Büyük Taarruz’un 104. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Eğitim-İş Samsun Şubesi olarak Zafer Yürüyüşü’ne katılarak, bağımsızlığa ve Cumhuriyet’e giden o kutlu yolun ruhunu yeniden yaşadık.
Atatürk’ün izinde, Cumhuriyet’in yolunda!
@onur_55ei
Millî Eğitim Bakanlığı, Öğretmenlerin Sınıf İçi Etkinlikleri ve Öğretim Faaliyetlerinin İzlenmesi, Değerlendirilmesi ve Geliştirilmesine İlişkin Yönerge'yi uygulamaya koymuştur.
Bu uygulamaya göre okul müdürü ve zümre başkanının, öğretmeni 1 ders saati içinde gözlemlemesi ve hazırlanan matbu formlar üzerinden değerlendirmesi, aslında denetlemesi öngörülmektedir.
Okul ortamındaki çalışma barışını bozacak, hukuki dayanaktan yoksun bu yönergeye karşı dava açtığımızı duyurmuştuk.
Açtığımız davada Danıştay;
“Buna göre; her ne kadar, derslerin izlenmesi ve değerlendirilmesi hususunda usul ve esasların belirlenmesi amacıyla davalı idareye, Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Yönetmeliği, Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Müfettişleri Yönetmeliği, Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği ve Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği ile yetki verilmiş olsa da; değerlendirme sonuçları dikkate alınarak öğretmenlerin mesleki gelişimlerine ilişkin oluşturulacak planlar, programlar, uygulama ve uygulamaların değerlendirilmesine ilişkin usul ve esasların 7528 sayılı Kanun'un 19/5. maddesi uyarınca çıkartılacak yönetmelikle belirlenmesi gerektiği; Millî Eğitim Bakanlığı Personeli Hizmet İçi Eğitim Yönetmeliği, dava konusu Yönerge'nin dayanağı olmadığı gibi, bu Yönetmelik'te Yönerge'yle getirilen ve öğretmenlerin yeterlilik seviyelerinin belirlenmesine ve bu belirlemelere göre uygulama yapılmasına yönelik sisteme ilişkin hükümlerin bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu Yönerge'de normlar hiyerarşisine göre üst hukuk normlarına uygunluk görülmemiştir.”
gerekçesiyle yönergenin bütünü bakımından yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.
Eğitim-İş olarak, eğitim emekçilerinin çalışma barışını yok sayan uygulamalara geçit vermeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.
Danıştay Kararını görmek için tıklayınız:
https://t.co/OOSDWPTuEM
Millî Eğitim Bakanlığı, 2026 Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki ilk yerleştirme sonuçlarını yüksek yerleşme oranları üzerinden bir başarı tablosu olarak sunmaktadır. Oysa eğitim sisteminin başarısı, yalnızca istatistiklerle değil,çocukların nitelikli eğitime erişim hakkı, eğitimde eşitlik ve kamusal eğitimin niteliği üzerinden değerlendirilmelidir.
2026 eğitim öğretim yılında 8. sınıfta öğrenim gören 1 milyon 279 bin 547 öğrenciden, 1 milyon 22 bin 658’i sınava başvurmuş, 994 358’i fiilen sınava girmiştir.
Bu durum, 8. sınıf öğrencilerinin yaklaşık dörtte üçünün LGS’ye girdiğini, sınava başvuran öğrencilerin ise yüzde 97,23’ünün fiilen sınava katıldığını göstermektedir.
Bu tablo nitelikli eğitime erişme talebinin yüksekliğini ortaya koysa da sonuçlara göre bu hakka öğrencilerin çok az bir kısmı erişebilmektedir.
