“Sapiens" Kitabından 9 önemli Cımbızlama..
1. "Bir maymunu ölümden sonra gidebileceği maymun cennetindeki sınırsız muzla kandırarak, elindeki muzu vermeye asla ikna edemezsiniz.."
2. “Evrende hiç bir tanrı, millet, para, insan hakkı,yasa ve adalet insanların ortak hayal gücü haricinde varolamaz..”
3."Hıristiyanlık, demokrasi ya da kapitalizm gibi hayali bir düzene insanları nasıl inandırıyorsunuz?
4."Tarihin birkaç demir kuralından biri, lükslerin ihtiyaç haline gelme ve yeni yükümlülükler doğurma eğiliminde olmasıdır."
4. "Tutarlılık, donuk beyinlerin oyun alanıdır."
6. “Tarih, herkes tarlaları sürerken ve su kovaları taşırken çok az insanın yaptığı bir şeydir."
7. “Biyoloji sağlar, Kültür yasaklar."
8. “Biz buğdayı evcilleştirmedik.. O bizi evcilleştirdi..”
9. “Tarım Devrimi'nin özü :Daha fazla insanı daha kötü koşullarda hayatta tutabilme yeteneğidir..”
Gökyüzüne bakarken hep Dünya'nın sabit olduğunu düşünürüz. Oysa dönen şey gökyüzü değil Dünya'nın kendisidir. EGO da böyledir. Her şeyin kendi etrafında döndüğünü düşünür. Oysa asıl dönüşüm ve değişim egonun kendisindedir.
Evren nedenler yoluyla işler ve biz özel bir durum değiliz
Spinoza varolan her şeyin bir nedeni olduğunu ve varolmayan her şeyin de bir varolmama nedeni olduğunu düşünüyordu. Herhangi bir anda, bir şeyin varolması ya zorunludur ya da onun varolması imkânsızdır ("eğer doğada belli sayıda birey varsa, bu bireylerin varlığının ve neden daha fazla ya da daha az olmadıklarının bir sebebi olmak zorundadır"). Buna karşılık bu neden, bizzat insanlar tarafından genellikle fark edilmez.
Spinoza, "bir insan bir başka insanın nedenidir (basit bir biyolojik düzlemde) ama onun özünün değildir çünkü o diğeri bir ebedî hakikattir" diye yazar. Bundan dolayı Tanrı bizim vücut bulmamızın nedenidir ama O, aynı zamanda bize varlık olmakta direnme arzusunu da -deyim yerindeyse yaşam gücünü- verir. Bunu iradenin özgürlüğü ile karıştırmamak gerekir. İnsanlar sadece "Tanrı suretlerinin, kesin ve belirli bir biçimde dışavurulduğu haller"dir ve bir kişinin bu belirlenimi tersine çevirmek için yapabileceği bir şey yoktur. Bir varlık bir şey yarattığında, doğal olarak aklında buna dair bir niyet taşır. Bu niyet o şeyin özüdür. Buna uygun olarak da şu gözlemde bulunur Spinoza:
"Tabiatta olumsal olmayan hiçbir şey yoktur, fakat orada her şeyin şu ya da bu tarzda varolması ve bir eser meydana getirmesi tanrısal tabiatın zorunluluğu ile gerektirilmiştir."
İnsanlar özgür olduklarını düşünebilir çünkü irade, iştah ve arzu sahibi gibi görünmektedirler ama biz şeylerin gerçek nedenlerinden büyük ölçüde habersiz olarak geçip gideriz hayattan, aslında onları hiçbir zaman bilmeyiz. Spinoza'ya göre, iradenin "belli bir düşünce hali" içindeki zihinden hiçbir farkı yoktur. İrademiz kendi başına varolamaz: "Tanrı, iradenin özgürlüğü vasıtasıyla herhangi bir etki yaratmaz.
İrademiz fizik yasalarıyla aynı şekilde Tanrı'ya bağlıdır, yani irade önce et- kin hale gelir ve dolayısıyla başka şeylerin olmasına sebebiyet verir. "Şeyler Tanrı tarafından başka bir şekilde yaratılamazdı ve yaratılmış olduklarından başka bir düzen içinde de" diye yazar Spinoza. Doğa olduğundan farklı olsaydı bu, Tanrı'nın doğasının da olduğundan farklı olmasını gerektirirdi. Bu da iki ya da daha fazla tanrının varolması anlamına gelecektir ki böyle bir şey saçma olurdu.
