Yabancı oyuncu transferiyle kadronu güçlendirirsin. İstiklal Marşı'nı söyleyen yok diye tüm ülke ayaklanır. "Hakemlere yaptırım uygulansın." dersin. Ayrıcalık istiyorlar diye bütün takımlar sana karşı çıkar, federasyon ceza verir. Boşuna "Türkiye'dir Galatasaray" demiyoruz.
@hsn1907fener Birader başkan adaylarınız genelde takımın kirli çarşaflarını ortaya döküyor. O yüzden izleniyor. Esra Erol programı gibi düşün. Seçimi kazanan kişi Galatasaray'ı mağlup edebileceğinizi hayal ettiren kişi oluyor genelde.
6222’ye göre stadyumlara meşale ve benzeri yanıcı maddelerin sokulması yasaktır.
Paylaşılan görüntüler bu yasağa aykırı olup stadyum güvenliğini tehlikeye düşürmektedir. Bu nedenle ilgili kişi hakkında işlem uygulanmasını talep ediyoruz. @EmniyetGM@TC_icisleri
Lütfen okuyun, paylaşın...
Sevgili arkadaşımız Tayfun Kahraman, yıllarca ülkemize, kentlerimize hizmet etmiş, daha güzel şehirler ve daha güzel bir Türkiye dışında bir hayali olmayan bir insan.
Anayasa Mahkemesi adil yargılama hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
Karar uygulanmadı..
İkinci başvuru Anayasa Mahkemesi önünde bekliyor.
Anayasanın uygulanmadığı, Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınmadığı bir ülkede kim huzur ve güven içerisinde yaşayabilir?
Sevgili @de_meric tüm siyasi parti Genel Başkanlarına çağrıda bulunuyor. Anayasanın uygulanmasını, adil yargılanma hakkını, hukukun üstünlüğünü tüm siyasi partiler savunmak zorunda. Aksi halde Türkiye'de siyasi partiler de anlamını yitirir, anayasanın hakim olmadığı bir ülkede serbest siyaset de kalmaz.
Diliyorum ki tüm siyasi parti Genel Başkanları bu çağrıya en güçlü şekilde destek verecek.
Adalet mülkün temelidir diyorsak, adaleti korumak ve üstün tutmak beka meselesidir!
Bir ülkenin en kıymetli değeri bayrağıdır , ikinci vatanım olan Türkiye’de yaşanan ve kutsal Türk bayrağına yapılan saldırı beni derinden yaralamıştır . Hiçbir ülkenin bayrağı yere indirilmemeli… 🇹🇷❤️🇹🇷
Mario Lemina ayer, hoy y mañana. Ese debería ser el lema para Galatasaray cada partido que juegan. Es indispensable, futbolista ‘eje’ que termina salvándolo todo a nivel defensivo y permitiendo que Torreira respire.
Muy buena Champions ha dejado a sus 32 años. Físicamente es una bestia.
Sevgili Ankaralılar,
Bugün bizlerle birlikte olan, Silivri'deki küçücük hücreme umut ve sevgi dolduran herkese tek tek teşekkür ederim.
Özgür günlerde buluşacak, tarihe hep birlikte düştüğümüz bu cesur notun altına bir kez daha imza atacağız!
Genel Başkanımız Sn. @eczozgurozel başta olmak üzere, benim adıma sizlerle birlikte olan değerli Genel Başkan Yardımcılarına, PM üyelerine, milletvekillerimize ve değerli eşime şükranlarımı sunuyorum.
Bu günler geçecek, ülkemizin en mutlu, en özgür günlerini de birlikte yaşayacağız.
İddianameye göre Ekrem İmamoğlu "seçim kazanarak siyasi iktidarı değiştirmek amacıyla" casusluk, terör örgütüne yardım ve 142 eylemde 160 milyar lira değerinde kamu zararı yaratırken,
⭕ 5 yılda 1017 kez teftiş yapan mülkiye müfettişleri,
⭕ Bir önceki Cumhuriyet Başsavcılığı,
⭕ İçişleri Bakanlığı, Valilik, Emniyet ve MİT tamamen uyumuş.
