Molla Sadrâ'nın Hikmet-i Müteâliye Düşüncesinde Estetik ve Sanat adlı YL tezimi savundum.Danışman hocam Doç.Dr @mahmutmecin ve tüm hocalarıma değerli katkıları için ve elbette özgür Filistin halkına Celâl ve Cemâl'i unutturmadığı için teşekkür ederim.
@YUNUSCENGIZ1@omerbozkurt_1
@arayis_felsefe kavram setlerinin dayatılmasından bahsediyorsunuz ama Enis hoca vücud ve mevcudun ayrımından ya da x mümkünü ile mümkünün varlığı arasındaki farkı bilmeyip anlamadığı için değil, kozmolojik-ontolojik delil tanımlarına farklı yaklaştığınız için hocayı anlamıyorsunuz Hasan bey.
The most quoted "there's no spoon" scene from Matrix is the most misunderstood scene.
The boy tells Neo the spoon doesn't exist.
Most people think this means "nothing is real, everything is simulation."
Wrong interpretation.
Completely backward.
The spoon exists. The child exists. The conversation exists.
What doesn't exist is the boundary between the spoon and Neo.
The separation is the illusion.
When you try to bend a spoon with your mind, you're operating from the assumption that "you" are separate from "spoon." Subject acts on object. Mind controls matter. That duality creates the impossibility.
The child figured out something neuroscientists are just confirming:
Your brain doesn't distinguish between self and environment the way you think it does. The neural networks that represent "your body" extend seamlessly into the networks that represent "the space around your body." The boundary exists in language, not in neural reality.
For example, a tennis racket becomes an extension of your arm, a race car becomes an extension of your body. The instrument stops being separate and starts being you.
The spoon bends because Neo stops treating it as external. The separation dissolves.
There's no spoon to manipulate because there's no separate self doing the manipulating.
This is grounded in science. Embodied cognition research shows your brain can map the tools and objects you focus on as real extensions of your body schema. Pianists’ brains often represent piano keys within their finger map. Surgeons’ brains can represent their instruments as extended limbs.
The Matrix scene was accidentally teaching applied neuroscience disguised as sci fi philosophy.
The real takeaway:
Stop trying to change things outside yourself. Recognize that the "outside" is a cognitive construction.
The spoon bends when you realize you are the spoon.
Neden Felsefe ve Yapay Zeka Bölümü:
Türkiye'deki ilk yapay zeka felsefe bölümünü @ibnhalduni bünyesinde açıyoruz. Gördüğüm kadarıyla bazı dostlar bu programın varlığına itiraz ediyor. Bu programın neden makul olduğunu birkaç not ile açıklayayım:
1. Önce Türkiye'de retoriği güçlü bir cevapla başlayalım. Çünkü dünyada büyük felsefe bölümleri çok önceden böyle programlar açtı. Oxford, University of Ilinois Urbana Champain, Carnegie Mellon, Stanford, Harvard'ta eşdeğer programlar var (Genelde Bilgisayar Bilimleri ve Felsefe adı ile açılıyor).
2. Çünkü yapay zekanın çok önemli olacağı bir çağa giriyor olmamız muhtemel. Yapay zeka metin yazım, literatür tarama ve düşünme süreçlerini değiştiriyor. Sosyal bilimcilerin bu değişime adapte olması lazım.
3. Çünkü yapay zeka artık yalnızca teknik bir araç değil, insanın bilgi, değer, karar, sorumluluk ve anlam dünyasını dönüştüren bir güçtür. Bu dönüşümü sadece mühendislik bilgisiyle yönetmek mümkün değildir. Eleştirel düşünme, etik muhakeme, mantıksal analiz ve insan-merkezli perspektif gerekir. Bu program, teknik YZ becerileriyle felsefi derinliği birleştirerek geleceğin hem üretebilen hem de sorgulayabilen uzmanlarını yetiştirmeyi hedeflemektedir.
Not: Bunun piyasada da karşılığı var. Mesela daha yeni ekonomistte çıkan bir yazı "Neden Büyük YZ Labları bu kadar çok felsefeci istihdam ediyor"
https://t.co/1euNAOLHOH
4. Çünkü YZ sanılandan daha çok felsefe ile ilgilidir. YZ merkezindeki birçok soru aslında klasik felsefe sorularının yeni biçimleridir. Zeka nedir? Anlama nedir? Bir makine düşünebilir mi? Dil sadece sembol işleme midir? Bilgi ile tahmin arasındaki fark nedir? Bir sistem karar verdiğinde sorumluluk kime aittir?
Bu nedenle YZ eğitimi felsefeden, felsefe eğitimi de YZ’den kopuk düşünülemez. Felsefe ve Yapay Zeka programı, mantık, zihin felsefesi, dil felsefesi, etik ve epistemoloji ile makine öğrenmesi, doğal dil işleme ve veri analitiğini aynı entelektüel çatı altında buluşturur.
