Münevver geldi direkt aklıma, infial yaratmıştı ülkede. Hepimiz böyle bir vahşet karşısında mahvolmuş ve takip etmiştik o cinayeti. Şu an bu cinayet ise herhangi bir günlük haber olarak kapanıp gidecek. Biz kadın cinayetleriyle mücadelede fersah fersah feriye gittik.
Women have been doing this since time immemorial. They have raised children they loved without always enjoying the work, sacrificed autonomy, swallowed resentment, and still showed up. And when women dared to say they wanted something other than marriage and children, they were vilified as selfish, unnatural, or broken.
Now that men are finally doing equal childcare, they’re encountering the same truth women have always lived with, that love does not guarantee enjoyment. Parenting is work. Often boring, repetitive, and draining. That has never been a moral failure. It was only framed as one when women said it out loud.
If a man chooses to have children, he is obligated to be an equal parent, whether or not it delights him. He shouldn’t see that as cruelty, it’s actually his responsibility.
Fathers feeling this discomfort aren’t monsters. They’re late to an experience women have been trying to name for centuries.
Maybe now they’ll finally hear what mothers have been saying all along.
Buna rağmen topluma korku salmak ve susturmak adına tutuklu kalmasını doğru bulmuyorum. O kendisi gibi düşünmeyenlerin haklarını hiç savunmadı. Ancak O’na benzemek istemem. Bugün çok sordular. Böyle düşünüyorum.
Fatih Altaylı’nın Akın Birdal, Ahmet Kaya ve benim hakkımda yaptığı nefret içeren bizi tehlikeye sokan , 1 yıl meslekten yasaklanmama neden olan yazıları aklımda.
Ben yazılarıma son vermedim. Siz benim geçen yaz Temmuz’da Kürt lubunya gazeteci Bawer’le (velvelenet) yaptığım röportajı yayımlamadınız. Editörünüz Aylin Kaplan noname isimlerle röportajın yayımlanmayacağını söyledi. Sorduğum sorulara yanıt alamadım.
Herkese merhaba. 14 yıllık T24 yazarıyım. Mine Söğüt’ün yazısına cevaben yazdığım yazıyı T24 sitesine koymadığı gibi bir süredir yazılarına ara verenlerin köşesini kapattığı gibi asılsız bir iddia ile yanıt gönderdi. Asılsız diyorum. Çünkü uzun süre yazmayıp da yazısı yayımlanan+
@scar_ass Aynı postu (sanırım) şok içinde okudum. Anlıyorum ve saygı duyuyorum, bari merdiven altı almayınlar vs. Biraz tutarlılık ve akıl fikir diliyorum. İnsan sokakta, barınaklarda acından ölen hayvanlardan utanır
Gerçekten üzerine epey düşündüm. Anlamaya çalıştım. Hiçte fena sayılmam, iyi okuyucuyumdur . Ama kötü bir yazı olmuş. Peki ama neden?
Mine Söğüt’ün yazısı, ifşanın gücünü ve kadınların suskunluğu bozduğunda düzeni sarstığını söylüyor. Ama yazı tam da burada duruyor: kadınların mücadelesini edebî bir alegoriye çeviriyor ve politik özünü bulanıklaştırıyor.
Biz kadınların ifşası, ‘psikolojik şiddet’ ya da ‘yargısız infaz’ değildir. Bu, erkeklerin dilidir. Erkeklerin kendi konumlarını korumak için ürettikleri kavramların aynısını kadınlara yöneltmek, ifşayı faille aynı zemine çekmek, en tehlikeli yanılgıdır. Çünkü ifşa, şiddet değil; şiddeti kıran bir öz-savunmadır.
‘Mağduriyet üzerinden iktidar’ söylemi ise büsbütün sorunlu. Biz mağduriyetimizden iktidar devşirmiyoruz. Tam tersine, erkekliğin binlerce yıldır kurduğu iktidarı ifşa ederek sarsıyoruz. Mağduriyetin dile getirilmesi, güç kazanmanın değil, şiddetin gizlenmesine karşı politik özneleşmenin yolu…
Ayrıca yazıda ifşa, bireysel cesaretin meselesi gibi sunuluyor. Oysa biz biliyoruz ki ifşa sadece tek başına bir kadının haykırışı değil, kadınların örgütlü mücadelesinin ürünüdür. Dayanışma olmadan hiçbir ifşa varlığını sürdüremez.
Kadınların beyanı hukukun, siyasetin ve toplumsal düzenin meselesidir.
Beyanı esas almak, erkek adaletin delil ve masumiyet kılıfı altında kadınları susturan mekanizmalarına karşı kurulmuş bir politik hattır. Yazının görmezden geldiği yer tam da burasıdır.
Bu yüzden Mine Söğüt’ün yazısı, iyi niyetli bir tartışma açıyor gibi görünse de, aslında kadınların beyanını edebîleştiren, (!) mağduriyeti sorunlaştıran ve ifşayı ‘karşı şiddet’ diye niteleyen yaklaşımıyla patriyarkanın diline tehlikeli biçimde yaklaşmaktadır.
Bizim için ifşa, şiddetin diliyle değil, dayanışmanın ve adaletin diliyle kurulur.
Kadınların sözü, erkeklerin itibarıyla eşitlenemez.
bir kadını sırf hpv aşısı olduğu için günlerce kocasını aldatmakla itham eden adamlar şimdi birçok kadının "bana tecavüz etmeye kalktı" dediği adamı "ama onun evinde ıspanak pişmez ki" gibi bir argümanla savunmaya çalışıyor.
#MeToo hareketine Cadı Avı demek çok yakışıksız. Sesini çıkaran kadını engizisyon yerine koyuyor, tacizci erkeği yakılmış lanetlenmiş 200 bin kadının arasına katıyor. Apolitizm böyle bir şey: cahilliği seçmek, mümkünse hiç düşünmemek.
İfşalanan bazı isimler hakkında "En beklenmedik isim", "Ben tanırım, doğru değil", "Severim kendisini, akşam yemeğe çağırayım" gibi akla ziyan ifadeler dolaşıyor. Şaşırmayı sürdürebilirsiniz ama herhalde bu süreçlerde yapılacak (ve de yapılan) en büyük hata, "kefil olmak".