörleri Ankara, İstanbul ve Brüksel'de bulunuyor; kurumsal bağlantı noktaları ise Greens/EFA – Avrupa Yeşiller Partisi – Heinrich Böll Stiftung – Türkiye HBS yapılanması – Yonca Verdioğlu Şık – Ahmet Şık ekseninde sıralanıyor.
Gürlek hakkında Avrupa Parlamentosu'ndaki yaptırım girişimi ile Ahmet Şık'ın Eylül 2026'daki fon soruşturması aynı döneme denk geliyor. Bu kronoloji, Gürlek meselesinin yalnızca Türkiye içindeki yargı ve siyaset tartışması olmadığını; Avrupa'daki Yeşil siyasi ağların ve Almanya merkezli Heinrich Böll Stiftung çevresinin de Gürlek'ten rahatsız olduklarının görünür hale geldiğini ortaya koyuyor.
Türkiye’s UN Representative on Netanyahu:
The fact that numerous delegations walked out during Israeli prime minister's speech is not a minor gesture. It is a resounding diplomatic condemnation.
The message is unmistakable. His words are discredited. His policies are rejected and his isolation is deepening.
The international community does not tolerate listening to a morally bankrupt leader who stands under an arrest warrant for war crimes and crimes against humanity.
His fabrications are desperate. Hollow attempts to conceal Israel's genocide in Gaza and its relentless aggression in the West Bank, Lebanon, Syria, and beyond. No propaganda can erase the truth.
Thousands of civilians have been slaughtered, homes and hospitals reduced to rubble, schools deliberately targeted, and the humanitarian aid obstructed with intent. These are crimes that will not be forgotten nor forgiven.
Değerli Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri, bürokratları, Hukukçuları:
Eğer Türkiye olarak bu fon krizini doğru şekilde çözersek, Türkiye’nin, başta sermaye piyasaları olmak üzere ÖNÜ ciddi şekilde açılır.
Bu fon ponzi krizinde yatırımcıların kaybettiği para: Emre Tezmen ve benzerlerinin fonlarını ilk kurduklarında sisteme para sokan ve paralarını 100 kata 200 kata, 300 kata çıkaran az sayıda insanın CEBİNDEDİR.
Bu kayıpları telafi etmenin en kolay ve adaletli yolu CLAWBACK dediğimiz yöntem olacaktır.
Eğer bunu yaparsak:
1) Parasını kaybeden insanlar ana paralarının çoğunu geri alırlar.
2) Devletin sırtına mali yük binmemiş olur.
3) En önemlisi yabancı yatırımcıların ülkeye gelişinin önü açılır.
Türkiye Sermaye Piyasaları o zaman çok güçlü şekilde ileri atılır.
Saygılarımla.
Gerçekten inanılmaz! 3 metre kadar ileri fırlatılabiliyor. Üstelik mühimmat patlayıp israf olmasın diye de iple geri çekilebiliyor. Bilinen tüm savaş doktrinlerinin ötesinde yepyeni bir buluş olacağa benziyor.
Balkanlar; anavatandır, esir topraklardır. Bizimdir.
“Bizden Belgrad'ı aldıkları zaman, düşman delegeleri Niş kasabasını da istemişlerdi. Osmanlı delegesi ayağa kalkarak:
— Ne hacet, dedi, İstanbul'u da size verelim.
Babalarımız için Niş, İstanbul'a o kadar yakındı.“
🚨 @UEFA@ChampionsLeague
A serious question for UEFA and the refereeing team: Is this really the standard of refereeing expected in the UEFA Champions League?
In Sporting CP vs Galatasaray, the Batrakov incident was a major point of controversy. A challenge that many would consider worthy of a red card was only punished with a yellow, and VAR did not intervene.
If VAR cannot properly review a potentially decisive red-card incident, then what exactly is the purpose of VAR?
Then came the Jakobs incident. Despite the controversy surrounding the contact and whether it actually warranted a penalty, a penalty was awarded against Galatasaray.
These are not minor decisions; they can completely change the course of a Champions League match.
One side saw a potentially serious foul punished with a yellow card, while on the other side a highly debatable incident resulted in a penalty against Galatasaray.
The consistency of the refereeing decisions throughout the match is therefore a legitimate question for UEFA.
Nobody is saying Galatasaray lost solely because of the referee, but it is impossible to ignore the impact of these crucial decisions on the game.
UEFA expects clubs to meet the highest professional standards, so its referees and VAR teams must be held to exactly the same standard.
Champions League football cannot be governed by decisions that leave supporters, players and clubs questioning the basic consistency of refereeing.
Galatasaray does not ask for special treatment. Galatasaray asks for fairness, consistency and transparent refereeing.
UEFA should seriously review the referee and VAR performance in this match, particularly the Batrakov and Jakobs incidents.
If UEFA wants to protect the credibility of its biggest competition, controversial decisions cannot simply be dismissed as “part of football.”
Transparency, accountability and consistent standards are essential.
European football deserves better than a system where two decisive incidents can leave an entire club questioning whether the same standards were applied to both sides.
UEFA’ya ve maçın hakem ekibine açık bir soru: Avrupa’nın en üst düzey organizasyonlarından biri olan Şampiyonlar Ligi’nde hakemlik standardı gerçekten bu mu?
Sporting Lizbon – Galatasaray maçında Batrakov’a yapılan ve yalnızca sarı kartla geçiştirilen müdahale, VAR’ın neden devreye girmediğini ciddi şekilde sorgulatıyor.
Böylesine sert bir müdahalede kırmızı kart ihtimali dahi değerlendirilmiyorsa VAR sistemi tam olarak ne için var?
Daha da önemlisi, Jakobs’un müdahalesinde topa önce temas ettiği yönündeki görüntülere rağmen Galatasaray aleyhine penaltı verilmesi, maçın kaderini doğrudan değiştiren son derece tartışmalı bir karar oldu.
Üstelik pozisyon VAR tarafından tekrar değerlendirilebilecekken kararın değiştirilmemesi, sadece hakemi değil VAR sisteminin işleyişini de sorgulatıyor.
Bir tarafta Galatasaraylı oyuncuya yapılan sert müdahalede kırmızı kart ihtimali görmezden geliniyor, diğer tarafta tartışmalı bir ikili mücadele penaltı olarak değerlendiriliyor.
Bu kadar kritik iki pozisyonda kararların aynı maç içerisinde Galatasaray aleyhine sonuçlanması, UEFA’nın hakem atamalarındaki ve VAR uygulamalarındaki standartlarını sorgulamamıza neden oluyor.
Galatasaray’ın kaybetmesinin tek sebebi hakem demek doğru olmaz; ancak maçın kritik anlarında verilen kararların karşılaşmanın sonucunu etkilediğini de görmezden gelemeyiz.
Şampiyonlar Ligi gibi milyarlarca insanın takip ettiği bir organizasyonda “hakem hatası” diyerek geçiştirilemeyecek kadar önemli kararlar bunlar.
Galatasaray’ın ve taraftarının beklentisi ayrıcalık değil, adalet ve tutarlı hakemliktir.
UEFA’nın bu maçtaki hakem ve VAR performansını ciddi şekilde incelemesi, özellikle Batrakov ve Jakobs pozisyonları için kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapılması gerekiyor.
#UEFAMAFİA #Galatasaray #UEFA #UCL #SportingCP #VAR #Refereeing
🚨 SCANDAL IN THE CHAMPIONS LEAGUE
⚠️ No red card was shown for this challenge.UEFA refereeing is once again under scrutiny.
The VAR’s failure to intervene looks even more controversial from this new angle. 🟥