Ne zaman ki Cumhurbaşkanı adayı olmuş, tüm bu suçlar bir anda ortaya çıkmış.
Dişi deveye erkek deve demek isteyenler belki inanır...
8 aydır cezaevindeyiz.
Tutuklu yargılama bir istisna olmasına rağmen,
Şablon kararlarla tutuklu yargılama kararı verilemeyecek olma busına rağmen,
Hakkımda somut hiçbir suçlama olmamasına rağmen,
Ailemin, sevdiklerimin, beni sevenlerin yüzünü aşağı indirecek tek bir suçlama veya isnat olmamasına rağmen,
Adil yargılanma hakkını ihlal eden ve cezaya dönüşen tutuklu yargılama kararı yüzünden bugün ilan edilen iddianameyi cezaevi koşullarında okuyacağım.
Savunma hakkımız da bu yolla kısıtlanıyor, işini iyi yapmaya çalışan avukatlar da "Neden müvekkilini en iyi şekilde savunmaya çalışıyorsun" diye suçlanıyor...
İddianame henüz kabul edilmedi, kabul edilip soruşturmanın gizliliği ortadan kalkınca biz de, milletimiz de gereken değerlendirmeyi yapacaktır.
Ama bir şeyi hatırlatmak istiyorum:
Egemenlik milletindir demek millet kendi yöneticilerini kendi seçer demektir,
Egemenlik milletindir demek serbest seçimlerdir, çok partili siyasi hayattır, adil siyasi rekabet ortamıdır. Partiler, adaylar yarışır, kararı millet verir.
Seçim yoluyla iktidar değişemiyorsa, seçim kazanmak bir suç olursa egemenlik milletin değildir. Orada artık egemenler millete hakim olur.
Milli egemenliği, çok partili siyasi hayatı, serbest seçimleri, bağımsız ve tarafsız yargıyı hep birlikte korumak zorundayız.
Güzel ülkemiz hepimize ait. Hep birlikte hak ettiğimiz günlere kavuşacağız.
“Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aydınlattığı yolda Cumhuriyet’i sonsuzluğa taşıyacağız. 🇹🇷
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!
Kamuoyuna Duyurulur!
Ortadoğu, tarihinin en hassas dönemlerinden birini yaşamaktadır. İran-İsrail gerilimi giderek tırmanırken, bölge istikrarsızlık, tehdit ve provokasyonlara daha açık hâle gelmektedir. Türkiye’nin güvenliği ve bölgedeki diplomatik dengeler büyük sınavlardan geçerken, içeride medyaya yönelik tartışmaları derinleştirip yayıncılık alanını kutuplaşma aracı hâline getirerek boykot çağrısı yapmak sağduyulu ve millî bir yaklaşım değildir.
Böylesine kırılgan bir dönemde, Ana Muhalefet Partisi liderinin ve @CHP_iletisim Kanalının; @trt, @atvcomtr, @KralPop, @ahaber, @beyaztv, @KanalD, @cnnturk, @ntv, @startv ve @tgrthabertv gibi Türkiye’nin köklü ve geniş izleyici kitlesine sahip yayın kuruluşlarını hedef alarak, kime ve neye hizmet ettiği belirsiz, en hafif tabirle aymazlık olarak adlandırılabilecek bir boykot çağrısında bulunmasını şiddetle kınıyoruz.
Bu tutum; toplumda gereksiz gerilim ve ayrışmalara neden olmakta, basın özgürlüğü ile halkın haber alma hakkına ciddi zararlar vermektedir. Medyayı sistemli biçimde hedef hâline getiren bu tür siyasi çıkışlar, halkın farklı kaynaklardan bilgi edinme hakkını doğrudan zedelemektedir.
Elbette eleştiriler, demokratik hayatın doğal ve vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak bu eleştirilerin kurumları doğrudan hedef göstermeye dönüşmemesi, kamusal tartışmanın sağlıklı ve yapıcı biçimde sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Yayıncılık sektörü; sadece ifade özgürlüğünü savunmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmekle yükümlüdür.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) olarak biz, yayınların hukuka ve etik kurallara uygunluğunu titizlikle denetliyor; ihlal tespit edildiğinde yasal çerçevede gerekli müdahaleleri kararlılıkla gerçekleştiriyoruz. Amacımız, medya sektöründe özgürlük ile sorumluluk arasındaki dengeyi koruyarak, halkın doğru ve güvenilir bilgiye erişimini temin etmektir.
