Türkiye'de on yıllardır siyasi partiler arasında var olan kutuplaşma ikliminin, bir istinaf mahkemesi kararının ardından tarihte hiç görülmedik biçimde bir siyasi partinin içine sirayet etmesi, gerçeği aktarma sorumluluğunda olan mesleğimizin yükünü kuşkusuz artırmıştır.
Bir siyasi partinin Genel Merkezi'ne ve TBMM Grubu'na iki ayrı fiili yönetimin hakim olması nedeniyle yaşanan bu kaotik durum, sahada görevini yapma sorumluluğuyla hareket eden meslektaşlarımıza "mutlak butlan" kararı olarak bilinen kararın verildiği günden itibaren fiziki müdahalelere de varan engellemelerde bulunulmasına gerekçe oluşturamaz.
Medya kuruluşlarının siyasi pozisyonları ya da editoryal angajmanları nedeniyle yayın çizgilerinden sahada görev yapan muhabir, kameraman ve fotomuhabiri arkadaşlarımızın nasibini alması kabul edilemez. Gazetecilere yapılan bu müdahale doğrudan basın ve ifade özgürlüğüne müdahale anlamına geldiği gibi Anayasa'da güvence altına alınan basın hürriyeti ve kamunun haber alma hakkının da açık ihlali niteliğindedir.
Gazetecilere yönelen fiziki müdahalelerin sona ermesi amacıyla Cumhuriyet Halk Partisi içindeki taraflara sağduyu çağrısı yapıyor, her iki grubun yetkililerinden destekçilerini uyarmalarını ve bir daha benzer görüntülerin yaşanmaması için çaba sarf etmelerini talep ediyoruz.
Gazetecilik suç değildir, gazetecilere özgürlük!
Basın meslek örgütleri olarak bugün Ankara Adliyesi önünde bir araya gelerek tutuklu gazetecilerin özgürlüğünü için bir kez daha haykırdık. Meslektaşımız Alican Uludağ’ın tutuksuz ve Ankara’da yüz yüze yargılanması talebimizi yineledik.
Özgür basın susturulamaz. Dayanışmayla mücadeleye devam edeceğiz.
#GazetecilereÖzgürlük
#GazetecilikSuçDeğildir
GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR
Aydınpost internet haber sitesinin imtiyaz sahibi gazeteci Yelis Ayaz’ın yaptığı haber ve kaleme aldığı yazılar nedeniyle tutuklanması; basın özgürlüğü, halkın haber alma hakkı ve gazetecilik mesleği adına ciddi bir kaygı yaratmıştır.
Ülkenin en çok izlenen haber kanallarından biri olan Halk TV'de bir süredir gündemde tuttuğumuz meslektaşlarımızın sorunları azalmamakta, aksine giderek artmaktadır. Meslektaşlarımız, anayasal ve yasal haklarından yoksun bırakılmakta, işsizleştirilmekte, açlık sınırı civarında maaşlarla yaşamaya mecbur edilmektedir.
Yönetimsel bir tercihin sonucu çalışanların sosyal haklarında yapılan kısıtlamaların, en temel hakkımız olan ifade özgürlüğünün hiçe sayılmasıyla devam ettiğini, Sorel Dağıstanlı'nın yaptığı bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle işten çıkarıldığını üzülerek öğrendik.
Gazetecilik, ifade özgürlüğü olmadan yapılabilecek bir meslek değildir. Gazetecinin söz söyleme ve eleştiri hakkı yasama, yürütme ve yargı erklerine karşı olduğu kadar, patrona, işverene karşı korunması ve engellenmemesi gereken bir haktır.
Halk TV yönetimini gazetecilik mesleğinin doğasını tahrip eden tüm uygulamalarından vazgeçmeye, mevcut ve eski tüm çalışanlarının mali ve sosyal haklarını vermeye davet ediyor, aksi uygulamaların kanalın ilan ettiği yayın politikasıyla çelişeceğini hatırlatıyoruz. Meslektaşlarımızla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.
Gazeteciliği yargılamaktan vazgeçin!
Gazeteci Alican Uludağ, sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltında tutulmaktadır. Son aylarda mesleğimizin kriminalize edilmesi furyasının son hedefi meslektaşımız olmuştur.
Basın meslek örgütleri, meslektaşları olarak biliyor ve kefiliz ki Alican Uludağ, gazetecidir. Geçmişte çağrıldığında ifade vermeye gitmiş, hiçbir soruşturmadan kaçmamıştır. Hal böyle iken meslektaşımızın evine onlarca polis ile gidilmesi, çocuklarının gözü önünde üzerini değiştirmesine dahi izin verilmemesi, savcılık açıklamasında sanki kaçıyormuş da yakalanmış gibi kullanılan ifadeler asla kabul edilemez.
