Antalya’da antik çağın kadın belediye başkanı olarak bilinen Plancia Magna’dan 1900 yıl sonra bu göreve talip olan CHP’li Canan Keleş, “Çevreye duyarlı turizme kapısını açan bir şehir istiyorum" dedi.
Antalya’da antik çağın kadın belediye başkanı olarak bilinen Plancia Magna’dan 1900 yıl sonra bu göreve talip olan CHP’li Canan Keleş, “Çevreye duyarlı turizme kapısını açan bir şehir istiyorum" dedi.
🗞️HABER l CEREN DENİZ
https://t.co/EytwXFgEYj
Henüz Şehir Hatları Gen. Müdürüydü. Tanışmıyorduk. Emirgan İskelesi’nin bakımsız olduğunu tadilat beklediğimizi yazdım. Bir ay içinde yenilendi. Teşekkür için götürdüğüm kazağı kabul etmedi. “O zaman İskeleye bir saat alayım” dedim “O olur ve onu birlikte asalım” dedi. Geldi, birlikte astık. Hayatımda bürokratlardan gördüğüm en zarif davranıştı. Sanırım suçu da budur . #SinemDedetaş
Emekliyi açlık sınırı altında yaşamaya mahkûm eden bu düzenlemeyi reddediyoruz!
Altı ayda faize 1 trilyon 429 milyar TL ödeyen iktidar, emekliye gelince ‘kaynak yok’ diyor. Bu durum kabul edilemez.
Çağrımız net: Emeklilerin hakkı olan refah payını ve seyyanen zammı derhal verin
Antalya Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı sürecinde “para verdiğim”, “para vereceğim” ve “bir takım pazarlıkların içinde olduğum” yönündeki iddialar tamamen gerçek dışıdır.
1992 yılında partimin kurucuları arasında yer aldım. 1996 yılında İl Gençlik Kolu Başkanı, 2001 yılında ise İl Başkanı olarak görev yaptım. Siyasi hayatım boyunca hiçbir makamı, görevi veya adaylığı para karşılığı elde edilebilecek bir konum olarak görmedim. Böyle bir düşünce ne siyasi anlayışımda ne de hayatımda asla yer almamıştır.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yanlış bir duyuma dayalı, hiçbir somut bilgi ve belgeye dayanmayan beyanını dayanak göstererek bu iftiraları basında ve sosyal medyada yayan tüm gerçek ve tüzel kişiler hakkında, bugün itibarıyla Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunacağım. Hukuki sürecin sonuna kadar takipçisi olacağım.
Antalya, Elmalı Tekke Köyünde düzenlenen Abdal Musa Şenliklerinde, Kültür Bakanlığı Alevi, Bektaşi, Cemevi Müdürlüğünü temsilen konuşma yapan müdür yardımcısı protesto edildi.
Abdal Musa Şenliklerinin resmi açılış töreni sırasında konuşmasını yapmak üzere kürsüye çağrılan Kültür Bakanlığı Alevi, Bektaşi, Cemevi Müdür yardımcısı, Elmalı Kaymakamı, Elmalı Belediye Başkanı, Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili, CHP Grup Başkan Vekili Murat Emir, CHP Antalya seçilmiş İl Başkanı Nail Kamacı önünde izleyiciler tarafından protesto edildi.
Konuşma kürsüsü önüne gelen bir grup Alevi örgütü temsilcisi, alkış ve istemiyoruz sloganları ile protesto ederken, açılış törenine katılan yaklaşık 3 bin izleyici de protestolara katıldı.
Bu koşullara rağmen Kültür Bakanlığı Alevi Bektaşi Cemevi müdür yardımcısı konuşmasına devam etti.
Seni çok sevdik, kimse korkmasın ona bişey olacak diye, çünkü o korkmuyor, işini yapıyor, ona bişey olursa biz de buradayız, onun gibi düşünüyoruz @idgoktas
İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
Özgür Özel:
"Gaziantep'te böyle bir kalabalığı kendiliğinden toplamak, esnaf ziyareti yaparken sokaklara sığmamak, sel gibi taşmak... Bir şeyler oluyor görüyor musunuz? Tarihin kırılma noktasındayız"
Özgür Özel:
“'Sus, partinin başında otur. Otobüsün üstünden in, partinin başına git. Daha 50 yaşındasın. 20 yıl, 30 yıl daha partinin başındasın.' diyenlere şunu söyledim:
'30 yıl partinin başında muhalefet lideri olacağıma, 3 gün bile orayı meşgul etmem; ben iktidardan vazgeçmem!' dedim.