Bu hassas dengeye katkı sağlamak ve toplumsal barışın güçlenmesi için siyaset kurumunun da üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekmektedir. Özellikle böyle zamanlarda, medyayı hedef göstermek yerine; birleştirici, uzlaştırıcı ve sorumlu bir dil benimsemek herkesin ortak görevidir.
Türkiye’nin köklü yayın kuruluşları görevlerini hukuka, etik ilkelere ve kamu yararına uygun şekilde sürdürmeye devam ederken; Üst Kurul olarak bu süreci büyük bir kararlılık ve hassasiyetle takip etmeyi sürdüreceğiz.
Açık görüş günü…
Şimdi geldim koğuşuma. Sabah 9-10 arasında 1 saat sevdiklerime sarılabiliyorum. Tam 12 seferdir. Mart ayından bu yana toplam 30 görüş ile 30 saat gördüğüm sevdiklerime sadece 12 saat boyunca dokunabilme şansım oldu.
Zira görüşmelerimiz 18'i kapalı görüş. Kapalı görüş ne diye sorarsanız, cam arkasından telefonla konuşup, onları görebilmek anlamına geliyor. 12 kere açık görüşte ise dokunma, öpme, sarılma fırsatı bulabiliyorsunuz canlarınıza…
201 günde 4824 saatte 12 saat dokunma 18 saat de cam arkasından görebilme olmak üzere 30 saat ailenle, izin alabilen dostlarınla temas etme fırsatı yani. Ne kadar az ve ne kadar acımasız. Üstelik o bir saat uçup gidiyor. Hangisiyle ne denli sohbet edeceğinizi şaşırıyorsunuz. Doyamıyorsunuz ne eşinize ne annenize ne de sohbete…
Ama buna da şükür. "Gördüm ya, sarıldım ya, dokunup öpebildim ya" diyerek, bu duyguyu içinizde yaşayarak geri dönüyorsunuz koğuşa… Yoksa hüzün ve geride kalma duygusu hakim oluyor ve insanı bu tek başına, geride kalma hissi içten içe eritiyor.
Sevdiklerimin kokusu üzerime bulaşmış biçimde geldim koğuşuma ve kendimi iyi hissetmek için üstün bir gayret de gösteriyorum. Mutlu olmanın da ciddi bir ihtiyaç olduğu bir yerde yaşıyorum. Mutsuzlukla baş etmeyi öğrenmek kadar mutluluğu büyütmek ve daha fazla mutlu olmak, onu olabildiğince muhafaza etmek gibi bir görevim de var. O yüzden bu ayda bir kez lütfedilen buluşma anları öylesine büyük bir nimet ve fırsat ki…
Daha önce dostum Mehmet Ali ile birlikte kullandığımız açık görüş salonunu 3-4 aydır kıymetli Gürkan Alpay kardeşim ile birlikte kullanıyoruz. Birbirimizin ailelerini de görme, hatırlaşma imkânı da oluyor. Daha özeli kader arkadaşlarımızla birbirimizi görmek, hatırlaşmak fırsatı da oluyor. Bu bile nimet ve mutluluk burada…
Hep bir ağızdan çoğu gitti azı kaldı diye inanç tazeleyerek ayrıldık. 200 günün ardından ne ile suçlandığımızı tam olarak bilemeden, iddianame açıklanınca ne tür abartılı ithamlarla muhatap olacağımızı ön görerek, umutla bu sürecin biteceğine ve adaletin galip geleceğine inancımız tam.
Cezaevindeki herkesin farkında olduğu bu zulüm elbet bitecek… Bu zulmü yapanların yavaş yavaş da olsa eridiği, milletimizin yüzde 70'ler gibi büyük bir oranda hakkımızı teslim ettiği gibi…
Güçlü olun sevdiklerim. Direnin. Kazanacağız, kavuşacağız. Özgürce sarılıp öpüşeceğiz, saat sınırı da olmayacak, gülüp söyleyeceğiz ve elbette bisküvi dışında güzel ikramlarımız da olacak😊
Özledim çoook özledim.
