Bir adam, kendisini ülkeye bağlayan herhangi bir mal varlığı olmadığı için savaş çıkarsa kaçacağını paylaştı:
• Yarın bir gün bir savaş çıksa ben savaşmam, kaçarım. Kaçarım abi.
• Yani ben ev sahiplerinin evini korumak için, araba sahiplerinin arabalarını korumak için, arsa sahiplerinin arsalarını korumak için ölemem.
• Benim bu ülkede bir avuç dahi toprağım yok, hiçbir şeyim yok. Yani ben kendim bildim bileli kiracıyım.
• Neyini savunacağım ki yani? Neyi, kimin için yani? Yok ya, kaçarım yani mümkünse eğer. Kaçarım veya teslim olurum.
• Teslim olmak gibi bir seçenek varsa teslim olurum. Yani belki bu söylediğim şeyler size çok aykırı.
• "Hadi ya korkak! İnsan vatanı için yaşar, vatanı için ölür" diyebilirsiniz.
• Hayır, ben pragmatistim bu konuda. Ben bu dünyada yaşayan herhangi bir canlı türünden biriyim.
• Yani öyle bir şey yapamam. Kaçabiliyorsam kaçarım. Benim asli amacım zaten hayatta kalmak, tıpkı diğer canlı türleri gibi.
• Ben işte hiçbir ideoloji uğruna, hiçbir şey uğruna ben ölmem. Hayır, ben sadece kendi uğruma ölürüm.
• Yani benim ölmeye değer bir şeyim varsa bu hayatta, mesela kedim için ölürüm. Mesela kedilerim var, çok tatlı. Onlar için ölürüm ama onun dışında yok.
Şavşat insanı aptal saf değil. Şüphecidir Geleni gideni kolaçan ederler. O insanlar geçmişte neler yaşamış sormuş mu? O kiliselere, endemik bitkilere, yaylalara her yaz turist kılığında gelen öyle tipler var ki. Tabii ki camisini bahçesini koruyacak. Alışmışlar saf tiplere..
Gittiği yerlerde çadırda kalan gezgin, gece vakti gittiği cami bahçesinde kendisine kim olduğunu soran imamı suçladı:
• Artvin Şavşat Cevizli köyündeyim şu anda. Dün saat 22.00’de geldim. Bir caminin bahçesine gittim oturmak için. En güvenli alandır ya hani kamusal alan.
• Fakat şöyle bir problem yaşadım: Buradaki evlerle camilerin bahçesi ortak. Yani keskin bir ayrım yok.
• Dolayısıyla birine girdiğinde diğerine de girmiş oluyorsun. Ama ben minarenin altında oturmuştum.
• Hani yağmur yağıyor, biraz dinleneceğim, gideceğim. İmam geldi işte sorular soruyor; “Kimsin, necisin?” diye hepsini anlattım.
• Ama öyle bir tavırla soruyor ki çok rahatsız edici yani. Kapına gelen iblis olsa dersin ki “Hoş geldin, aç mısın?” diye sorarsın.
• Buradakilerin tavırları çok rahatsız edici. Bir ton soru sordu. Ben artık işin sonunda, etrafımda dolanmalarından bıktım.
• “Abiciğim bana bir şey ikram edemediğin için mi rahatsızsın yoksa evine gelecek bir güvenlik riskinden dolayı mı? Öyleyse bana bir şey ikram etmene gerek yok zaten. Ben misafir olmaya gelmedim sana” dedim.
• Hani “Evde de kalabalık var, seni de alamıyoruz” gibisinden falan konuşuyor.
• ”Abi istemiyorum. Hiçbir şeye ihtiyacım yok, ben çadırımı kuracağım. Sadece biraz dinlenmeye geldim. Yatsı namazı vaktindeyiz, caminin avlusundayım. Buna da hakkım var” dedim.
• Bu da seni rahatsız ediyorsa buna yapabileceğin bir şey yok. Çünkü yani kendi evinin bahçesiymiş gibi davranıyor caminin bahçesine.
• En son artık bana özür babında kurabiye falan getiriyor içeriden ama “Hiç gerek yok, senden bir şey istemiyorum” dedim.