Onun için, herkes şunu bilsin ki; 'Özgür Özel'i partisinin başından aldık, Özgür Özel'e oyun kurduk, arkadaşlarına oyun kurduk.' diyenlerin oyunları bize sökmez!
Biz teslim olacak olsak, sizinle anlaşacak olsak o gün anlaşırdık. 'Ekrem'i sat' dediğinizde anlaşırdık! 'Partiyi muhalefette bırak' dediğinizde anlaşırdık!” (ANKA)
Kasım 2025 tarihinde yayımlanan 3.809 sayfalık İBB iddianamesinde 414 kişi yargılanmaya başlandı.
Birleşen dosyalarla birlikte 110’a ulaşan tutuklulardan bugüne dek 51’i tahliye edildi.
Dün tahliye edilen İBB Muhtarlıklar Daire Başkanı Yavuz Saltık ile bugün konuştum.
Perşembe gecesi cezaevinden çıkan Saltık bu sabah üniversite sınavına girmiş.
“Sizin gibi hukukçu olacağım” dedi telefonda, içimden neler geçtiğini sizler tahmin edersiniz. Bu süreçte dayanışma gösteren herkese teşekkürlerini iletiyor.
En son ara kararla tahliye olan 9 kişi dahil, özgürlüklerine kavuşan herkese geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
İBB dosyasında 59, diğer dosyalarda tutuklananlarla birlikte çok sayıda kişi halen cezaevinde..
Ekrem İmamoğlu başta olma üzere belediye başkanlarımız.. İçlerinde hasta olanlar, yaşı ilerlemiş olanlar var..
Nitelikli bürokrat arkadaşlarımız.. Ranta, talana karşı çıkan şehir plancıları, mimarlar, mühendisler, iletişimciler, avukatlar.. Ata yadigarı Üsküdar’ın yağmalanmasına karşı çıktığı için saldırıya uğrayanlar, çocuklarıyla tehdit edilmelerine karşılık kadınlık onuruyla direnenler..
içerde geçirdiği süre isnat oluna suçun hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımına çoktan karşılık gelmesine rağmen tahliye edilmeyen siyasetçiler..
Türkiye bu tip davaları daha evvel gördü, bu davada daha fazlasına da tanıklık etti.
Hakim huzurundaki beyanlarla insanlar nasıl iftiraya zorlandıklarını, kendilerine nasıl hukuka yabancı vaatlerde bulunulduğunu bir bir anlattılar.
Bir ülkede hukuk ve adalet duygusu kaybedilirse geriye bir şey kalmaz.
Hukuk tarihinde insanlar, zora dayalı kaotik yaşama son vermek için kendi iradeleriyle yaptırım gücünü devlete devretmiş, böylece kaos yerine düzen ve istikrar amaçlamışlardır.
Adaletin olmadığı yerde vicdanlar susar, hukuk siyasetin aracı haline gelirse istikrar sağlanamaz.
Bu ülke ve bu devlet, bu memlekette yaşayan herkesin bugünü ve ortak geleceğidir.
Demokrasi ekmek gibi, su gibi yaşam kaynağıdır. Kaybı başka bir şeye benzemez.
Hepimizin tarihle sınandığı, tarihe not edildiğimiz zamanlardayız..
Notumuz geçer olsun, sınıfta kalmayalım..
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına delilli, belgeli ihbarda bulunuyorum ve soruyorum!
Bu araç tahsisi yasal mı? ⬇️
Plaka: 34 BGC 830
Marka: Volkswagen Passat
Motor no: DFG478828
Şase no: WVWZZZ3CZJE156024
Tahsis başlangıç: 14.05.2018
Tahsis bitiş: 06.03.2019
Tahsis süresi: 295 gün
Tahsisi yapan: AKP dönemi İBB
Tahsis yapılan: AKP İstanbul İl Başkanlığı
Yasadışı tahsise ait aracın;
🔴Plaka
🔴Marka
🔴Model
🔴Tahsis tarihi
🔴Teslim tarihi
🔴Aracı teslim edenin
🔴Aracı teslim alanın
Bilgilerini gösteren resmi belgeyi paylaşıyorum.
