Bugün çamaşır makinesi arızalandı. Servis çağırdık.
Makine su alıyor, suyu boşaltıyor ama motor bir türlü tambur dönmüyor. Durumu bir servise gelmeden önce anlattım. Kart ya da motor arızalıdır dedi.
Araştırdım motoru, cihazın yenisini kartın yenisini
Kafamdan hesap yapıyorum
Makinenin yenisi 32 bin TL civarı.
Motor bozuk olsa 5-6 bin TL,
Kart olsa 2-3 bin TL.
En iyisi yaptırmak
Neyse, bir usta geldi. Daha kapağı doğru düzgün açmadan Motor arızalı dedi.
Ne kadar? dedim.
9 bin TL.
İçime sinmedi, gönderdim.
Sonra başka bir arkadaşımı aradım. Durumu anlattım.
Dostum, motorun içinde kömürler vardır. Önce onları kontrol et. dedi.
İş başa düştü Video izledim v.s Söktüm, baktım. Gerçekten de iki tane kömürün birisi tamamen bitmiş.
Gittim yenilerini aldım. Yan sanayii orijinal bulamadım
Toplam maliyet: 190 TL.
Taktım, makine ilk günkü gibi çalıştı.
Şimdi insan ister istemez düşünüyor...
190 TL'lik arızaya 9 bin TL masraf çıkarmak nedir?
İşini hakkıyla yapan ustalara sözüm yok.
Ama insanların zor kazandığı paraya göz dikenler şunu unutmasın:
Kazanç sadece cebe giren para değildir. Vicdan da bu işin bir parçasıdır.
Haramla büyüyen kazanç bereket getirmez.
▶️ Tek kartta devrim: Türkiye, dünyada bu seviyede otonom sistem kartı üretebilen sayılı ülkeler arasına katıldı! 🇹🇷
✅ Geliştirme kartı değil, adeta bağımsızlık hamlesi! T3 Gemstone O1 ile Türkiye, otonom sistem teknolojisinde dünyadaki ilk birkaç ülkelik lige adını yazdırdı.
🤲 Bu topraklar için akıl ve alın teri döken tüm çalışanlarımıza selam olsun. Rabbim mühendislerimizin zekasını, idrakini artırsın; hepsini muvaffak ve muhafaza eylesin. 🇹🇷✨
DEVLET, PERSONELİNE BİNALARININ TEMİZLİĞİNİ YAPTIRAMIYOR
Türkiye’de kamu kurumlarında, okullarda ve hastanelerde temizlik, güvenlik ve lojistik gibi destek hizmetlerinin yürütülmesinde yaşanan operasyonel kriz, son 30 yılda değişen istihdam modellerinin, hukuki içtihatların, sendikal dengelerin ve yönetim pratiklerinin birbiriyle kesiştiği çok boyutlu yapısal bir çıkmaza dönüştü.
Devlet basit ve kolay görünen bu hizmetleri yerine getirmede o kadar aciz ki, kendisine ait binaların temizlik bakım ve işletme hizmetlerini kendi personeli eliyle yerine getiremiyor.
90’lar öncesinde bu hizmetler 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki “yardımcı hizmetler sınıfı” personeli, yani klasik adıyla müstahdemler tarafından yürütülüyordu.
Daha sonra, 90’larda popüler olan “yeni kamu işletmeciliği” anlayışı gereği, devletin ana görev ve uzmanlık alanlarına odaklanması; temizlik ve lojistik gibi destek hizmetlerini ise ihale yoluyla “dışarıdan (özel sektörden) tedarik” yoluyla karşılaması yöntemi benimsenmeye başlandı. Bu bağlamda 2000’lerden sonra bu hizmetleri devralan taşeron şirketler, personelini çoğunlukla asgari ücretle, esnek vardiyalarla ve performans baskısıyla çalıştırdığı için kamu binalarında temizlik ve bakım, ilk etapta sorunsuz ve düşük maliyetlerle karşılandı.