5. YZ sistemleri sağlık, eğitim, hukuk, güvenlik, finans ve kamu yönetimi gibi alanlarda karar süreçlerine giderek daha fazla dahil olacak. Bu sistemlerin adil, şeffaf, güvenilir ve insan onuruna uygun olması teknik performans kadar önemlidir. Bu yüzden YZ çağında yalnızca algoritma yazabilen değil, algoritmanın toplumsal sonucunu da değerlendirebilen uzmanlara ihtiyaç vardır.
Not: Mesela UNESCO'nun bu konuda doğrudan tavsiyesi var: https://t.co/R3PTZTdE8s
6. Çünükü YZ artık yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda hukuki ve politik bir mesele haline gelmiştir. Bu yeni dünyada şirketler, kamu kurumları ve araştırma merkezleri sadece teknik geliştiricilere değil, etik, hukuk, felsefe, politika ve teknoloji arasında köprü kurabilen uzmanlara da ihtiyaç duyacaktır. Felsefe ve Yapay Zeka programı tam da bu ara alana cevap verir.
Not: Avrupa Birliği Yapay Zeka Yasası 1 Ağustos 2024’te yürürlüğe girmiş ve YZ sistemleri için risk temelli bir düzenleme çerçevesi oluşturmuştur.
https://t.co/PNNPlBAH8z
7. Çünkü geleceğin iş piyasasında Türkiye'de geniş kitlelerin zannettiği gibi sadece teknik beceriler önemli olmayacak. Analitik düşünme, yaratıcı düşünme, problem çözme, iletişim ve etik değerlendirme gibi beşeri beceriler de öne çıkacaktır.
Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 raporuna göre YZ, büyük veri, teknolojik okuryazarlık gibi beceriler hızla önem kazanırken, analitik düşünme, yaratıcılık, esneklik ve liderlik gibi beceriler de işverenler açısından kritik kalmaya devam edecektir (https://t.co/BNGtA0Ak9Y).
Programımız, öğrenciyi hem teknik olarak yetkin hem de karmaşık problemleri kavramsal, etik ve stratejik açıdan değerlendirebilen bir mezun profiline taşır.
8. Gelelim yerel meselelere. YZ sistemleri sanıldığı gibi hiçbir zaman tamamen nötr değildir. Onları tasarlayanların değerlerini, varsayımlarını ve önceliklerini yansıtır (genelde orta yaş,
Anglosakson erkek bir mühendis gibi düşünür). Bu nedenle YZ’nin sadece Batı merkezli teknik ve etik çerçevelerle değil, farklı medeniyetlerin insan, bilgi, adalet, sorumluluk ve hikmet anlayışlarıyla da tartışılması gerekir.
İbn Haldun Üniversitesi Felsefe ve Yapay Zeka programı, öğrencilerin İslam düşünce geleneği de dahil olmak üzere geniş bir entelektüel mirasla YZ’yi birlikte değerlendirmesine imkan tanıyacak. Böylece program, teknik olarak yetkin ama aynı zamanda kültürel ve ahlaki duyarlılığı yüksek mezunlar yetiştirecektir.
9. Gelelim felsefe bölümlerine. Ülkedeki felsefe bölümlerinin kriz yaşadığı ortada. Felsefe programları dünyanın çeşitli yerlerinde en yüksek akademik beceriye sahip öğrencileri alırken bizde en düşük puanlı öğrencileri alan bölüm oluyor. Bunun sebepleri açık. En önemlisi istihdam korkusu. Üstelik felsefe öğrencileri de istihdam korkusu ile programlarına odaklanamıyor. Çoğu felsefe bölümü bugün ya bir avuç felsefeci yetiştiriyor ya da hiç yetiştirmiyor.
Dolayısı ile Türk felsefe camiası felsefe bölümlerinin bu krizi ile yüzleşmesi lazım. Benim bu programı desteklememdeki ve 3 yıldan uzun süredir savunmamdaki en önemli sebep bu krize bir çözüm sunması. Felsefe öğrencileri teorik felsefe yanında iş piyasasında da rahatlıkla karşılık bulacak yan bir eğitime ihtiyaç duyuyor. Böylesi bir program hem daha parlak öğrencileri felsefe bölümlerine çekme, hem de öğrencilerin kaygı duymadan entelektüel meraklarının peşinde koşmalarını mümkün kılacaktır. Dileyen öğrenci elde ettiği felsefe becerileri (iyi yazma, iyi konuşma, analitik/etik düşünme, medeniyet perspektiflerini görme) ile bilişim/YZ piyasasına girer. Dileyen öğrenci ise iyi yazılım ve YZ bilen bir felsefeci olarak felsefede akademik kariyere devam eder. (Ben fizikte doktora yaptığım için nümerik olarak denklem çözme durumundaydım. Dolayısı ile epey bir yazılım öğrendim. Bu teknik beceri felsefe yapma becerimi de olumlu bir şekilde etkiledi).