MEB, ilk yerleştirmede öğrencilerin yüzde 93,56'sının tercihlerinden birine yerleştiğini açıklamaktadır. Ancak bu oran tek başına hiçbir şey ifade etmemektedir. Çünkü tercih listeleri, öğrencilerin gerçekten istedikleri okullardan değil, ulaşabildikleri ve tercih etmek zorunda bırakıldıkları okullardan oluşmaktadır. Özellikle yerel yerleştirmede uygulanan kurallar nedeniyle öğrenciler aynı okul türünden en fazla üç okul seçebilmekte; bu nedenle "ilk üç tercihe yerleşme" oranının yüksek çıkması doğal bir sonuç olmaktadır. Dolayısıyla açıklanan yüzde 94,53'lük oran, öğrencilerin istedikleri okullara yerleştiklerini değil, sistemin onları yönlendirdiği seçeneklere yerleştirildiklerini göstermektedir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/7PBghzk5pi
FIVB Milletler Ligi'nde şampiyonluğa ulaşan A Milli Kadın Voleybol Takımımızı yürekten kutluyoruz.
Ülkemize büyük bir gurur yaşatan Filenin Sultanları'nı, teknik ekibi ve emeği geçen herkesi tebrik ediyoruz.
2026 FIVB Milletler Ligi Finali'nde Brezilya'yı 3-1 mağlup ederek ikinci kez VNL şampiyonu olan Filenin Sultanlarını yürekten kutluyoruz.
Cumhuriyet'in aydınlık yüzünü, azimleriyle, disiplinleriyle, çağdaş duruşlarıyla ve elde ettikleri tarihi başarılarla tüm dünyaya gösteren Filenin Sultanları, bir kez daha hepimize büyük bir gurur yaşattı.
Bu büyük zaferde emeği bulunan tüm sporcularımızı, teknik ekibi ve katkı sunan herkesi gönülden tebrik ediyor; Filenin Sultanlarının başarılarının artarak devam etmesini diliyoruz.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), LGS tercih sürecini planlı bir şekilde yürütmek yerine, süreci yine bir "son dakika" dayatmasıyla kaosa sürüklemiştir. Sonuçların açıklanmasına çok kısa bir süre kala, kılavuzda 13-24 Temmuz olarak ilan edilen tercih dönemi tek taraflı bir kararla 13-27 Temmuz’a uzatılmıştır.
Bakanlığın resmî takvimine güvenerek yaz dönemi için ulaşım, konaklama ve aile içi düzenlemelerini aylar öncesinden yapan rehber öğretmenlerimiz ve rehberlik servisi çalışanlarımız, bu keyfi kararla ciddi bir maddi ve manevi mağduriyete sürüklenmiştir. Eğitim emekçilerinin özel yaşamını ve dinlenme hakkını hiçe sayan bu plansızlık, öğretmenlerimizin tüm planlarını altüst etmiştir.
Eğitim-İş olarak yıllardır vurguladığımız tablo ortadadır: Rehber öğretmenlerimiz, zaten yetersiz olan ek ders ücretleriyle ve uzun mesai saatleriyle yaz tatillerinde dahi büyük bir fedakârlıkla görev yapmaktadır. MEB’in bu son dakika tutumu, eğitim emekçilerine "her an her şey değişebilir" güvensizliğini dayatmakta ve bu fedakârlığı adeta bir "angaryaya" dönüştürmektedir.
Taleplerimiz ve uyarılarımız nettir:
- Tercih sürecinde yapılan bu keyfi süre uzatımından kaynaklanan maddi kayıplar ve mağduriyetleri derhal telafi edilmelidir.
- Eğitim emekçilerinin anayasal bir hak olan planlı izin ve dinlenme hakkının bürokratik dayatmalarla gasp edilmesine son verilmelidir.
- Rehber öğretmenlerimizin çalışma süreleri ve ek ders ücretleri mevzuata uygun olarak yeniden düzenlenmelidir.
- MEB, takvim değişikliklerinde şeffaf ve katılımcı bir süreç yürütmeli; benzer keyfi dayatmalara ve plansızlıklara derhal son vermelidir.