Ancak, bu sistemin işçi aleyhine güvencesizlik, kıdem tazminatı kayıpları ve sendikalaşma engelleri oluşturması; zamanla devlete karşı ciddi hukuki dava süreçlerinin başlatılmasına yol açtı. Taşeron personeli, kamu kurumlarının hileli (muvazaalı) alt işverenlik yaptığını, şirketlerin “yalnızca kâğıt üzerinde aracı olduğunu ve fiilen kurumların asıl işlerini yaptıklarını” belirterek mahkemelere başvurdu. Yargıtay’ın özellikle Karayolları Genel Müdürlüğü ve hastaneler nezdinde işçiler lehine verdiği muvazaa kararları, devleti milyarlarca liralık geriye dönük tazminat yüküyle karşı karşıya bıraktı.
Tabloya bakar mısınız? Devlete kapağı atmaya yönelik tasarlanan plan, akla ziyan ve alakasız bir gerekçeye dayandırıldığı halde nasıl beklendiği gibi sonuç veriyor ve böylesine münasebetsiz bir nedenle devleti ağır zararlara sokma sonucunu doğuruyor. Neymiş efendim, temizlik personeli, kendilerine paspas yaptırılmak yerine evrak dağıtımı işi verilmiş olması nedeniyle; artık devletin “asıl ve daimi işini yapan” kamu personeli hüviyetini üstlenir duruma gelmişler. Sağolsun mahkemelerimizin verdiği kararların da desteğiyle, “devletin alt edilmesi” işte böyle meşrulaştırıldı. İdarenin kendi basiretsizliği ve iş bilmezliğiyle birleşen bu yargısal yorum; temizlik ihalesiyle kuruma sokulan personelin idareciler tarafından fotokopi çekmeye, evrak taşımaya veya danışmada oturmaya yönlendirilmesini "kamunun asıl işine fiilen dahil olma" gerekçesi saydı ve doğrudan kadroya geçişin anahtarı haline getirdi.
Devlet, kendi yöneticisinin keyfi görevlendirmesi yüzünden hem ihale bedelini ödeyip hem de o personeli ömür boyu sırtında taşımak zorunda bırakılan bir tuzağa çekildi. Asıl yapılması gereken; unvanı dışındaki işte personel çalıştıran idareciye zimmet ve rücu mekanizmasını işletmek, görevi dışında çalışan taşeronun ise sözleşmesini feshetmek iken; yargı faturayı tek taraflı olarak hazineye kesti. Sonuçta kuralı ihlal eden yönetici cezasız kaldı. Masa baş��na kaçan işçi kadroyu kaptı, mahkemeler devlete milyarlık faturalar çıkardı ve günün sonunda temizlenmemiş kamu binaları yine ortada kaldı. Tam bir “Alavere dalavere ….Mehmet nöbete…” tezgahı…
Tabii ki, seçim dönemlerinde; taşeron işçilerin kadroya geçirilmesi beklentisinin iktidar ve muhalefet arasında pazarlık kozuna dönüşmesi ve iktidarların oy kaybetme endişesinin de etkili olması sonucu, kamu kadrolarına kitlesel geçiş alabildiğine genişledi ve hızlandı.
Ortaya çıkan tablonun kısaca tanımı şu: İşlevsiz, verimsiz, ve kaynak tüketen bir kamu personeli kitlesi üretilerek devletin kaynaklarının zarar uğratılması söz konusu olduğunda; acıdır ki…
…
(DEVAMI aşağıdaki linkte)
https://t.co/9qPV6BcdwS
| Ulvi Saran
Karar
Yani bilmiyorum nasıl hallolur ama buna çözüm bulunmalı; motosikletlerin sayısı çok arttı, sağınızdan solunuzdan nereden çıkacakları belli olmuyor çoluk çocuk kasklı kasksız, kurallara uymayan vızır vızır motosiklet kaynıyor ortalık, her an bir motosiklet yüzünden kazaya karışabi
Yani bilmiyorum nasıl hallolur ama buna çözüm bulunmalı; motosikletlerin sayısı çok arttı, sağınızdan solunuzdan nereden çıkacakları belli olmuyor çoluk çocuk kasklı kasksız, kurallara uymayan vızır vızır motosiklet kaynıyor ortalık, her an bir motosiklet yüzünden kazaya karışabi
Roberto Carlos müslüman olmuş diye bir haber yayıldı.
Bir sürü insan araştırmadan paylaştı.
Adam Müslüman olmayı bırak Fas'li müslüman bir kadını da gavur etmiş!