• Aldım çantamı, oradan ayrıldım. Geldim işte Tibet Kilisesi'ni gördüm. Buranın insanında böyle bir problem var.
• Fazla eğitimle, fazla eğitimli olmanın getirdiği sorun da şu ki samimiyeti ve misafirperverliği azaltıyor.
• Burada başkalarıyla da konuştum, aynı izlenimi aldığım için bu kadar net dile getirebiliyorum. Misafirperverlik duygusuna dair hiçbir şey göremedim açıkçası.
@medyaboru@durbunhaber Şavşat insanı aptal saf değil. Şüphecidir Geleni gideni kolaçan ederler. O insanlar geçmişte neler yaşamış sormuş mu? O kiliselere, endemik bitkilere, yaylalara her yaz turist kılığında gelen öyle tipler var ki. Tabii ki camisini bahçesini koruyacak. Alışmışlar saf tiplere
@ajansmuhbir1923 Şavşat insanı aptal saf değil. Şüphecidir Geleni gideni kolaçan ederler. O insanlar geçmişte neler yaşamış sormuş mu? O kiliselere, endemik bitkilere, yaylalara her yaz turist kılığında gelen öyle tipler var ki. Tabii ki camisini bahçesini koruyacak. Alışmışlar saf tiplere
Selden en fazla etkilenen Şişli-Sarıyer hattındaki en uzun ve en geniş caddenin adı Büyükdere...
Öte yandan İstanbul'da adında "Dere" kelimesi olan 216 sokak ve arter varmış.
Twit bu kadar.
Yanlış Anadolu insanının külüne üflense altından Allah ve Hz Peygamber Hz Ali sevgisi, Ahmet Yesevi Yunus Emre Hacı Bektaş Veli çıkar. Bahsettikleri ise Kuran ve sünnetin mutedil yaşam modelini radikalleştirerek topluma yabancılaştıran kimselerdir
İlahiyatçı Mehmed Göktaş:
“Yaşadığımız bu bölge Anadolu Kürt alimleri tarafından emzirilmiştir.
Son 100 yılda Kemalizmin fetret döneminde Anadolu'nun her tarafını Kürt alimler doyurmuştur.”
Okula gelse bir saat bile dayanamayacak olanların,
hiç bir egitimi ve bilgisi olmadığı halde
kitleleri peşinden sürükleyerek sosyal medyadan öğretmeni eleştirmesi ve akıl vermesi ne hoş (!) 😁
Canlarım benim...
Buyurun okullara.
Çay bizden sabır sizden. 😅
#Ezgi ve #Diğerleri
@e_ercis Ayrıca bu yasak dini değil siyasi bir meseledir. Bugün Azerbaycandaki toplantıdaki davetli ülke de bu meselenin arka planını net ortaya koymuştur
@e_ercis Eğer bir ülkede dini inancını serbestçe yaşama özgürlüğü varsa hangi din olduğu önemli değil, o zaman kurumsal anlamda da inancın gereği ritüellerin izne tabi olması gerekir. Budist te olsa müslüman da olsa. Hatta inanma hakkı yaşam hakkı gibi kutsaldır, devlt tarafındn korunmald
Bir bacımıza destek olmak, bir hayale umut olmaktır…!
İstanbul Maltepe’de yaşayan Ahıska Türkü bir bacımız, kendi ayakları üzerinde durabilmek için güzel bir mekân açmış.
Ancak ne yazık ki müşterisi olmadığı için kirasını bile ödemekte zorlanıyor. Onu izlerken benim de gözlerim doldu. Çünkü insanın kendi emeğiyle bir şeyler başarmak istemesi, hayallerini yaşatmak için mücadele etmesi ama yalnız kalması gerçekten yürek burkuyor.
Güzel bacım, sana bir sözüm var: İstanbul’a geldiğimde mutlaka senin bu güzel mekânına geleceğim. İstanbul’daki bütün dostlarıma da burayı buluşma noktası olarak önereceğim. ❤️
Sayfamda İstanbul’da yaşayan, özellikle bu civarlara yakın olan kıymetli dostlarıma da sesleniyorum: Vaktiniz olursa bu bacımızı ziyaret edin, bir çayını için, hâlini hatırını sorun. Belki bir çay içmek, güzel bir sohbet etmek sizin için küçük bir şeydir ama onun için yeniden umutlanmak, kendisini yalnız hissetmemek demektir.