Eğitim-İş olarak, öğretmen emeğini değersizleştiren, angarya dayatmalarla yüküne yük bindiren liyakatsiz yönetim anlayışına karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Türkiye’nin aydınlık yüzü olan eğitim emekçileri, hiçbir dönem baskılara rağmen örgütlenme mücadelesinden vazgeçmedi.
1965’te Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ile başlayan mücadele 12 Mart Muhtırası ile bitirilmek istense de aynı yıl kurulan Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) ile 1970’li yıllar boyunca devam etmiştir.
TÖB-DER; 12 Eylül 1980 darbesi ile kapatılmış, yöneticileri ve birçok üyesi gözaltına alınmış, öğretmenlere dernek kurma yasağı getirilmiş, eğitim emekçileri örgütsüzlüğe mahkûm edilmiştir.
28 Mayıs 1990’da kurulan ilk Eğitim-İş; 12 Eylül faşizminin baskı, yalıtma ve örgütsüzleştirme politikalarını delerek kurulan ilk kamu çalışanı sendikası olmuştur. Eğitim-İş yalnızca eğitim iş kolunda değil, kamu kesiminin tüm işkollarında sendikal hakları, örgütlü mücadeleyle kazanmanın yolunu açmıştır.
12 Eylül faşizminin karanlığını örgütlü mücadeleleriyle aydınlatarak bizlere bu yolu açan kurucuları saygıyla selamlıyoruz.
Bayramlar; bir araya gelmenin, dayanışmanın ve ortak umutları büyütmenin en güzel vesilesidir.
Eğitim-İş olarak demokrasinin ve halk iradesinin kayıtsız şartsız egemen olduğu, emeğin değer gördüğü, laik ve bilimsel eğitimle aydınlanan bir Türkiye dileğiyle tüm halkımızın Kurban Bayramı’nı kutluyoruz.
İstiklal Marşımızın Arapça okunarak sabote edilme rezaletini "olay yeri"nde protesto ettik. Çünkü İstiklal Marşı, bizim bağımsızlık destanımızın senfonisidir ve ruhu da dili de bizdendir. Unutanlar olursa öğretmenler "ders" verir!
ALİ YALÇIN HANGİ NARKOZUN ETKİSİNDE KONUŞUYOR!
Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarını ibretle takip ediyoruz.
Bu cumhuriyetin hangi koşullarda, nasıl bir yokluk ve yoksulluk içinde, emperyalizme karşı verilmiş destansı bir mücadeleyle kurulduğunu bilerek çarpıtıyorsunuz. Bu ülke, Sevr’i dayatanların parçalamak istediği bir coğrafyadan, halkın kendi iradesiyle ayağa kalkarak var edilmiştir. Bugün Cumhuriyet’e “narkoz” diyen bir anlayış, bilinçli şekilde o gün bu millete Sevr’i reva görenlerle aynı zihinsel çizgiye düşmektedir. Siyasi iktidarla birlikte hareket ederek Cumhuriyet değerlerine karşı gerici bir hatta birleştiğiniz açıktır. Bu duruş ne sendikacılıkla ne de kamu emekçisinin hakkını savunmakla bağdaşır.
Kamu emekçilerinin haklarını savunmakla yükümlü bir konfederasyonun başında bulunan bir kişinin, toplumu ayrıştıran, kutuplaştıran ve siyasal iktidarın diliyle birebir örtüşen ifadeler kullanması kabul edilemez. “Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor” şeklindeki sözler, Cumhuriyetimizin kuruluşunu ve onun aydınlanmacı değerlerini hedef almakta; Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verilen bağımsızlık mücadelesini yok saymaktadır. Bu ifadeler, sadece tarih bilincinden uzak değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in temel kazanımlarına açık bir saldırıdır.
Açıklamanın devamı için:
https://t.co/JWEUTMZl84
Bazı sözler vardır; sahibini anlatır, niyetini ele verir. “100 yıllık narkoz” ifadesi de tam olarak böyle bir itiraftır. Bu sözler; aklın değil önyargının, muhakemenin değil ideolojik körlüğün dışavurumudur. Çünkü küçümsenmeye çalışılan şey, gerçekte hâlâ hazmedilemeyen büyük bir uyanıştır.