Ne yalan oldu biliyor musunuz?
Bilime göre avcı ve toplayıcı dönem olarak bilinen dönem yalan oldu. Sözde "taş devri insanı ilkeldi ve heykel yapamazdı” şeklindeki klasik anlatı yalan oldu. Basit yontma alet yapıyorlardı hani? Heykel nedir? Lüks tüketimdir, süs ve medeniyettir.
Emekli bir Türk ile evlenen 72 yaşındaki Rus hanım Türklere ait gözlemlerini anlatıyor;
Ben Türkiye'ye geldi, evlendi.
Türk erkek Türk kadınlar çok yemek seviyor.
Hep çeşit istiyor.
Biraz oturuyor hemen yemek soruyor.
Sonra hasta olmak anlatmayı çok seviyor.
Şikayet çok.
Kadınlar kendine zaman ayırmak bilmiyor.
Hasta olmak bekliyor, doktora gitmek sonra doktor diyecek; dinlen çok yoruldun bunu bahane ederek hep hastalık konuşarak geçiriyor.
Çocuklar hep televizyon başında.
Eşimin oğlu evlendi Torun televizyon başında.
Geline dedim ki;
Çocuk seni az görüyor onları çok görüyor.
Zihninde Sen az onlar çok.
Reklamları ezberlemiş.
Öyle ezberlemiş istiyor anne reddedince ağlıyor.
İşte böyle ağlıyor sonra yine istiyor yine ağlıyor 3 gün 4 gün sonra anneyle arada çatışma oluyor
Şimdi saygı nasıl olsun.
Çocuğun zihninde anne az televizyondakiler çok.
Kapat onu çocuk seni seyretsin seni anlasın senin güzelliğin onun beyninde yer etsin dedim.
Kimse anlamıyor çocukların beyni kimlerle doluyor.
Sen çocuğu Doğurdun
Sen hatırlıyorsun onu kundakladı, büyüttün.
Sen hatırlıyorsun
O bunları bilmiyor.
Karnını bile televizyon başında doyuruyorsun senin yüzüne bakmıyor o çizgi filme bakıyor.
Sonra diyor ki çocuk yüzümüze bakmıyor hiperaktif.
Çünkü çocuğun beynini televizyon artık yeniden tasarladı.
Sonra çocuk o çizgi kahramanların Vitrinde kostümünü görüyor istiyor ağlıyor çünkü çocuk aslında artık onlara ait oldu.
Kardeşi ile oynarken bile oradaki karakterler gibi davranıyor ve o karakterler gibi konuşuyor diyorum ki;
bak çocuk babası gibi değil senin gibi değil konuşması televizyon gibi.
Kadınlar çok konuşuyor hiç susmuyor.
Düşünmeden konuşmak Türkiye'de çok.
Hep hastalıklar çok konuşmaktan diyorum bana ters bakıyorlar.
Tiroid hasta diyor çok yiyorsun ve çok konuşuyorsun diyorum bana kızıyor.
Bana çok konuştukları zaman hemen elimle reddediyorum Diyorum ki çok konuştun ben yoruldum.
Çünkü dinlerken beyin doluyor ve ��sınıyor
Susuyorlar o zaman.
Çünkü kalp te yoruluyor.
Türk kadını güzel şeyler konuşmayı bilmiyor hep şikayet.
Kocasından şikayet ediyor, ailesinden şikayet ediyor , çocuğundan şikayet ediyor Kendinden şikayet ediyor.
1 saat çay içiyor.
Çay içerken gönül demlenir fakat öyle olmuyor herkesin sinirleri kabarıyor sonra herkes evine gidiyor.
Bu sefer ne oluyor hastalık oluyor.
Bu yazı gerçekten ders alınması gereken bir konuyu ortaya koyuyor. Sadece okumayın.
Paylaşın ve belki bir yaraya parmak basmış olursunuz.
#alıntı
Abdestli gittiğinizde pişman olacağınız kafe yapmışlar!
Klasik kafelerinin aksine, mescit yapmak için mescit yapmak yerine, özene bezene hakkıyla mescit yapan mekan sahiblerine selam olsun!
Siz Allah'ın dinini yüceltmeye gayret ederseniz, Allah'ta sizi yüceltir!