Gazetecilere yönelik keyfi ve hukuksuz adımlar ile artık haber “yanıltıcı bilgi” yani suç; kişisel yorumlar ise hakaret kapsamında değerlendirilmekte ve tüm meslektaşlarımız hedef alınarak gözdağı verilmektedir. Unutulmasın ki her hesaplaşma algısı yaratan keyfi gözaltı halkın haber alma hakkına da bir müdahaledir.
Basın ve ifade özgürlüğünü hedef almaktan, gazetecileri suçlu göstermekten, yargı sopası ile haberlerin hedef alınmasından vazgeçilmesi çağrısı yapıyoruz.
Bizler meslektaşımız, Gazeteci Alican Uludağ’ın daha fazla vakit geçirilmeden derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Meslektaşları olarak yanındayız.
Söylemekten bıkmayacağız: Gazetecilik Suç Değildir!
Basın Konseyi
Basın-İş (DİSK)
Çağdaş Gazeteciler Derneği
Diplomasi Muhabirleri Derneği
Ekonomi Muhabirleri Derneği
Gazeteciler Cemiyeti
Haber-Sen (KESK)
İzmir Gazeteciler Cemiyeti
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA)
Parlamento Muhabirleri Derneği
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti
Türkiye Gazeteciler Sendikası
@BasinKonseyi@TGCTr@igcizmir@Cemiyet1946@TGS_org_tr@KESKHaberSen@mlsaturkey@PMDTurkiye@diskbasinis@EkonomiMd@DMD
Eskişehir Şubemizin Hakkı Sağlam'a saldırıya dair açıklamasıdır:
Sakarya Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hakkı Sağlam’ın kimliği belirsiz iki kişi tarafından motosikletle takip edilerek aracına çarptıktan sonra yumrukla saldırıya uğramasından derin bir kaygı ve üzüntü duyuyoruz. Bir gazetecinin mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef alınması, hukuk devleti ilkesini ve demokratik toplum düzenini yakından ilgilendiren vahim bir durumdur.
Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak bu menfur saldırıyı en güçlü şekilde kınıyoruz. Gazetecilik mesleğini icra eden bir meslektaşımıza yönelik bu tür fiziksel saldırılar, sadece bir bireye değil; toplumun haber alma hakkına, ifade özgürlüğüne ve demokrasimizin temel taşlarına ağır bir darbedir.
Basın özgürlüğü, halkın bilgi edinme hakkının korunması ve demokratik işleyişin sürdürülmesi açısından vazgeçilmez bir değerdir. Gazetecilere yönelik saldırıların artması; meslektaşlarımızın korku ve baskı altında bırakılması, haber takibini, sorgulamayı ve kamu yararına bilgiyi toplumla buluşturmayı zorlaştırmaktadır. Ne fiziksel saldırılar ne de tehditler, gazetecilerin görevlerini özgürce yapma iradesini zayıflatmamalıdır.
Bu bağlamda;
1. Gazeteci Hakkı Sağlam’a yönelik saldırının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde aydınlatılmasını,
2. Saldırıyı gerçekleştirenlerin ve varsa azmettiricilerin derhal tespit edilerek kamuoyuna açıklanmasını,
3. Yargı sürecinin etkin, hızlı ve caydırıcı biçimde yürütülmesini, talep ediyoruz.
Ülke genelinde gazetecilere yönelik saldırı ve tehditlerin ciddi ve sürdürülebilir bir biçimde önlenmesi, medya çalışanlarının emniyetinin ve çalışma özgürlüğünün garanti altına alınması için yetkili tüm kurum ve kuruluşları göreve çağırıyoruz.
Gazetecilik, bir meslekten öte kamusal bir hizmettir. Bu hizmeti ifa edenlerin can güvenliğinin sağlanması, sadece medya dünyası için değil; toplumun tüm kesimleri için temel bir haktır.
Gazetecilerin güvenliğinin sağlanması, bir ayrıcalık değil; hukukun ve demokrasinin zorunlu bir gereğidir. Basın özgürlüğünün fiilen korunmadığı bir ortamda, toplumsal barıştan ve sağlıklı bir demokratik işleyişten söz etmek mümkün değildir.
Bu karanlık saldırı karşısında dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha belirtiyor, meslektaşımız Hakkı Sağlam’a geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
Derneğimizin ilk üyelerinden, örgütlü mücadeleye inanan meslektaşımız Uğur Mumcu’nun katledilmesi üzerinden 33 yıl geçti.
Mumcu'nun korkusuz kalemi on yıllar geçmesine karşın hala bizi aydınlatmaya devam ediyor. Günümüzde onun gazetecilik anlayışına her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz.