Onlar, cehaletin karanlığından kurtulup fikri hür nesiller yetiştirmeyi “narkoz” sanıyor; biz buna uyanış diyoruz. Onlar, kul olmayı fıtrat, biat etmeyi meziyet sayan bir düzeni özlüyor. Biz ise aklın ve bilimin rehberliğinde ayağa kalkmış bir milletin iradesini savunuyoruz.
“Narkoz” diye karalanan şey; bu toprakların makûs talihini yenen, tebaayı yurttaş yapan devrimci ruhtur. Sizin rüyanız bu ülkenin kâbusudur; bizim uyanışımız ise Cumhuriyet’in en güçlü teminatıdır.
Bu söz, bir zihniyetin maskesinin düştüğü andır. Cumhuriyet karşıtlığının açık ilanı, ideolojik husumetin inkâr edilemez belgesidir. Bu yüzden hedef aldıkları o uyanışı doğru tanımlamak gerekir.
O uyanış; kulluktan yurttaşlığa geçilen, biatin yerini aklın aldığı tarihsel bir kırılma anıdır. “Diriliş” diye sunulan hayal ise yeni değildir; sorgulamayan, itiraz etmeyen, verilenle yetinen bir toplum özleminin güncellenmiş hâlidir. Emek yerine itaati, hak yerine sadakati esas alan bir düzen anlayışıdır.
Emekçi hakları gasp edilirken susanlardan, makam ve paye peşinde koşanlardan, saray kapılarında el pençe duranlardan, üyesi yoksulken yöneticileri zenginleşenlerden, sefalet zamlarına alkış tutanlardan sendikacı olmaz; olsa olsa figüran olur.
“100 yıllık narkoz” dedikleri şey; eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşliğin adıdır. Haksızlığa karşı hakkın, hukuksuzluğa karşı adaletin adıdır. Çünkü o dönüşüm, itaati değil özgürlüğü; biatı değil aklı büyütmüştür.
Açıkça söylemek gerekir ki; içinde zerre kadar Cumhuriyet’e ve Atatürk’e sevgi, saygı ve bağlılık taşıyan hiç kimse bu anlayışın olduğu zeminde duramaz. Bu zemin, “sarı sendika” denildiğinde herkesin aklına gelen o malum çizgidir. Cumhuriyet’e bağlı olanların yeri orası değildir; ne orada kalınır ne de oraya üye olunur.
Bizim yolumuz nettir:
Eğitim, Cumhuriyet’in temelidir.
Emek mücadelesiyle Cumhuriyet ve aydınlanma mücadelesi ayrılmaz bir bütündür.
Biz talimatı saraydan değil,
Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten alıyoruz.
O nedenle;
Biz asla susmayız.
Asla boyun eğmeyiz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “en büyük eserim” dediği Cumhuriyet’ten asla vazgeçmeyiz.
Siz, tarihin işbirlikçileri gibi geçicisiniz.
Cumhuriyet kalıcıdır.
İlelebet Cumhuriyet!
Ha şöylee! Takiyeyi bırakıp ağzınızdaki baklayı böyle çıkarın ki bizim iyi bildiğimiz gerçek yüzünüzü herkes görsün. Herkes sizin konuştuğunuz dili bile borçlu olduğunuz Cumhuriyet’e “100 yıllık narkoz” dediğinizi, laikliği “Türkiye’nin yükü” olarak gördüğünüzü net anlasın. Böylece; kamu emekçisinin hakkını müsamere masalarında peşkeş çektiği için adının önüne “buçuk” lakabını almış birinden “#GüçlüMemurGüçlüTürkiye” sloganını duymanın saçmalığını herkes daha net fark etsin.