Bunların bu söyleminin hiç etkisi olmadığını mı düşünüyorsunuz?
Aile içi geçimsizliklerle kafaları karışan, başka erkeklere ilgi duyan kadınların bunları duydukça akıllarının kayacağını düşünmüyor musunuz?
Yaa müdahale etmek için neyi bekliyorsunuz?
Kadın duygusallığı içerisinde bunlar bu şekilde alenen yaygınlaşarak duygusallığını kontrol edemeyen kadınların ya da buna benzer duygular yaşayan erkeklerin bunlara kapılma ihtimallerini hiç aklınıza getirmiyor musunuz?
Bu tür erkek ve kadınların buradan etkilenip evlilik dışı ilişkilere karar vereceğini, girişeceğini, yuvaları yıkacaklarını zerre kadar aklınız almıyor mu?
Ahlaki değerlerimizi bozucu, gayri ahlaki tutumları teşvik edici bu cümleleri boşuna mı kuruyorlar sizce?
Bu stüdyoyu hazırlayan kişi ve kişiler bu yapıyı boşuna mı kurdular?
Bunların organize bir hareket olduğu aklınıza hiç gelmiyor mu?
Hep birlikte oturmuşlar gayri ahlaki konuları, hayasızca hareketleri gündeme getiriyorlar ve bunun videosunu çekiyorlar ve ve bunları da toplumla paylaşıyorlar.
Bunların hepsi tesadüfi ve bunların bu konuda hiçbir amacı yok ��yle mi yani?
Akıllarına getirecekleri, gündeme taşıyacakları başka konu yok mu?
Neden hep cinsellikten, aldatmaktan evli kadınların başka erkekle ilişkilerinden bahsediyorlar?
İnsanı, toplumu, halkı, geleneklerimizi meşgul eden başka bir konu hiç yok mu?
Akılları fikirleri cinsel ilişkilerden başka birisine çalışmıyor mu?
Ya daha neyi bekliyorsunuz?
Görmüyor musunuz, sürekli bu konulara vurgu yapıyorlar.
Buradan toplumun bu yönünü asimile ettiklerini hiç mi aklınıza getirmiyorsunuz?
Daha neyi bekliyorsunuz?
Tekrar söylüyorum, toplumda bu söylemlerle kafaları karışacak tek bir kişi bile yok öyle mi?
Bunların söylemleriyle yuvalar yıkıldığında çocuklar ana babasız kaldığında bunların boşluğunu siz doldurabilecek misiniz?
Yazık değil mi o çocuklara?
Yazık değil mi o yuvanın sahiplerine?
Bunlara ne zaman müdahale edeceksiniz ya?
Evlilik dışı ilişkiyi, başka birinden hamile kalmayı göstere göstere söylediğini siz de duymuyor musunuz?
Siz bunları duymaya Utanmıyor musunuz?
Bunların konuşulduğu o yerdeki kişi ve kişiler bunların konuşulmasından hiç mahcup olmuyorlar mı, haya etmiyorlar mı, ar etmiyorlar mı?
Yetkililer bu konuda hala neden bekliyor?
Süleymancıların 2016'da hayatını kaybeden lideri Ahmet Arif Denizolgun Alihan Kuriş tarafından öldürüldü mü?
Mavi Takkeliler Süleymancılar belgeseli
2016'da cemaatin lideri Ahmet Arif Denizolgun sağlığı yerindeyken Beykoz'daki çiftliğinde birden ölü bulundu. Tarih 15 Temmuz darbe girişiminden 2 ay sonra. 36 saat kimse yanına girmedi.
36 saat kimse bu adama ne oldu demedi. 36 saat sonra birden yanına girme gereği hissettiler ve öldüğünü gördüler. Polis çağırdılar. Polis saatler sonra oraya geldi. Olay yeri inceleme bir takım deliller toplayarak rapor hazırladı. Bu raporu Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığına verdi.
Başsavcılık bir bilgilendirme notu hazırladı. Ve bu bilgilendirme notunda Ahmet Arif Denizolgun'un şüpheli şekilde öldüğü belirtildi. Ağzından hala 36 saat sonra dahi kan gelmeye devam ediyor.
Köpük geliyor. Boğazında da darp izleri var. O dönem yanında olan bazı kişiler ortada yok.