Unutmayalım ki bir toplumun güzelliği, yalnızca sözlerinde değil, birbirine sahip çıkmasında saklıdır. Kendi ayakları üzerinde durmak isteyen, güzelliğini kullanarak değil, emeğiyle para kazanmayı ve hayatını kurmayı seçen kadınlarımızın yanında olmak hepimizin sorumluluğudur.
Bizim toplum olarak böyle emekçi kadınlarımıza ihtiyacımız var. Onların da bu toplumun desteğine, dayanışmasına ve güzel yürekli insanlarına ihtiyacı var.
Gelin, bir bacımızın hayaline birlikte sahip çıkalım. Belki sizin bir ziyaretiniz, bir çayınız, bir dostunuza yapacağınız tavsiyeniz onun işlerinin açılmasına vesile olur. Bazen bir insanın hayatına dokunmak için büyük şeyler yapmak gerekmez; küçük bir iyilik bile kocaman bir umuda dönüşebilir. ❤️
📍 AlSHA Maison Cafe&Atelier
📌 Adres: Yıldız Posta Caddesi No: 34A, 34349 Beşiktaş, İstanbul
🗺️ Konum: https://t.co/rgkW4XNRwH…
İstanbul’daki dostlarım, yolunuz düşerse uğrayın. Bir çay için, destek olun, paylaşın. Bir bacımızın emeği karşılıksız kalmasın, hayalleri yarım kalmasın. ❤️🤝
#AhıskaTürkleri #KadınEmeği #Dayanışma #İstanbul #AlSHAMaisonCafeAtelier
@gunhanoglukayi Asıl sorun internetin hiçbir yasal düzenleme kısıtlama olmadan 3 yaşındaki çocukların eline kadar düşmüş olması. İlkokul çocukları bile ergen gibi davranıyorlarsa sebebi sadece gıdalar değil internet. Tiktok açmasına izin verilen çocuğun böyle davranması normal
Eda Ece, Buğra Tuncer’le ilk buluşmalarını anlattı:
🔹 “Cihangir’de bir kafede oturduk, 40 dakika öğle aram var.”
🔹 “Konuştuk, ‘Ben gidiyorum’ dedim.”
🔹 “O gün gece 12’ye kadar set sürdü; Buğra 12’ye kadar bekledi.”
🔹 “Çekimde Şevval var, Taro da sete gelmiş.”
🔹 “Görüntü yönetmenimiz ‘Döveceğiz biz bunu çıkışta’ diyor, herkes camda.”
🔹 “Taro’nun kapüşonlusunu giydim; Şevval, ben ve Taro karşısına oturduk.”
🔹 “Buğra çok heyecanlandı.”
🔹 “Karşısında Şevval Sam, oğlu ve ben varız; çocukla röportaj yapıyoruz resmen.”
🔹 “Şevval bana ‘Ay boş ver bunu, olmaz bu; eli ayağına karıştı, heyecanlandı’ dedi.”
🔹 “Ama o iyi bir şey.”
🔹 “Sonra Buğra beni hiç bırakmadı.”
Okul saldırılarına yönlendiren telegram gruplarında önce hayvan nefreti, hayvan saldırılarıyla duyarsızlaştırıyorlar. Bu, uluslararası bir sanal terör organizasyonu. Dün de Polonya’da yaşandı.
Mankurtlaştırılan gençlerin ne zaman hangi eylemlerde kullanılabileceği belli değil….
Bu nedenle kırdığınız zincirin ilk halkasını onarmakla başlayın. Önce topluma yeniden o masum canlara merhameti aşılayın. Hayvan nefreti pompalayan iç-dış bağlantıları çözümleyin.
Unutulmasın ki hayırsız adanın laneti bir imparatorluğu çökertmişti.
Merhamet de acımasızlık da şu zincirle devam eder hayvan>çocuk>kadın>yaşlı