Adalet Nöbetimiz devam ediyor!
Dost kurumların ziyaretleri sürüyor. Dayanışmalarıyla nöbetimize güç veren tüm kurum ve temsilcilerine teşekkür ediyoruz.
✔️Yeşil Sol Parti
Deniz Göktaş 15 gündür özgürlüğünden mahrum ediliyor!
Bir sanatçının sözlerini suç, mizahı tehdit, eleştiriyi ise cezalandırılması gereken bir eylem olarak gören anlayış, hukuku adalet için değil, korku üretmek için kullandığını göstermektedir.
İktidar, farklı düşünen herkese yargı sopasını göstererek toplumu susturmak istiyor.
Hukukun görevi iktidarı korumak değil, yurttaşın hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır.
Mesele yalnızca Deniz Göktaş değil, ifade özgürlüğü, hukuk devleti ve herkesin temel haklarıdır.
Adalet, eleştiriyi cezalandıran değil, özgürlüğü koruyan bir düzenle mümkündür.
Deniz Göktaş derhal serbest bırakılmalıdır!
Yasa tasarısı sivil toplum örgütlerince Çocuk Hakları Sözleşme’sine aykırı bulunuyor. Kanun ile Sözleşmenin uygulamasını izlemek, çocuk haklarını korumak ve yasa tasarıları hakkında görüş/öneri geliştirmekle görevli #BSınıfıKrumı@tihek_kurumsal sessiz. Kanunuza uyacak mısınız?
Çocukların haklarına ilişkin hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmeyen devlet çocuklara ve ebeveynlere cezai sorumluluk yükleyemez. Bu yasa taslağı devletin çocuklara ilişkin yükümlülüklerini reddidir.
İrtibat,İltisak gibi kavramlar siyasidir.
Hukuk etiketlerden bağımsız; 👇
somut fiil,
yasal delil,
kast ve
kişisel sorumluluk gibi
somut deliller ister.
AİHM "suç yoktur"dedi.AİHM kararları uylanmalı ve KHK sorunu çözülmelidir.
#KHKİhraçlarıSiyasidir
Yaptığınız hukuksuz ihraçlar sonucu 130 insan intihar etti.1300 kişi hastalanarak veya bilmediği işlerde çalışırken iş kazasında yaşamını kaybetti.Bitsin artık bu zulüm.
#KHKİhraçlarıSiyasidir
BÖYLE Mİ OLUR DEVLET?
Perşembe Yaylası'ndan Şükriye Ana'nın size soruları var @TC_icisleri Bakanı @mustafaciftcitr, @TCTarim Bakanı @ibrahimyumakli, @TCEnerji Bakanı @aBayraktar1, @csbgovtr Bakanı ve diğer yetkililer.
"Devlet bize sahip çıkmıyor. Bunlara sahip çıkıyor demek ki.
Böyle bir şey olmaz!
Millete eziyet vermesinler.
Böyle mi olur devlet?"
Şükriye Ana cevap bekliyor!
#BöyleMiOlurDevlet #PerşembeYaylası
Unutmabeni çiçekleri gibi… Bazı hikâyeler solmaz, bazı insanlar unutulmaz.
Bu kıymetli eserin raflarda yerini almasını büyük bir sevinçle karşılıyor; yolunun açık, okurunun bol olmasını diliyorum. Tebrikler.
İzmir Şakran Kadın Cezaevinde bulunan ve yaklaşık 160 gündür açlık grevinde olan #TuğçenurÖzay’ın Gebze Kapalı Kadın Cezaevine nakledildiğini ve bu nakil üzerine Tuğçenur’un da açlık grevine son verdiğini öğrendim.
Tüm cezaevlerinde insani koşullar sağlanmalı ve tutsaklara insan onuru ile bağdaşmayan dayatmalardan derhal vaz geçilmelidir.
Tuğçenur Özay’ın da bir an önce sağlığına kavuşmasını diliyorum.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Akbelen’i ve yaşam alanlarını savunan Esra Işık'ın 42 gün tutuklu yargılandığı davanın karar duruşması bugün görülecek.
Çevre ve yaşam hakkını savunmak suç değildir.
Hak savunucularına yönelik yargısal tacize son verilmeli, Esra Işık hakkında beraat kararı verilmelidir.
7 - 8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek olan #NATO zirvesi Türkiye toplumu için ağır bir kişi özgürlüğü ve güvenliği sorunu haline gelmiştir.
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını güvence altına alan, Türkiye’nin de taraf olduğu, uluslararası sözleşmelere göre hiç kimse hukukun öngördüğü sebepler ve usuller dışında keyfi olarak gözaltına alınamaz ve özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.
Ne var ki, Türkiye uzun yıllardır hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı olarak başta “terörle mücadele” gerekçesiyle olmak üzere çeşitli gerekçelerle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını keyfi bir şekilde ihlal etmektedir.
Son olarak NATO zirvesi nedeniyle hukuk dışı ve keyfi gerekçelerle, başta Ankara’da olmak üzere ülke genelinde gerçekleştirilen kitlesel gözaltılar ve tutuklamalar hiçbir şekilde kabul edilemez.
Türkiye taraf olduğu sözleşmelerden kaynaklanan taahhütlerine aykırı davranmakta, hatta söz konusu sözleşmeler kapsamında suç işlemektedir.
Keyfi gözaltı ve tutuklamaları durdurun, özgürlüğünden alıkonulan herkesi derhal serbest bırakın.