Cumhuriyet Halk Partimizin önceki Genel Başkanlarından, merhum Sayın Deniz Baykal’ın kıymetli eşi Sayın Olcay Baykal’ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
Sayın Olcay Baykal’a Allah’tan rahmet; başta Baykal ailesi olmak üzere tüm yakınlarına, sevenlerine ve Cumhuriyet Halk Partisi ailemize sabır ve başsağlığı diliyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi Antalya İl başkanlığı olarak ilk Yönetim Kurulu toplantımızı gerçekleştirdik.
Antalya İl Başkanlığı olarak Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere miras bıraktığı partimizin kurumsal kimliği çerçevesinde birlik,bütünlük içinde ve partimizin başarısı için hareket ederek gerekli çalışmaları gerçekleştireceğiz .
İl Sekreteri Hüseyin Eroğlu, İl Saymanı Bilgen Yavuz, İl Bilişim Sorumlusu Özge Sönmez ve İl Eğitim Sekreteri Günay Fırat olarak görevlendirilmiştir.
#Antalya
İl Yöneticilerimiz, İlçe Başkanlarımız, Belediye Başkanlarımız, milletvekillerimiz, ve parti üyelerimiz, Cumhuriyet Halk Partisi 24. Dönem Milletvekilimiz, önceki dönem İl Başkanımız ve Antalya Barosu eski Başkanı merhum Gürkut Acar’ın vefatının 1. yıl dönümü dolayısıyla ailesi tarafından düzenlenen anma programına katıldık.
Merhum Gürkut Acar’ı vefatının 1. yıl dönümünde rahmet, minnet ve özlemle anıyor; ailesine, yakınlarına ve tüm sevenlerine sabır diliyoruz.
Gazipaşa Belediye Başkanımız Mehmet Ali Yılmaz,
İl başkanınlığımızı ziyaret ederek hayırlı olsun dileklerini iletti.
Kendisine teşekkür ederim.
@baskanyilmazgzp#Antalya
Biz neyi savunduğumuzu ve neye karşı olduğumuzu gayet iyi biliyoruz.
O dönem Haluk Levent'i eleştirmek insanın vatan haini ilan edilmesine neden oluyordu.
Karşımızdaki propaganda makinasının ( sosyal medya trol orduları, televizyonlar, sözde gazeteciler, aydın sandığımız, sanatçı sandığımız menfaatperestler vs) sınırsız para gücüyle desteklendiğinin farkındayız.
Bu propaganda makinasıyla yaptıkları algı bombardımanıyla bırakın insanların düşünmesine nefes almasına bile fırsat vermiyorlar hemen linç kampanyasına başlıyorlar.
AMA NE YAPARLARSA YAPSINLAR GERÇEKLER BIR GÜN ORTAYA ÇIKACAK KIM HAINMIŞ TÜM HALKIMIZ GÖRECEK...
Cumhuriyet Halk Partimize ve ülkemize uzun yıllar emek vermiş; 24. Dönem Antalya Milletvekilimiz, önceki dönem İl Başkanımız, önceki dönem Antalya Barosu Başkanımız Gürkut Acar'ı aramızdan ayrılışının birinci yılında rahmet, özlem ve saygıyla anıyoruz.
Cumhuriyet'e, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve adalet mücadelesine adanmış yaşamıyla her zaman saygıyla anılacak olan Gürkut Acar'ın hatırasını birlikte yaşatmak üzere tüm üyelerimizi, yol arkadaşlarımızı ve hemşehrilerimizi anma törenimize davet ediyoruz.
📅 13 Temmuz Pazartesi
⏰ 17.30
📍 Yeşilbayır Mezarlığı
“Zulme direnmektir hayat.”
Kalemiyle kuşaklara umut, vicdan ve direniş duygusu aşılayan;
Dizeleriyle hafızalarımızda derin izler bırakan edebiyatımızın büyük ustası Ahmet Telli’ye Allah’tan rahmet, ailesine, sevenlerine ve edebiyat camiasına başsağlığı diliyorum.
Deniz okşayabilir mi sarışın bir dağın rüzgârlı saçlarını? Uzanarak yelesine hayatın tutuklayabilir mi zindanlar onun vuruşkan sevdasını”
#AHMETTELLİ
Daha iki sene öncesine kadar Doğu Perinçek şunları söylüyordu:
"HTŞ'nin devlet yönetme birikimi yok. Sonuç olarak HTŞ bir terör örgütüdür. HTŞ, ABD-İsrail güdümündeki piyondur."
Şara kravat takınca işler değişti galiba.