Sizin memurun güçlenmesiyle değil koltuğunuzdaki yeri güçlendirmekle işiniz var. Sizin sendikacılık değil gerici faaliyet uğraşınız var. “İslamafobi”, “LGBT”, “başörtüsü”… Efendilerinizden öğrendiğiniz bu ezberin artık geçerliliği yok, gerçek yüzünüzü gören ve tiksinen milyonlarca kamu emekçisi var! Onların umudu olarak da Başöğretmen’in eğitim neferlerinin ortak çatısı Eğitim-İş var!
Talat Bey;
İdrak etmeniz kolay olsun diye tane tane yazayım:
- Söylediğiniz gibi sizi bu topraklarda “bin yıldır tanırlar!” mı bilemem ama biz sizi de sarı sendikacılığınızı da biliriz, tanırız. Eğitim emekçisini sefalete, mobbinge, güvencesizliğe mahkum eden mevcut tabloda hatrı sayılır bir payınız olduğunu da her daim hatırlayacağız. Müsterih olunuz.
- Sizin de yamacında durarak ödül kaptığınız siyasi iktidarın deforme ettiği mevcut hukuk düzeninde, ne yazık ki bir şahsın tutuklanması suçluluğunun, serbest bırakılması da masumiyetinin göstergesi olamıyor. Bunu siz de biliyor olacaksınız ki Atatürk’e hakaret eden öğretmen tutuklandığında -günler sonra da olsa- yargıya tepki gösterdiniz. O yüzden malum şahsın şimdi serbest kalması üzerinden geliştireceğiniz boş tezleri kendinize saklayın.
- Pek sevdiğiniz laflardan biri de münferit. Öyle ki Ensar’da taciz skandalı koptuğunda bile “bir olay yüzünden tüm kurumu suçlamak yanlış” diyenleri hatırlatıyorsunuz. Atatürk’e hakaret olayının münferit olmadığını, birçok örneğinin yaşandığını ve o şahısların da ceza almadığını siz de gayet iyi biliyor ama alışık olduğu üzere takiye yapıyorsunuz. Sizin üslubunuzla cevap vereyim: “Yemezler.”
- “MESEM, ÇEDES, İHL, Seçmeli Dersler, TYMM, ÖMK... Gündeminiz bu kadar” demeniz ise ayrıca acınası. Gündemimiz bu kadar değil, milli eğitim sistemimizde o kadar garabet var ki ne yazık ki bu liste uzar gider. Ancak keşke bu saydıklarınız sizin de gündeminiz olsaydı. Çünkü:
- MESEM’de okulda olması gereken çocuklar/gençler sermayeye ucuz işgücü yapılıyor. Kimisi ölüyor, sakat kalıyor.
- ÇEDES’te okulların tümü imam hatipleştirilmeye çalışılıyor, dernek maskesi takmış tarikatlar eğitimde cirit atıyor.
- Kendi evlatlarını yabancı kolejlerde okutanların propagandasını yaptığı ve tüm devlet imkanlarının seferber edildiği İHL’lerin başarı oranı hala çok ama çok düşük. Siyasi bir proje olarak yürütülüyor ve binlerce öğrencinin geleceğinden daha önemli görülüyor.
- Seçmeli derslerin sadece adı seçmeli, dini içerikli dersler çocuklara dayatılıyor. Öğrenciler ve velilerin fişlenmesine zemin hazırlanıyor.
- ÖMK öğretmenlerin uzmanlığını hiçe sayıyor. Yıllardır verdiği emeği silikleştiriyor.
Bunlar sizin de gündeminiz olmalıydı ama siz muhtemelen o sırada dini araçsallaştırmakla meşguldünüz.
Şu “din düşmanı” safsatanızın da raf ömrü geçeli çok oldu. Bizim din ve inanışla değil, herhangi bir dinin siyasi güce ve ranta devşirilmesiyle sorunumuz olduğunu herkes biliyor. Yani sorunumuz dinle değil din tüccarlarıyla. Bu meslek her alanda o kadar rağbet görüyor ki sendikacılık yapmayıp din tüccarlığıyla koltuğunu koruyanlar bile var!
