Eğer bir uzay gemisine binip ışık hızına çok yakın bir hızla seyahat ederseniz zaman sizin için yavaşlar ama korkunç kısım bu değil. Diyelim ki bu gemiye bindiniz ve uzayda sadece birkaç ay süren bir yolculuğa çıktınız. Sizin için her şey normal, saçınız biraz uzadı, birkaç kitap okudunuz, kahvenizi içtiniz. Ama Dünyaya geri döndüğünüzde burada yüzlerce yıl geçmiş olduğunu göreceksiniz. Fizik kuralları son derece nettir, sadece geleceğe doğru zamanda yolculuk yapabilirsiniz, geçmişe dönmek evrenin kodlarında yoktur. Sizin için geçen o kısacık 3 ayın bedeli, Dünyada bıraktığınız herkesin yaşlanması, ölmesi ve toza dönüşmesiydi.
Şimdi şunu düşünün, bu videoyu izlerken kafamda bir şey patladı çünkü hepimiz birer zaman yolcusuyuz ve bazı insanlar kendi kişisel uzay gemilerinde ışık hızına ulaşmış durumdalar. Kariyer, başarı, statü veya daha fazla para uğruna o kadar hızlı yaşıyorlar ki, kendi zamanlarını kelimenin tam anlamıyla büküyorlar. Sabahları erken kalkıyorlar, maillere saniyeler içinde dönüyorlar, toplantıdan toplantıya koşuyorlar ve her şeyi optimize ettiklerini sanıyorlar.
Ama olayı kaçırıyorsunuz, tıpkı o uzay gemisindeki astronot gibi, onlar hızlandıkça etraflarında sabit duran herkesin zamanı acımasızca akıp gidiyor. Başarıya ulaşmak için kendi ışık hızlarına çıktıklarında, çocuklarının ilk kelimelerini, eşlerinin yüzündeki yeni çizgileri, anne babalarının yavaş yavaş sessizleşmesini kaçırıyorlar. Onlar için aylar geçiyor gibi hissederken, sevdikleri için yıllar devriliyor.
Günün birinde o geminin motorlarını kapatıp tamam başardım, artık sevdiklerimle vakit geçirebilirim diyerek Dünyaya döndüklerinde karşılaştıkları manzara tam bir enkaz oluyor. Çünkü geride bıraktıkları herkes ya çoktan geçmişte kalmış ya da aralarındaki bağ yüzyıllar öncesine aitmiş gibi kopmuş oluyor. Sırf gelecekte bir yere varmak için kendi zamanını büküp etrafındaki herkesi yaşlandırmaya değiyor mu emin değilim. Ama bildiğim tek bir şey var, hızlandıkça yalnızlaşırsın ve o gemiden indiğinde başarını kutlayacak kimseyi bulamazsın. Sadece evrenin bize söylediği o acımasız yalanla baş başa kalırsın.
Bankada oturduğunuz yerden “risksiz” %40 yıllık getiri kazanırken:
• İş kazası
• Ani kur artışı
• Aylar süren ruhsat onayı
• Öngörülmesi imkansız zemin koşulları
• Belediye ve ÇŞB mevzuat değişiklikleri
• Malik itirazları ve olası dava süreçleri
• Yönetmelik değişiklikleri
• Jeopolitik ve ekonomik krizler
gibi onlarca riski üstlenip inşaat yapar mıydınız?
Sonra da konut neden pahalı diyoruz..
@isecretary1 Haaa bu arada sunu da soyleyeyim. Bankalar yeni finansman kredisi yapiyorlar. 50-55 civarindaki borcunu bize taksitliye devam et diyorlar. Hemde oran ne biliyormusun babis 38 :))))) dedigine geliyoruz🌹
@ihalegunlugu Keyfe keder sartname yaziyorlar. İdareler kendini kanunlarin dahi uzerinde goruyorlar. Cekin ihtari bakalim parayi oduyorlarmi odemiyorlarmi. Odemeyene zimmet cikinca kamu zararini emekli maasini birakin torunlarindan bile alir devlet
SMMM'lerin aradığı karar geldi:
Borçlandırılan Ortaklardan Alacaklar Hesabına Rağmen Faiz Hesaplanmaması
🚀Kurumlar vergisi eki tablolara göre ortaklardan alacaklar hesabında gösterilen tutar için faiz hesaplanmasa dahi, soyut tespit ve varsayımla kazancın örtülü olarak dağıtıldığı söylenemez. Cezalı kurumlar ve katma değer vergisi iptal.🚀
Ortak, şirketine faizsiz borç verebilir mi?
🏢 Danıştay VDDK'ya göre, şirket ile ortak arasındaki yasal ilişkiler dikkate alındığında, bir ortağın şahsi servetinden şirketine faizsiz olarak borç vermesi ticari icaplara ve hayatın olağan akışına uygundur. İdarenin "şirketin ihtiyacı yoktu" diyerek bu finansmanı karşılıksız sayılamayacağı yönündeki karinesi haksızdır.
⚖️ Danıştay VDDK, E: 2021/204, K: 2022/362
Japon oyuncu Hiroyuki Sanada, insan doğasındaki derin çelişkiler hakkında şöyle söylüyor:
“Bazı insanlar evlerinde bir yüzme havuzu hayali kurar…
Ama havuzu olanlar çoğu zaman onu kullanmaz.
Sevdiklerini kaybedenler derin bir boşluk hisseder…
Ama sahip olanlar çoğu zaman yanındakilerden şikâyet eder.
Yalnız olanlar bir ilişki ister…
Ama ilişkisi olanlar çoğu zaman kıymet bilmez.
Aç olan biri bir lokma için her şeyini verir…
Tok olan ise yemeğin tadını beğenmez.
Arabası olmayan bir araba hayal eder…
Arabası olan ise hep daha iyisini ister.
Mutluluğun sırrı şudur:
Şükretmek.
Sahip olduklarını gerçekten görebilmek,
değerini anlayabilmek.
Ve şunu unutmamak:
Senin sıradan gördüğün bir şey için…
dünyanın bir yerinde biri her şeyini vermeye hazır.”