Güzel ülkemizin en özgür, en mutlu, adaletin hakim olduğu, kimsenin haklarının gasp edilmediği, hukukun herkesin hak ve özgürlüklerinin garantisi olduğu günlere kavuşacağız!
7 Ekim / Silivri
Ya hep beraber, ya hep beraber
Franco’nun İspanya’da diktatöryel bir iktidar kurduğu dönemde Avrupa başta olmak üzere dünyadaki sessizlik ile İspanya’da özellikle cezaevlerinden yükselen sessiz çığlık birçok aydın ve kanaat önderi için kırılma noktasıymış. Cezaevi okumalarım içinde Albert Camus’nun İnsanlık Krizi kitabı da var. Bu kitap içinde Camus’nun birçok önemli yazı ve konuşması yer alıyor.
“İspanya mı? İspanya hakkında artık konuşabileceğimi düşünmüyorum 1946-47” başlıklı yazıda bu otokratik döneme dair saptama ve değerlendirmeleri bana kıymetli geldi.
“..Bugün İspanya için adalet olmadığından kimse için adalet yok. Adalet de demokrasi gibidir ya bir bütün olarak vardır ya da yoktur. En gururlu dostlarım hala İspanyol hapishanelerinde mahkumsa kim benim özgür olduğumu söyleyebilir?”
“… Fakat belki bir gün gelecek, büyüklük top sayısıyla ve yıkım ölçeğiyle değerlendirilmeyecek ve zaten can çekişen bu uygarlık, aklın kaynaklarına geri dönmek ve bir yaşama sanatı bulmak isteyecek… Evet ben de sizinle birlikte, aynı yenilmez ve kör umutla, zaferi eninde sonunda koparıp alan, çekilen acıları telafi eden ve adaleti tesis eden bir yaşama inadıyla o anı bekliyorum. O gün ve sekiz yıldır ilk kez, utanç ve acının büyük ağırlığı omuzlarımdan kalkacak ve en sonunda özgürce nefes alabileceğim. Bugün ağır sessizliğinizi nasıl paylaşıyorsak o gün geldiğinde de özgürlüğünüz aynı zamanda bizim özgürlüğümüz olacak.”
Bu ağır kriz yılları dünyayı otokratik liderlerden yaklaşık 50-60 yıl uzak tutabildi. Ancak insanlık 50-60 yıl sonra otokratik liderleri ve popülist politikalarını temizleyemediğini yeryüzünün başka ülke ve kıtalarında acı biçimde deneyimlemektedir.
Putin’den, Orban’a, Bolsonaro’ya ve elbette Trump’a kadar savaş ve gözyaşı üreten, yurttaşlarına ayrım, eziyet ve acılar çektiren uygulamalar insanlığın 2000’li yılların ilk çeyreğinin sonunda da çook yakınımızda sürüyor!
Biliyoruz ki sessiz çığlığımızı, ağır sessizliğimizi paylaşan, çektiğimiz acıları içinde hissedenlere karşın bunları telafi eden ve adaleti tesis edecek bir yaşama inadıyla bekleyen milyonlar var. Biz özgür değiliz diye özgür olmadığını söyleyen, hisseden binlerin mektup ve mesajları da bu yüzden bize ulaşıyor. Biz de bu eşsiz devlet ve kadim uygarlık içinde “aklın kaynaklarına” döneceğimizi ve bir yaşama sanatı bulacağımızı biliyoruz. O yüzden tutunuyoruz hayata, tüm gerçekliğiyle yaşamı savunmaya, mücadeleye devam etmeye.
Bugün mücadelenin merkezi olan CHP İstanbul İl Başkanlığına bu ağır sessizliğimiz içinden haykırarak sesleniyoruz. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber. Ya hep beraber…
(Not: Türkiye'nin her yanında "milli irade" için toplanan, çok partili siyasi hayatı korumak, özgürlük ve adaleti tesis etmek için elele veren milyonlara binlerce teşekkür ve kalpten sevgilerimle)
08.09.2025/ Silivri 17:00