Manipülasyonun dibine vurmuş arkadaş. Darbe rejimini, evrensel hukuk kurallarının işlediği, temel hak ve özgürlüklerin korunduğu bir dönem olarak ele almış. Ne kadar da minnoş bir yaklaşım. Anayasa'nın askıya alındığı, işkencenin sistematik bir yöntem haline geldiği, genel geçer yargılamalarla insanların idam edildiği, işkence sonucunda yüzlerce kişinin öldüğü sabitken insanların aklıyla bu denli alay etmek için fazla soğukkanlı olmak gerek. Ayrıca kim kimi yargılayacaktı? O dönemde hangi şikayetler soruşturmaya tabii tutuldu? Şaka mısınız sizler ya...
"Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz" tavrını eleştirebilmek için her şeyden önce tutarlı olmak gerekir. Bugün benzer bir tavır sergileyip geçmişi eleştirmek, açık bir tutarsızlıktır.
O dönemde dokunulmazlıkların kaldırılması meselesi, “ilkesel davranma” güdüsüyle ele alınmıştı. Elbette, işin içinde sandık odaklı stratejik kaygılar da vardı. Ancak o dönem izlenen uzlaşmacı yaklaşımın siyasi sonuçları ortadayken, benzer bir tavrı farklı zaman ve koşullarda tekrar etmek, iktidarın ekmeğine yağ sürmekten başka bir sonuç doğurmaz.
"Düne kadar bu işin çözüm yeri Meclis dedik. Şimdi komisyona katılmazsak kendimizle ters düşeriz" şeklindeki kaygı ise oldukça temelsizdir. Eğer söz konusu olan, Cumhuriyet’in temel değerlerinin masaya yatırılacağı ve etnik ya da din temelli, ilkel bir ulus tanımının dikte edileceği bir süreçse; burada esas kaygı, dün ne söylediğimiz değil, Cumhuriyet’in kendisi olmalıdır. Ona göre davranmak gerekir.
Hele ki size destek veren insanlar bu süreçle ilgili kaygılarını ve tepkilerini yüksek sesle dile getiriyorsa, bütün bunları görmezden gelip, “Nasıl olsa tıpış tıpış oy verecekler” derseniz, geçmişteki hataları tekrar etmiş olursunuz. O hataların da siyasi sonuçları ortadadır.
Karl Marx’ın dediği gibi: “Tarih tekerrür eder; ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.” Bu söz, yaşanılanlardan ders çıkarmak için yeterince öğreticidir.
Demokrat Parti'nin baskıcı yönetim anlayışına karşı en ön safta yer alan isimlerden biriydi. 555 K olarak kodlanan eylemin örgütleyicilerindendi. Denizlerin idamına karşı ilerici aydınlarla birlikte kamuoyu yaratmaya çalıştı. Bu uğurda 2 ay cezaevinde yattı. 93 yaşına rağmen 19 Mart'taki eylemlerde gençliğin ve toplumsal muhalefetin isyanına omuz verdi. Ömrü mücadeleyle, üretmekle geçti. Duayen bir gazeticiydi, iyi bir araştırmacıydı. Türkiye yakın tarihini bütün ayrıntılarıyla öğrenmek isteyenlere beş ciltlik kült bir eser bıraktı. Aktif olarak politikada da yer aldı. Yaptıklarıyla, yazdıklarıyla, eylemci kişiliğiyle bu dünyadan bir #AltanÖymen geçti. Huzur içinde uyusun.
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Gökhan Atılgan’ın "Yön-Devrim Hareketi: Kemalizm ile Marksizm Arasında Geleneksel Aydınlar" adlı çalışmasının ışığında Yöncülerin ideolojik-politik mirasını ele aldım. @GkhanAtlgan5@YordamKitap
https://t.co/aFtJrU1ef0
Kartalkaya Faciası davası yarın başlıyor.
Otele sertifika veren özel firma yargılanırken, o firmayı yetkilendiren Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri yargılanmıyor.
Bakan Mehmet Nuri Ersoy’a sorumu yineliyorum: Madem yangında hiçbir sorumluluğunuz yok, Grand Kartal Otel ile aynı statüde bulunan Köroğlu Otel’i 14 Şubat 2014’te, Lagoon Palace Kartalkaya’yı 22 Aralık 2020’de ve Elifim Resort Hotel’i 6 Aralık 2021’de neden yangın yönünden incelediniz?
Yanıt bekliyorum.
Mahkeme ne karar verirse versin canlarımız geri gelmeyecek. Ama ülkemizde işlerin bir hukuk devleti standardında ilerlemesi, hayatların göz göre göre sönmesinin önüne geçecek.