İnsanlar "sırf bilgimizdeki bir kusurdan dolayı" şeylerin her iki şekilde de varolabildiklerini algılayabilir diye yazar Spinoza "Nedenlerin düzeni bizden gizlendiği için" her şeyin aslında ya zorunlu ya da imkânsız olduğunu algılayamayız. Bu yüzden de yanlış bir biçimde nedensiz olduğuna inanırız.
Buna karşılık bu söylenenler hiçbir şekilde Leibniz' in iddia ettiği gibi Tanrı'nın her şeyi "iyi adına" düzenlediği anlamına gelmez. Spinoza bunun Tanrı'nın, evreni kendileri için düzenlemiş olduğuna inanmak isteyen insanların bir ön yargısı olduğunu söyler. Hurafe ve din insanlar, Tanrı'nın zihnini ve şeylerin nihai nedenini okuyabildiklerini hissetsinler ve böylece Tanrı'nın inayetinde kalabilsinler diye ortaya çıktı. Ama bu uğraşı boşuna bir çabadır, gerçekten kavrayabileceğimiz hakikatlerin peşine düşmek daha iyidir. Örneğin, matematik sayesinde insanlık dünyayı anlamlı kılacak "bir başka hakikat standart"ına sahiptir.
(Sayfa 332-333)
50 Felsefe Klasiği
Tom Butler-Bowdon
Pegasus Yayınları
#spinoza
"Sonra düşündüm, beni kazanmaktan çok kaybetmeye meyilli bir insanı varlığımla rahatsız etmemeliydim.
Ben de gittim…"
Nejat İşler
https://t.co/Ngjm6FNpKb
İçindeki boşluk bir başkasıyla dolmayacak. Kimse seni kendinden kurtarmayacak. Hatta sevdiğin yerden vurulacak, sevildiğin yerden kanayacaksın.
Acıyla kendi ormanına kaçtığında, esas meselenin birini o boşluğa tıkıştırmak değil, o boşluğu da paylaşabilmek olduğunu anlayacaksın.
Tolstoy diyor ki; "Sadece derin sevgisi olanlar, derin acıları hissedebilirler.” Dostoyevski de onu şöyle destekliyor; “Büyük bir akla ve derin bir yüreğe sahip olanlar için acı çekmek kaçınılmazdır.”
https://t.co/EqCJkfQ98u
“çoğumuz için geçerlidir, hayatımızdan memnun değilsek nerede olursak olalım başka yerde mutlu olabileceğimiz avuntusu bize iyi gelir. bunun için çok uzakta olmak şart değildir, çünkü mutluluğun başka yerde olduğu avuntusu çoğumuz için geçerlidir ” NBC
Charles Baudelaire'in Paris Sıkıntısı'nda geçen "Her nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi gelir." sözünü çağrıştırdı, demek ki mutluluk kavramıyla ilgili paralel düşünüyorlar. 🌸
Su kıtlığı, belirli bir bölgede su kaynaklarının yetersiz olması veya suyun etkin bir şekilde kullanılamaması durumudur. Su kıtlığı, çeşitli faktörlerin birleşimiyle ortaya çıkabilir ve çevresel, sosyal ve ekonomik etkilere neden olabilir.
İşte su kıtlığının nedenleri, etkileri ve çözüm önerileri:
Nedenleri:
Kuraklık:
Kuraklık, yağış miktarının normalden daha düşük olduğu dönemleri ifade eder. Kuraklık, su kaynaklarının azalmasına ve su kıtlığına yol açabilir.
İklim Değişikliği:
Küresel iklim değişikliği, yağış desenlerini etkileyebilir ve su kaynaklarının azalmasına neden olabilir. Daha sıcak iklimler, su buharının buharlaşmasını artırırken, yağışların yoğunlaşmasını azaltabilir.
Nüfus Artışı:
Hızla büyüyen nüfus, su talebini artırır. Artan su talebi, mevcut su kaynaklarının yetersiz kalmasına ve su kıtlığına neden olabilir.
Su Kirliliği:
Su kaynaklarının kirlenmesi, suyun kullanılabilirliğini azaltabilir. Sanayi atıkları, tarım ilaçları, evsel atıklar ve diğer kirleticiler, su kirliliğine yol açabilir.
Etkileri:
İnsan Sağlığı:
Su kıtlığı, temiz içme suyu kaynaklarının azalmasına ve hijyenik koşulların bozulmasına neden olabilir. Bu da su kaynaklı hastalıkların yayılmasına ve sağlık sorunlarının artmasına yol açabilir.
Tarımsal Üretim:
Tarım, suya büyük ölçüde bağımlıdır. Su kıtlığı, tarımsal üretimi olumsuz etkileyerek gıda güvenliği sorunlarına yol açabilir.