Hatta motor ve şase numaralarını da paylaşıyorum.
Daha başka hangi delili sunayım?
Siyasi partiler kanununa göre;
Bu araç tahsisi, açık ve net yasa dışıdır❗️
Tümüyle kamu zararıdır❗️
Derhal gereğini yapınız!
İşte delil⬇️
Siyasete alet edilen futbolun hazin sonu..
Hangi sıfatla etrafına federasyon başkanını, teknik direktörü, bakanı vs topluyor.
Başarısızlığın kaynağı sportif alanı da kirleten kaba siyasettir.
Özel uçaklarla Amerika’ya gitmeye hazırlananların şimdi saklanmalarına izin vermeyelim!
Bugün TBMM’deki çalışma odama, CHP Genel Sekreterliği aracılığıyla Sayın Kemal Kılıçdaroğlu imzalı bir mektup ulaştırıldı.
Ancak bugün CHP’nin önündeki mesele mektup göndermek değil;
örgütün ortaya koyduğu iradeye saygı gösterip göstermemektir.
Mektupta birlik ve beraberlikten söz ediliyor. O halde soralım:
Grup başkan vekillerimizi, Milletvekillerimizi, il başkanlarımızı kesin ihraç talebiyle disipline sevk eden,
İl başkanlarını ve yöneticilerini görevden alan,
Örgüt üzerinde tasfiye baskısı kuran bir anlayış hangi birlikten, hangi beraberlikten söz etmektedir?
Mektupta kurallardan ve tüzükten söz ediliyor.
O halde 833 kurultay delegesinin noter onaylı Seçimli Olağanüstü Kurultay talebi neden görmezden gelinmektedir?
Demokratik siyasette meşruiyetin kaynağı kişiler değil; üyelerin, delegelerin ve örgütün iradesidir.
CHP’nin ihtiyacı mektup değil, en geç 45 gün içinde olağanüstü kurultayı toplayarak örgütün hakemliğine başvurmaktır.
İktidarın en büyük beklentisi CHP’nin yıpranması, zayıflaması ve bölünmesidir.
Bu oyunu bozmanın, partimizi yeniden birleştirmenin ve gerçek anlamda birlik ve beraberliği sağlayarak iktidara yürümenin yolu açıktır:
Derhal Olağanüstü Seçimli Kurultay toplanmalı, son sözü yeniden CHP örgütü söylemelidir.
Örgüt iradesini yok sayan her söylem, her tasarruf ve her siyasi mühendislik girişimi de benim nazarımda siyasi bir mutlak butlandır.
#İbrahimArslan
@eczozgurozel @tbmmozgurozel @ozgurozeliletsm @CAOIletisim1
Bugün bize düşen görev, iktidarın yargı operasyonlarına meşruiyet kazandırmak değildir. Görev, millet iradesine sahip çıkmak, seçilmişleri savunmak, hukuku ve demokrasiyi ayakta tutmaktır.
Bir yandan “yargı bağımsız değildir” diyor, diğer yandan aynı yargının CHP’li belediye başkanları, parti yöneticileri ve seçilmiş temsilcileri hakkında yürüttüğü soruşturmaları peşinen doğru kabul ediyor.
Bir yandan “bu iddianamelerin tamamını okumadım” diyor, diğer yandan okumadığını söylediği dosyalardan kesin hükümler çıkarıyor.
Bir yandan “ben hukukçu değilim” diyor, diğer yandan yargı süreci devam eden dosyalarda mahkeme kararı varmış gibi konuşuyor.
Bir yandan “karşı dava açılsın” diyor, diğer yandan iftirayı, etkin pişmanlık baskısını, çıplak aramayı, ailelerle tehdidi ve siyasi operasyon düzenini görmezden geliyor.
Büyük bir çelişki olmasını geçtim, masumiyet karinesini de açıkça yok sayıyor.
Masumiyet karinesi, soyut bir hukuk ilkesi değildir. Hukuk devletinin, adil yargılanma hakkının ve tüm yurttaşların hukuk güvenliğinin temelidir. Bir kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı yoksa, hele ki o kişi siyasallaşmış bir yargı düzeninin hedefindeyse, “rüşvetçi”, “kirli”, “arınması gereken unsur” gibi ifadeler kullanmak hukukla da vicdanla da bağdaşmaz.