Kaçmış, firar etmiş. Bu da şüpheli bir durumdur. Yani böylesine bir lider bakanlık yapmış, milletvekilliği yapmış, bütün dünyada faaliyet yürüten bir cemaatin lideri evinin çok yüksek derecede üst düzey bir güvenlikle korunması gerekirken çiftliğin kapısının anahtarı kilidin üstünde olur.
Ve çok ilginç, Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının bu şüpheli ölüm notuna rağmen adli tıp ölüm normaldir diyerek üstünü örtüyor. Ve herhangi bir soruşturma açılmıyor. İddia o ki 15 Temmuz darbe girişiminden sonra devlet, hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Süleymancıların lideri Ahmet Arif Denizolgun'la görüştü.
Destek istedi devletin FETÖ ile etkin bir mücadele yürüteceğini. Bunun için de Süleymancıların desteğini istediğini belirtti. Ahmet Arif Denizolgun tamam dedi.
Fakat bundan rahatsız olan FETÖ bağlantılı bir kesim, Ahmet Arif Denizolgun'u cemaatin liderliğinden öldürerek indirdi. Bu iddiayı bizzat Fatih Süleyman Denizolgun ortaya attı. Ve biz araştırdık, öğrendik ki Alihan Kuriş, cemaatin çeşitli hocalarıyla lider olmadan önce hem Türkiye'de hem yurt dışında özellikle de Kanada'da bazı FETÖ bağlantılı isimlerle toplantılar yaptı.
Ve bu toplantılarda Alihan'ın lider olması kararlaştırıldı. Ki Alihan Kuriş kim? Aslında göz önünde olan biri değil. Hatta iddia o ki cemaatin siyasi ve ticari ilişkilerini kendi menfaatleri için kullanan ve bu yolla zenginleşen birisi olduğu için Ahmet Arif Denizolgun döneminde yasaklanmış bir kişi.
Ve bu kişi yaptığı çeşitli gizli toplantıların ardından cemaatin başına şüpheli bir şekilde geçti. İşte bu toplantılarda yer alanlardan biri de AG, cemaatin merkez yurdunun en önemli hocası. Uzun yıllardır merkezde görevli, FETÖ bağlantılı, Hidayet Karaca'nın evine gidip namaz kıldıran AG, Alihan Kuriş'i lider yapan isimlerden birisi.
Biz bu tarihten itibaren bakıyoruz. Siyasi olarak cemaat açıktan tavır belirtiyor. İyi Parti'ye destek veriyor.
İyi Parti'ye pek çok yerde belediye kazandırıyor. İyi Parti'ye pek çok yerde milletvekili kazandırıyor. Daha sonra CHP ile iş birliği yapıyor.
CHP'de özellikle Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş, Antalya'da, İstanbul'da, Beykoz'da, Üsküdar'da, Tuzla'da, Beyoğlu'nda CHP ile açıktan iş birliği yapıyor. Bunun karşılığında hem siyasi hem ticari menfaat elde ediyor. Belediyelere kendi kadrolarını sokuyorlar.
Özellikle İBB'de, Üsküdar'da, Beykoz'da, Ankara'da, Antalya'da, Alanya'da çok fazla belediye çalışan Süleymancılardan oluşuyor. Uzun yıllar cemaatin içinde bulunmuş pek çok kişi, Alihan Kuruş hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Hem dolandırıcılık suçu, mali suçlar, şüpheli ölüm suçları, suikast suçları, cemaat yurtlarında işkence, dayak, mobbing, baskı, tehdit, şantaj, hırsızlık, silahlı tehdit.
Ortada büyük bir suç ve terör faaliyeti var. Bu terör faaliyetine destek var. Ortak olmalar, iş birliği var.
Yapılan pek çok suç duyurusu var. Hem devlet içindeki kaynaklardan edindiğimiz bilgeye göre, hem cemaat içindeki önemli yöneticilerden öğrendiğimiz bilgeye göre, Alihan Kuruş ve yönetimine devlet operasyon yapmaya hazırlanıyor. Fatih Süleyman Denizolgu'nun 2021'de de bir operasyonu yapılacağı, ancak devlet içerisindeki bazı bürokratların buna engel olduğunu söylemişti.