Ekosistemler:
Su kıtlığı, nehirler, göller ve sulak alanlar gibi ekosistemlerin dengesini bozabilir. Su kaynaklarının azalması, suya bağlı bitki ve hayvan türlerinin yaşamını tehdit edebilir.
Çözüm Önerileri:
Sürdürülebilir Su Yönetimi:
Su kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi, su kıtlığının azaltılmasında önemli bir faktördür. Su tasarrufu, suyun etkin kullanımı ve su kaynaklarının korunması için politikalar ve önlemler alınmalıdır.
Tarımda Verimlilik:
Su kıtlığıyla başa çıkmak için tarımda su verimliliğini artıran yöntemler kullanılmalıdır. Damla sulama, suyun doğru ve verimli bir şekilde kullanılmasını sağlayabilir.
Su Geri Dönüşümü:
Su kaynaklarının geri dönüşümü ve yeniden kullanımı, su kıtlığının hafifletilmesine yardımcı olabilir. Atık su arıtma tesisleri ve gri su kullanımı gibi yöntemler su kaynaklarını korumak için önemlidir.
İklim Değişikliğiyle Mücadele:
İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için sera gazı emisyonlarının azaltılması ve sürdürülebilir enerji kaynaklarının kullanımı gibi adımlar atılmalıdır.
Bilinçlendirme ve Eğitim:
Su kaynaklarının önemi ve sürdürülebilir kullanımı konusunda toplumu bilinçlendirmek ve eğitmek, su kıtlığıyla mücadelede önemli bir rol oynar.
Su kıtlığı, küresel bir sorun olup ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımı için bireysel ve toplumsal düzeyde önlemler alınması önemlidir.
Future Scientist
@science1h
Felsefenin Akademikleşmesi Üzerine: İnsan Hayatından Kopuşun Eleştirisi
Bu hafta beni çok rahatsız eden bir konuya değinmek istiyorum. Başlıktan da anlaşılacağı üzere konu felsefenin günümüzde geldiği nokta.
2500 yıllık tarihinden bu yana felsefe, varoluşun en temel konularını sorgulayan, bilgiye ve olguya olan yaklaşmamızı şekillendiren bir disiplindi.
Asırlar boyunca felsefe, günlük hayatta karşılığı olan konuları tartışan bir alan olarak varlığını devam ettiriyordu.
Ancak son yıllarda, gerek felsefenin öz evlatları olan bilim, sosyoloji, psikoloji gibi alanların felsefeden kopup ayrı birer branş haline gelmesi gerek çoğu insanın artık hayatın bu sorularıyla yüzleşmekten kaçınması nedeniyle felsefe, hayatın gerçekliklerinden uzaklaşan ve çok daha soyut, gerçek hayatta karşılığı olmayan konularla ilgilenen ‘akademik’ bir branş haline geldi.
Devam etmeden önce olası bir yanlış anlaşılmayı düzeltmem gerekir galiba. Şahsen felsefenin bütün insanlar tarafından ilgilenilmesi gereken bir alan olduğunu düşünmüyorum. Ama bu demek değildir ki konular o kadar soyutlaşsın ki sadece tek alanı bu olan bir avuç insan ilgilensin. İki tarafından yanlış olduğunu düşünüyorum.
Nietzsche’nin Zerdüşt kitabının başında yazdığı o cümle bütün felsefe metinleri için geçerli sanırım:
“herkes ve hiç kimse için”
‘Akademik’ felsefe, pratik uygulamaları göz ardı edip felsefenin çok daha soyut konuları hakkında çalışmalar yaparak bu alanlarla ilgili bir literatür oluştursa da okurken “bunların kime ne faydası var” demeden geçemiyor insan. Evet, belki felsefenin her alanı günlük pratiğimizde doğrudan bir işimize yaramasa da en azından zihnimizin sınırlarını genişleterek dolaylı bir fayda sağlıyordu.
Ancak bu konular gerçeklikten o kadar kopuk ki maalesef kendilerinden bu faydayı da göremiyoruz. Bertrand Russell’ın da dediği gibi "Felsefe, tamamen pratik bir disiplin olmamalıdır, ama hiçbir şekilde pratik olmamalı da değildir.”