Bugün Sözcü TV yayınında CHP’li belediye başkanları ve parti yöneticileri hakkında iktidar yargısının iddiaları esas alınarak konuşulmuştur. Oysa aynı yargının Can Atalay, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala kararlarında siyasi saikle hareket edildiği kabul edilmektedir. Aynı yargı, diploma iptalinde siyasaldır; aynı yargı, Gezi’de siyasaldır; ama sıra CHP’li belediye başkanlarına gelince birden “itirafçı beyanı”, “banka hareketi”, “dava açılmadıysa kabuldür” denilerek dosyalar meşrulaştırılmaktadır.
En vahim cümlelerinden biri, “Bunlar siyasi dava değil” sözüdür. Türkiye’de yargı bağımsız değilse, iktidar yargı eliyle muhalefeti dizayn etmeye çalışıyorsa, yalnızca CHP’li belediyelere operasyon yapılıyorsa, belediye başkanları tutuklu yargılanıyorsa, insanlar etkin pişmanlığa zorlanıyorsa, aileleriyle tehdit ediliyorsa, bu davalara “siyasi değil” demek iktidarın kurduğu hukuksuz zemini kabullenmektir.
“Dava açmıyorsa kabuldür” sözü de hukuken kabul edilemez. Ceza hukukunda ispat yükü suçlanan kişide değildir. Hiç kimse masumiyetini kanıtlamak zorunda bırakılamaz. Suç isnadında bulunan iddiasını kanıtlamak zorundadır. Hele ki itirafçı beyanlarının, baskı altında alınan ifadelerin, duyuma dayalı anlatımların ve siyasi operasyon dosyalarının tartışıldığı bir zeminde, “dava açmadıysa kabul etmiştir” demek hukuk devleti mantığını tersine çevirmektir.
Bu anlayışa göre, iktidar bir kişiye iftira atacak, yargı dosyası açacak, medya eliyle itibarsızlaştıracak, sonra da o kişiye “kendini akla” denilecek. Bu, masumiyet karinesi değil, siyasi linç düzenidir.
Kurultay sürecine ilişkin açıklamalar da aynı çelişkiyi taşımaktadır. “Ben bu davanın tarafı değilim” denilirken mahkeme kararının siyasi sonucu kabullenilmektedir. “Davayı ben açmadım” deniliyor, ama davanın yarattığı sonuç meşru görülüyor.
Hem bilmiyorum diyeceksiniz, hem dosyanın tarafı değilim diyeceksiniz, hem de CHP’nin seçilmiş yönetimini şaibe, kirlilik ve arınma kavramlarıyla hedef alacaksınız. Bunun adı tutarlılık değildir.
“Ben dokunulmazlığımın kaldırılmasını isterdim” sözü de Türkiye’nin yakın siyasi hafızası açısından son derece ağırdır. Bu yaklaşımın ne sonuçlar doğurduğunu Türkiye geçmişte yaşamıştır. Siyasallaşmış yargı düzeninde dokunulmazlıkların kaldırılması, hukuk önünde aklanma zemini yaratmaz, muhalefetin yargı eliyle tasfiye edilmesinin kapısını açar. Bugün aynı hatayı yeniden savunmak, siyasal basiretsizlikten öte bir meseledir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin ahlaki üstünlüğü, iktidarın iddianamelerine yaslanarak kendi yol arkadaşlarını suçlamakla korunmaz. Ahlaki üstünlük, masumiyet karinesini savunarak korunur. Ahlaki üstünlük, seçilmiş belediye başkanlarına, yöneticilere ve örgüte sahip çıkarak korunur.
Bugün bize düşen görev, iktidarın yargı operasyonlarına meşruiyet kazandırmak değildir. Görev, millet iradesine sahip çıkmak, seçilmişleri savunmak, hukuku ve demokrasiyi ayakta tutmaktır.