Takiye yapmayın, karnınızdan konuşmayın, sizin derdiniz Cumhuriyet ve onun devrimleriyle. Sizin derdiniz bu ülkenin kurucusu Atatürk ve onun aziz hatırasıyla. Sizin derdiniz ne yapsanız da toplumdaki Atatürk sevgisini silemiyor olmanızla. Derdiniz laiklikle. Bizlere aklınızca aba altından sopa gösteriyorsunuz, anladık. Ama siz de anlayın ki sizin bu lümpen tavırlarınız bizde yaprak kımıldatmaz. Biz Başöğretmenin eğitim neferleriyiz, biz yolumuzu seçerken sizin gibi kolay olduğu için değil doğru olduğu için seçeriz. Yolumuzdan da dönmeyiz!
Manisa Turgutlu’da yaşanan ve yargıya intikal etmiş olayla ilgili kamuoyuna yansıyan tartışmalarda gerçekler bilinçli biçimde çarpıtılmakta, vahim iddialar ise farklı kılıflarla görünmez kılınmaya çalışılmaktadır.
Gözaltı kararını veren savcılık; tutuklama ve tahliye kararlarını veren mahkemelerdir. Öğretmenler ya da sendikalar kimseyi gözaltına almaz, tutuklatamaz, tahliye ettiremez! Bunu en iyi bilenler, yalan ve çarpıtılmış söylemlerle kişileri hedef haline getirenlerdir. Eğer gerçekten haklı olduğunuza inanıyorsanız, neden bu kararları veren makamlara tek bir söz söyleyemiyorsunuz? Çünkü yargıya karşı aynı dili kullanmanın bir bedeli olduğunu bilirsiniz!
Bugün esasa dair tek bir söz söyleyemeyip, çarpıtılmış ifadelerle öğretmenimizi ve sendikamızı hedef almanız; korkaklığınızın ve iki yüzlülüğünüzün açık göstergesidir. Üyemiz olan idareci, kendisine iletilen öğrenci şikayetlerini yasal prosedür gereği İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne iletmiştir.
Dürüst olun: “Biz istediğimizi yaparız, siz susarsınız” mı demek istiyorsunuz? Olayın özü nettir: Öğrenciler şikayetlerini birbirinden bağımsız şekilde dile getirmiş, idareci de bu dilekçeleri ilgili makama iletmiştir. Bu bir görevdir ve eksiksiz yerine getirilmiştir. Atatürk’e yönelik son derece ağır, aşağılayıcı ve kabul edilemez sözlerin dile getirildiğine dair ciddi iddialar bulunmaktadır. Bunun ötesine geçip üyemizi hedef göstermeniz ise açık bir çarpıtmadır.
Bu ülkede gazeteciler, sendikacılar, siyasetçiler ve gençler hukuksuzca gözaltına alınırken; iddianamesiz tutuklamalar yaşanırken; sağlık sorunları ağırlaşsa bile içeride tutulurken susanların, bugün esasa dair tek bir söz söylemeden “hukuk” hatırlaması samimiyetsizliktir.
Sizin “hukuk” söyleminiz sadece işinize geldiğinde hatırladığınız bir slogandır.
Şunu herkes bilsin: “Biz çürüğe çürük deriz” diyerek yaptığınız paylaşımlar ve suçu Atatürk’e hakaret kanununa yıkma çabanız, iddia edilen ağır hakaretleri inkâr edemediğinizin göstergesidir. Esasa dair tek bir cümle kuramayanlar, meseleyi usul tartışmalarına boğarak gerçeği örtmeye çalışmaktadır. Ortada Atatürk’e yönelik ciddi hakaret iddiaları varken, buna dair tek bir kınama cümlesi kurmak yerine algı üretmeyi tercih ediyorsunuz. Olayın gerçekliği ortaya çıktığında, aynı rahatlıkla konuşabilir misiniz? Yoksa utanır mısınız? Açık söyleyelim: Utanmayacağınızı biliyoruz!