Felsefenin geldiği noktadan Stephen Hawking de benim gibi rahatsız olmuş olmalı ki Zamanın Kısa Tarihi isimli kitabında şöyle bir paragraf kaleme alıyor:
“Filozoflar araştırmalarının alanını o denli daralttılar ki, bu yüzyılın tanınmış filozoflarından Wittgenstein "Felsefenin geriye kalan tek görevi, dillerin çözümünü yapmak" dedi. Aristo'dan Kant'a uzanan felsefenin büyük geleneğinden sonra ne korkunç bir düşüş!“
Dahası bu aşırı ‘akademikleşme’ felsefenin potansiyelinin kısıtlanmasına ve yeni filozofların yetişmesine de engel oluyor. Felsefeye merak duymaya başlamış birinin talihsizlik üzerine böyle metinlerle okumalara başladığını düşünsenize. Daha başlamadan vazgeçmesi işten bile değil.
Bu tip insanların felsefeye Shakespeare’in baktığı gibi bakması gerektiğine inanıyorum.
"Felsefe, felaketin tatlı davasıdır; O avutacak seni sürgünde bile."
Bu bakış açısı hem bu alanı sevmelerini hem de potansiyellerinin çok daha büyük bir kısımlarını kullanmalarını sağlayacaktır.
Sonuç olarak felsefe sadece soyut ve teknik bir disiplin olarak kalmasının ötesine geçmelidir. Gerçek hayatta karşılığı olan konularla daha fazla ilgilenmeli ve yeni düşünce metotları geliştirmelidir. Kurtuluşun ancak bu şekilde gerçekleşeceğini düşünüyorum.
Furkan Yaşar
@FurrkanYasar
“Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür; bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. Ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam: Bu köprüyü geçip bana gelir misin?
İşte o anda artık bunu istemeyiverirsin; sorumu tekrarlarsam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer; bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar örülüverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız. Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde, sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın.”
Nietzsche Ağladığında,
Irvin D. Yalom #yalom #nietzsche
“Yüzyıllar hatta bin yıllar boyu sürebilen bu tür kısırdöngüler, tarihi tesadüflerle oluşmuş hayali hiyerarşileri kalıcı hâle getirebilirler. Adaletsiz ayrımcılık zamanla daha iyi değil, daha kötü hâle gelir. Para parayı, fakirlik de fakirliği çeker. Eğitim daha fazla eğitimi, cehalet daha fazla cehaleti doğurur. Bir dönem tarihin kurbanı olanların, tekrar kurban olması yüksek ihtimaldir. Aynı şekilde, tarihin zamanında ayrıcalık tanıdığı kesimlerin tekrar ayrıcalıklı olma ihtimali yüksektir.”
Yuval Noah Harari
Bu yazının devamı için 👉 https://t.co/vZLk4SP1DM
Amin Maalouf'un "Semerkand" romanındaki Hayyam karakteri, romanın önemli unsurlarından biri olarak kabul edilir. Hayyam, gerçek bir tarihi figür olan Pers şair ve matematikçi Ömer Hayyam'dan esinlenerek oluşturulmuştur. Roman, İslam dünyasında geçmektedir ve Hayyam'ın hayatı, düşünceleri ve şiirleri, bu dönemin kültürel ve felsefi atmosferini yansıtmaktadır.
Hayyam'ın karakteri, romanın temel felsefi ve entelektüel derinliğini oluşturur. Roman boyunca, Hayyam'ın matematiksel bilgeliği, şiir yeteneği ve özgür düşüncesi vurgulanır. Ayrıca, Hayyam'ın içsel çatışmaları, yaşamın anlamı ve insan varoluşunun sorgulaması gibi evrensel konulara da değinilir.
Hayyam karakteri, okuyuculara felsefi düşüncelerin yanı sıra, sanatın ve bilginin değerini anlamalarını sağlar. Onun kişiliği ve deneyimleri, okuyuculara İslam kültürünün çeşitliliği, bilimsel ilerleme ve estetik zevk arayışı gibi konuları da sunar.
Bu nedenlerle, Amin Maalouf'un "Semerkand" romanındaki Hayyam karakteri, romanın derinlik kazanmasını sağlayan ve okuyucuların üzerinde düşünmelerini teşvik eden önemli bir figür olarak kabul edilir. #ömerhayyam #AminMaalouf #semerkand
Çok ilginç zamanlar:
Japon ve Alman orduları yeniden doğuyor, doğacak.
Ama bir farkla! 2. Dünya savaşında savaştıkları ülkelerin karşısında değil yanında olarak!!…
Devletlerin, Şirketlerin, Emeklilerin, Gençlerin bu gerçeğe göre plan program yapmasında yarar görüyorum…
Are you ready to #UnfoldTheUniverse?
Join us July 12 at 10:30 am ET (14:30 UTC), as Webb’s first full-color images & data are revealed one by one! Watch on @NASA’s streaming platforms: Facebook, Twitter, YouTube, Twitch, DailyMotion.
(Voice and imagery used with permission.)