Yetkisiz bir mahkemenin hukuksuz kararı ve polis marifetiyle oturtulduğunuz koltukta “GENEL BAŞKAN” sıfatını kullanacaksınız,
Kaybettiğiniz ve süresi içinde itiraz etmediğiniz 3 yıl önceki kurultayda delegelerin satın alınarak ahlaksızlık yapıldığını tek bir somut delil sunmadan söyleyip 1300 delegeye ve binlerce partiliye hakaret edeceksiniz,
Oylarını sattıklarını iddia ettiğiniz delegelerin 900’ünün verdiği kurultay imzalarını yok sayacaksınız,
Tüzük gereği düşmüş PM’yi toplayıp kararlar (!) alacaksınız,
Hukuken oluşmamış, oluştuysa da düşmüş MYK’nın tüzüğe aykırı kararı ile milletvekillerini ihraç etmeye kalkacaksınız,
Yanınızdaki bazılarının cemaziyüevvellerine bakmadan 15 aydır zindanda tutulan henüz ifadeleri bile alınmamış 13 yıl beraber yürüdüğünüz insanları yargısız infaz edip “arınılması gereken kir” olarak yaftalayacaksınız,
Seçilmiş Meclis Grup Başkan Vekillerini görevden alıp yerlerine tüzüğe aykırı olarak atama yapmaya yelteneceksiniz,
111’i kurultay istemiş 138 kişilik meclis grubunun toplantısına başkanlık etmeye hevesleneceksiniz,
Partiyi mahkemeye düşürenlerden (!) hesap sormaktan söz edip istifa eden PM üyelerine mahkemeyi adres göstereceksiniz,
Zaten iktidara yürüyen partiye çelme taktığınızın, sözlerinizle emperyal planlara ortak olduğunuzun, her yaptığınızla iktidarın değirmenine su taşıdığınızın görülmediği zannıyla herkesi kör alemi sersem sanarak “Arınıp iktidara yürüyeceğiz” diyeceksiniz,
Partinin binasını, parasını, sosyal medya hesaplarını, araçlarını, çalışanlarını, iletişim olanaklarını kullanacaksınız…
Ama;
Belediye Başkanınız göz altına alındığında kılınızı kıpırdatmayacaksınız,
Ağız dolusu laf saydıran iktidar partisi liderine tek söz etmeyeceksiniz,
Sokağa çıkmayacak,
meydanlarda olmayacaksınız…
Sonra da “SARAYIN ADAMI” denildiğinde üzüleceksiniz!!!
Hadi canım…
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@ozgurozeliletsm
@CAOIletisim1
CHP'nin iptal edilen 38. Olağan Kurultayı'nda söz alan partinin onur üyesi Sabri Ergül’ün konuşması sosyal medyada yeniden gündem oldu:
“Siz her kurultayda bizi yenmeye çalışıyorsunuz. Ama kaybettiniz, çekilmeniz gerekir.”
Araçsallaşmış AKP yargısı marifetiyle MYK görevine geldiğini düşünen butlan grubunca parti tüzüğüne aykırı bir hukuk dışı karar aldığı duyuruldu. Yapılan bu hamlenin, Parti Meclisi’ndeki dengeleri değiştirmeye ve TBMM Grubumuzda yeni bir kriz yaratmaya yönelik olduğu açıktır.
9 milletvekili arkadaşımızın yanındayız.
Butlan bitecek, sultan gidecek!
@eczozgurozel@EnsarAytekin10@alimahir@gunaydingokhan@nurhayataltaca @OzgurKarabatCHP @AKDOGANumut@veliagbaba@ttaskinozer@eczburhan @CAOIletisim1
TİP Genel Başkanı Erkan Baş’tan mutlak butlan meselesiyle ilgili hem mücadele desteği hem de eleştiri geldi.
Erkan Baş, mutlak butlan konusuyla ilgili, “O koltuğa geçeni tanımıyoruz” dedi ve ekledi: “Bir milim bile geri adım atmadık. Aynı noktadayız.”
Baş’ın bir eleştirisi de vardı. Erkan Baş, “Eğer tartışmayı bir ‘baba ocağı’ tartışmasına çevirirsek, o zaman bu konu CHP içi bir mesele gibi ele alınmaya başlanır. Bizim gördüğümüz şey, rejimin bu meseleyi bir parti içi mesele hâline getirmeye çalıştığıdır” dedi.
Erkan Baş, “Biz buradayız” diyerek şu mesajı verdi:
“Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da memleketin geleceği için ne gerekiyorsa, aynı sorumlulukla ve aynı ciddiyetle tutum almaya, mücadele etmeye devam edeceğiz. Çok açık söylüyorum: Biz varız, buradayız. Memleketin geleceği için atılacak her türlü adımı desteklemek için buradayız, varız.”