Şimdi biz yeni bir bilgiyi açıklıyoruz. Hükümete yakın üst düzey yöneticiler yeni bir talimat verdi ve yargıda şu an Süleymancılarla ilgili bir dosya hazırlanıyor. Çağlayan da özellikle örgütlü suçlar ve terörle mücadele suçlarda bir iddianame hazırlanıyor.
Süleymancılara operasyon yakın. Fatih Süleyman Denizolgu'nun Alihan Kuruş'un bu durumdan haberdar olduğu, bilgisi olduğu, farkında olduğunu belirtiyor ve Alihan Kuruş'un Hollanda'ya kaçmaya hazırlandığını söylüyor. Devletin raporları Türkiye'de uyarıyor.
Vatandaşları uyarıyor. Biz de uyarıyoruz. Süleymancılar cemaati Türk milletini ve Türk devletini tehdit eden bir konuma geldi.
Artık bu yapıya karşı FETÖ'yle mücadele edildiği gibi etkin mücadele edilmeli. Çünkü hala bugün yargı içinde de, emniyet içinde de Süleymancılar faaliyet yürütüyor. Bunu bizzat emniyet mensuplarımız söylüyor.
Mesela Adnan Oktar örgütüne operasyon yapan dönemin İstanbul Mali suçlarla mücadele şube müdürü Furkan Sezer bizzat şunu söyledi. Darbe girişiminden sonra emniyete giren rütbeli polislerin %20'si Süleymancıyım diyerek girdi. Başka bir delil, aydınlık bir fotoğraf yayınladı.
O fotoğrafta dönemin Silifke Cumhuriyet Başsavcısı Selman Eskiler, cemaatin lideri Alihan Kuruş'un bir adım arkasında boynunu bükmüş, ellerini önden bağlamış şekilde ona hürmet edercesine yanında yürüyor. Bizim o fotoğrafı yayınlamamızdan sonra yargı harekete geçti ve Selman Eskiler'in görev yeri değiştirildi. Ve görevi düşürüldü.
Başsavcılıktan savcılığa düşürüldü. Mersin'den Niğde'ye gönderildi. Aslında bir sürgün göreve gönderildi.
Ama biz şunu görüyoruz. Süleymancılar bugün hala devlet içinde, emniyet içinde, yargı içerisinde aynı FETÖ vari taktiklerle faaliyet yürütmeye devam ediyorlar. Şırnak Üniversitesi'nde FETÖ yapılanmasını ortaya çıkardığımızda bizim karşımıza önemli bir bilgi çıkmıştı.
Cemaat'in, üniversite içindeki en önemli elemanı, Bedirhan Önem'in bilgi kaynakları, en önemli yanındaki adamlar Süleymancıydı. Hem üniversitede hem emniyette. Ona bilgi aktaran kişiler Süleymancıydı.
O bilgileri Almanya'da firari FETÖ'cü Cevheri Güven'e gönderen kişi Süleymancıydı. Bunların hepsini topladığımızda Süleymancıların nasıl tehlikeli bir yapı olduğunu, devlet içinde hala paralel bir faaliyet yürüttüğünü, FETÖ vari yöntemlerle çalıştığını görüyoruz. Bu tehlikeye, bu tehdide karşı Türk milletinin bilinçli olması lazım.
Türk devletinin de artık etkin mücadele ederek müdahale etmesi lazım.
Borç verdiğinde faiz olur diye alacaklının evinin gölgesinde bile gölgelenmeyen İmamı Azam’ın ekolünü referans almaları yok mu?
Bu tipler ağızlarını açtıklarında Hanefi’ye göre diye başlıyorlar. Sağ olsaydı hepinizi sopayla kovalamaz mıydı?
@omerekinci Ben gerçekten yoksa açıkça yok diyorum. Yok kelimesinin veya olmamak durumunun ne olduğunu öğrenmek açısından bu önemli. Tabii ki baba yüreği, her şeyi kısıtlıyor diyelim. Ama varsa oluyor yoksa yok. Bunu bu yaşta öğrenmeleri lazım.
@omerekinci Toplam rızıktan ona düşen hisseyi nasıl hesaplıyoruz? Sizin hesabınız çocuğun her istediğini alıp almamakla ilgili gelir ve buna göre olan ihtiyaç yönetimi ile çelişiyor.