Bu konu ile ilgili daha önce Tırnak İçi kanalı için çektiğim videolara da göz atabilirsiniz:
https://t.co/woQEhFptTH
https://t.co/6RRsB7RMAt
https://t.co/s2w94bJ9ox
https://t.co/O8sEF28lOE
Bir kaşık yemek yesin diye ağladığınız o çocukları büyüdüklerinde de bir kaşık yemek için bir hayat boyu ağlatıp tahrip ediyorsunuz sevgili anneler, kilo alınır alınmasına da şu ye dayatmalarınızın hasarıyla ölene kadar mücadele edecekler, anlayamıyorsunuz.
Hayatımın ilk 12 yılı yemek yiyememekle geçti, el kadar çocuk olmasam anoreksiya tanısı alırdım muhtemelen. Günlerce tek lokma yemeyen, zorla yedirdiklerini de çıkaran, besinsizlikten hastanelere kadar düşen bir çocuktum.
Karşınızda sürekli size yemek yedirmeye çalışan, siz yemeyince kızan, ağlayan biri olduğunu düşünün. Peşinizde geziyor ve elinde kaşık. Ağzınıza yemek sokmaya çalışıyor, siz yemeyince kızıyor, ağlıyor. Bir süre ara verip tekrar aynılarını yapıyor. Bütün gün defalarca tekrarlanıyor belki bunlar. Üstelik o kişi, bütün gün gördüğünüz, temas ettiğiniz tek insan ve size bakan, muhtaç olduğunuz birisi.
Ortamdaki gerilimi düşünün, ne kadar huzursuz hissedeceğinizi. Iştah mı kalır insanda? Var olan da kaybolur gider o gerilim yüzünden.
Allahaşkına çocuklarınıza eziyet etmeyi bırakın, rahat bırakın da huzur içinde acıkabilsinler.
Yemeyle kurduğum bağ, sevgi ve özdeğerle ilintilendi. Sevgiyi reddetmek için yemeyi reddetmenin ve özdeğerim zedelendikçe gelen yeme krizlerinin arasında yaşadığım bunalımdan kolay kolay da çıkamadım.
"Ez Salih im... Salih Begê Hênî...
Ji vê saetê û pê ve ez tî me. Çavê min li du hewza Kewserê ye. Qet xema naxwim ez. Zanim ku ez ê vexwim û binoşim ji wê tasa zêrîn ku tê de, ji bilî ava Kewserê, tu şerabek nîne."
@metaphysicant Hocam sol taraftaki kitapların bir kısmını da sağ taraftaki gibi yan yatırıp destek verebilirsiniz, ben öyle yapıyorum, kitabın kendisini kitap tutucu olarak kullanarak:)
Ehl-i Kıble tekfir edilmez ilkesi Ehl-i Sünnet'in amem-i alametidir (ayırt edici işaretidir). Şii Caferiye ve Zeydiyye mezhepleri Ehl-i Kıbledir. Yani takipçileri Müslüman kardeşimizdir.
Ehl-i Sünnet, bir Şii alime
İslam dairesinde bir müçtehit olduğu sürece "hata etmiş bir kardeş" nazarıyla bakar. İlmi derinliği varsa takdir ve istifade ile yaklaşır. Bizim temel çizgimiz budur. Alim Şii diye aşağılanmaz.
Siyonistler Müslüman kardeşimizi bombalıyorsa, Şii, Hanefi, Harici, Vahabi bakmam. Safım kardeşimin yanıdır. Hristiyan ya da seküler birilerini de bombalıyorsa da safım yanlarıdır. Siyonist terör��n her türlü karşısındayım.
Elbette ki imametin ya da masumiyet inancının hatalı olduğunu savunurum. Ama kardeşlerim bombalanıyorken bunları tartışma zamanı değil. Rejimin hataları yanlışlarını konuşur tartışırız zamanı gelince. Unutulmaz zaten. Ve çok hataları var. Ama zaman onun zamanı değil.
Zaman Ehli Sünnetçi gibi değil, Ehli Sünnet gibi davranma zamanı...
Tutumumu soran dostlar oldu. Benim tutumum bu.
Not: Devletimiz hakli olarak dış politikadaki olaylara halkımızın refahını gözetecek strateji ile tepki verir. Doğru tutum da budur. Birey olarak bizim işimiz ise makul gördüğümüz çizgiden yana durmaktır.