Üstelik öğrenci ve velilere şikayetlerini geri çektirmek için baskı yapıldığını da duyuyoruz. Yargılama sürecinin sonucunu, iddiaları ve gerçekleri hep birlikte göreceğiz. Atatürk’e ve Cumhuriyet’e hakareti bu ülkenin vicdanlı hiçbir yurttaşı kabul etmez! Bizim için mesele nettir: Böyle zihniyetlerin Cumhuriyetin kurumlarında yeri yoktur; okullarda çocuklarımızın karşısına çıkamaz, çıkmamalıdır.
Atatürk’e hakaret kanununu hedef alanların derdi bellidir: Hakareti meşrulaştırmak! Sorun kanunda mı, yoksa bu ülkenin kurucusuna hakaret edebilecek kadar yozlaşmış bir zihniyette mi? Bir kere olsun dürüst olun! Sizde ne vefa var, ne vicdan, ne de akıl!
Kendine “sendika” diyen ama emekçiyi yıllardır satan, haksızlık ve hukuksuzluk büyürken susan, yakın çevresine makam ve koltuk peşinde koşan, üyesi yoksullaşırken yöneticileri zenginleşen, ulusal bayramlarda dahi Atatürk ve Cumhuriyet diyemeyen bu anlayışın samimiyetsizliği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Sizin derdiniz emek değil, eğitim değil; güç, koltuk ve talimattır!
Sendikamızı, üyelerimizi ve öğretmenimizi ismiyle ve fotoğrafıyla hedef gösterenler, doğabilecek en küçük zararın doğrudan sorumlusudur!
Bir kere dürüst olun! Saklanmadan konuşun! Bu zihniyetinizi açıkça ortaya koyun ki herkes kimin ne olduğunu görsün! Biz her koşulda, her yerde gerçekleri söylemeye devam edeceğiz.
Karaman’da 12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü programında ulusal marşımız İstiklal Marşı’nın Arapçaya çevrilerek okunması kabul edilemez. Dünyanın hiçbir bağımsız ülkesinde ulusal marş resmî törende başka bir dilde okutulmaz. Bu kararı alanlar kadar buna sessiz kalanlar ve gereğini yapmayarak bu ortamı yaratanlar da sorumludur. Her fırsatta ‘yerli ve millî’ nutukları atanların Cumhuriyetin bağımsızlık marşı söz konusu olunca sessizliğe bürünmesi büyük bir çelişkidir. Milli Eğitim Bakanlığını sorumlular hakkında gereğini yapmaya ve kamuoyuna açıklama yapmaya davet ediyoruz.
@tcmeb@Yusuf__Tekin
Sendikamız Eğitim-İş’in resmi sosyal medya hesaplarından biri olan @egitimis adlı X (Twitter) hesabımız; 6 Mayıs’ta, darbe hukukuyla idam edilen üç fidanımız Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anmak amacıyla yaptığımız paylaşımlar gerekçe gösterilerek hukuka aykırı şekilde Türkiye’de erişime engellenmiş ve sendikal haklara yönelik ağır bir müdahale olarak tarihe geçmiştir.
Sendikamızın kararlı duruşu ve yürüttüğümüz hukuk mücadelesi sonrasında resmi X hesabımıza getirilen engelleme kararı kaldırılmış, haklılığımız yargı önünde de tescillenmiştir. Resmi prosedürlerin ardından hesabımız erişime açılacaktır.
Eğitim-İş olarak bir kez daha ilan ediyoruz:
Yasaklarınız, sansürleriniz, baskılarınız bizi yıldıramaz. “Tam Bağımsız Türkiye” idealiyle gencecik yaşlarında darağacına yürüyen fidanlarımızı anmak suç değildir. Devrim şehitlerimizden aldığımız mirasla, çocuklarımızın aydınlık yarınlarını savunmaktan bir an olsun vazgeçmeyeceğiz.