Hukuksuzluk, sömürü ve mafyatik ilişkilere karşı aydın sorumluluğu ile korkmadan yazan ve bu yüzden hedef olan gazeteci Uğur Mumcu'yu özlem ve saygıyla anıyoruz.
#UğurMumcu
#24Ocak1993
TELE1 emekçilerinin yanındayız!
"TESLİM OLMUYORUZ"
"Tele1 televizyonu 2017 yılında, özgür medya anlayışı ve gerçeğe sadakat ilkesiyle, Merdan Yanardağ öncülüğünde yola çıktı. Sansürün, baskının, karanlığın üzerine ışık tuttuk. Televizyonumuzla, internet sitemizle, sosyal medyamızla… Bu ülkenin hakikat arayan sesi olduk
Sekiz yıl boyunca yüzlerce gazeteciyi, binlerce konuğu ağırladık. Halkın çıkarlarını savunduk. Emeğin, doğanın, ezilenin yanında durduk.
15 Temmuz’un ardından ilan edilen OHAL koşullarında yayın hayatına başlayıp tehditlere, ekonomik ablukalara, siyasi baskılara rağmen dimdik ayakta kaldık. Ortaya koyduğu yayın anlayışı ile iktidarın hedefi haline gelen TELE1’e 24 Ekim'de kayyım atandı. Genel Yayın Yönetmenimiz Merdan Yanardağ, akıl almaz bir suçlamayla tutuklandı,
Hukuk bir kez daha ayaklar altına alınarak, özgür basına bir darbe daha vuruldu.
Kayyım yönetiminin ilk işi, haber bültenimizi susturmak oldu.
Bu ülkede demokrasinin son ekranlarından biri olan TELE1’de artık yalnızca belgeseller yayınlanıyor.
Gazeteciliği onur sayan, Türkiiye’de halkın gerçeğe ulaşmasını savunan bir kanalın, “penguen medyası”na dönüştürülmesine izin vermeyeceğiz.
Bugüne kadar yaptığımız yayıncılığın dışında onurumuzu zedeleyecek bir yayın anlayışını asla kabul etmemiz mümkün değildir.
Dolayısıyla Kayyım iradesinin Tele1’e verdiği yeni yayıncılık anlayışını tanımıyoruz.
Bu karanlığı reddediyoruz.
Tele1’in ekran yüzleri, yöneticileri Tele1comtr yazarları ve kamera arkasında çalışan bazı arkadaşlarımızla birlikte, kayyım yönetimindeki TELE1’den ayrılıyoruz.
Biz susmayacağız.
Kalemimizi satmayacağız, kırmayacağız.
Boyun eğmeyeceğiz.
Gazeteciliği, halkın haber alma hakkını, özgürlüğü demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz. Bu süreçte yanımızda duran, sesini yükselten, kalbi bizimle atan herkese teşekkür ediyoruz. Bizim yolumuz belli: teslim olmayacağız, Gerçeğin yanında dimdik durmaya devam edeceğiz.
Bu kadro Türkiye’nin demokrasi mücadelesine bulduğu her imkanla katkı sunmaya devam edecektir. ve inanıyoruz ki bu karanlığı dağıttığımızda TELE1 yayıncılık anlayışı yeniden doğacak, Bağımsız, özgür ve onurlu bir kanal olarak, kaldığı yerden, gerçeğin izinden devam edecektir.
Tele1'in kurucusu ve genel yayın yönetmenimiz Merdan Yanardağ'ın yanında ve arkasındayız. Ona da buradan saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz. Bu, bir geri çekilme değil; bir direniş ilanıdır. Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız
Saygılarımızla..”
VİDEO: Mahir Baş
Bugün karanlıktan aydınlığa uzanan o yolu hatırlama günü, geçmiş bize geleceği armağan etti. Aldığımız her nefeste daha da artan bir minnetle Cumhuriyet'imiz 102 yaşında...
Atamızın izinde, özgürlüğün, eşitliğin ve umudun ışığında yürüyoruz.
Bugün Türkiye basın tarihi açısından kara bir gündür.
TELE1’e kayyum atanması; ifade ve basın hürriyetine büyük bir darbe vurmuştur. Bu karar anayasal hakların yok sayılmasıdır.
Kanal yöneticisine yöneltilen dayanaksız suçlamalar gerekçe gösterilerek bir televizyon kanalını susturmak; masumiyet karinesini çiğnemek, bağımsız medyayı cezalandırmaktır.
Bu karar hukukun değil, siyasetin hükmettiği bir düzenin göstergesidir.
Demokrasiye, özgür basına ve halkın haber alma hakkına sahip çıkacağız!