İnsanlığın en kötü dönemine denk geldiğimizi düşünüyorum. Eskiden kötülük saklanırdı, şimdi takipçi topluyor. Eskiden aptallık utanırdı, şimdi konferans veriyor. Eskiden insan olmak bir erdemdi, şimdi neredeyse ekonomik bir dezavantaj.
ASIL PANDEMİ NEYDİ, BİLİYOR MUSUNUZ?
24 Ekim 2014’te Elon Musk, MIT’de yapay zekâ konuşulurken çok acayip bir cümle kurdu: Yapay zekâ ile şeytanı çağırıyoruz.
Aradan yıllar geçti. Ben de yıllar önce Kuantum hız şeytan hızıdır. Hız arttıkça insan şeytanın hâkimiyeti altına girer. Asıl pandemi şimdi başlayacak. Yıllardır elektromanyetik kuşatma altındasınız diye yazdım.
Peki asıl pandemi neydi biliyor musunuz?
İnsanın bu hıza yetişmeye çalışırken insanlığından eksilmeye başlamasıydı.
Biraz geriden alın meseleyi. Madde dediğimiz şey toprağın altında başlıyor. Silisyum, bakır, lityum, kobalt… İnsan arzın içinden maddeyi çıkarıyor, onu işliyor, küçücük bir çipe dönüştürüyor. Sonra yeryüzünün altını, denizlerin dibini kablolarla örüyor. Madde elektriğe, elektrik sinyale, sinyal bilgiye dönüşüyor. Bilgi öyle bir hız kazanıyor ki bugün dünyanın öbür ucundaki ses, görüntü, kötülük, iyilik, yalan, hakikat birkaç saniye içerisinde avucunuzun içine düşüyor.
Ben Kuantum hız şeytan hızıdır derken yalnız makinenin hızından söz etmiyordum.
Şeytanın en sevdiği şeylerden biri insanla kararının arasındaki mesafeyi kısaltmaktır. Düşünmeden konuş. Düşünmeden öfkelen. Düşünmeden hüküm ver. Gör, tıkla, geç. Biraz daha gör, biraz daha iste, biraz daha öfkelen.
Çünkü hız arttıkça tefekkür azalıyor.
Şimdi şeytanın kendi sözünü okuyun.
İbrahim 22: Benim sizin üzerinizde hiçbir zorlayıcı gücüm yoktu. Sizi yalnızca çağırdım, siz de bana uydunuz.
İşte bütün mesele bu çağrı.
İnternetin içerisinde her şey var. Kur’an da var, ilim de var, merhamet de var. Pornografi de var, kumar da var, şiddet de var, nefret de var. Yapay zekâ da aynı şekilde önünüzde duruyor. Nereye yürürseniz orayı büyütüyor. Üstelik artık sistem sizin neye baktığınızı öğreniyor. Bir kapıyı birkaç kez açıyorsunuz, sonra aynı kapı gelip sizi buluyor.
Şimdi Dâbbetü’l-Arz’ı düşünün.
Neml 82’de yerden bir Dâbbe çıkarılacağından ve onun insanlarla konuşacağından söz ediliyor.
Yüzyıllarca arzdan çıkacak denildiğinde insan toprağın yarılıp içinden bir canavar çıkacağını düşündü. Çünkü kendi çağının bildiği dünya buydu.
Bugün ise başka bir dünyadayız.
Arzın içinden çıkardığımız maddeyi makine yaptık. Toprağın ve denizlerin altından geçen kablolarla birbirine bağladık. Elektromanyetik dalgalarla görünmeyen bir ağ kurduk. Sonunda o yapı bizimle konuşmaya başladı.
Ben Dâbbetü’l-Arz’ın çağını yaşıyoruz derken yalnız karşımızdaki makineyi anlatmıyorum.
İnsana ne olduğuna bakıyorum.
Yediden yetmişe herkes neden bu kadar öfkeli? Neden tahammül bu kadar az? Bir insan öldürülüyor, altında kavga ediyoruz. Bir çocuk ağlıyor, seyrediyoruz. Bir savaş görüntüsünü geçip birkaç saniye sonra kahkaha attığımız videoya bakıyoruz.
Dikkat edin: İnsan kötülüğü yalnız görmüyor artık. Kötülüğe alışıyor.
İşte pandemi burada.
Vicdanın körelmesi bulaşıyor. Merhametsizlik bulaşıyor. Öfke bulaşıyor. Utanmazlık bulaşıyor. Birinin söylediği çirkin söz bin kişinin diline, bin kişinin öfkesi milyon kişinin ekranına düşüyor.
Şeytanın eskiden tek tek çalması gereken kapıları insanlık birbirine bağladı.
Şimdi tek bir kapıdan milyarlara ulaşılabiliyor.
Belki de Dâbbe meselesinde asıl sorumuz Yerden nasıl bir canavar çıkacak olmamalı.
Asıl soru şu olmalı
Arzdan çıkardığımız madde konuşmaya başladığında ve o konuşan sistem insanın bütün zaaflarını öğrenmeye başladığında, insan neye dönüşecek?
Elon Musk 2014’te Yapay zekâ ile şeytanı çağırıyoruz dedi.
Ben yıllar önce Asıl pandemi şimdi başlayacak dedim.
Bugün dönüp dünyaya bakınca aynı soruyu yeniden soruyorum:
Biz neyi çağırdığımızın farkında mıyız?
Hayatımın bana verilmiş tek bir versiyonu olmadığını, başka türlü de yaşayabileceğimi, asıl özgürlüğün kapının kilitli olmadığını fark etmek olduğunu anladığımdan beri hissettiğim
Kadir gecesi duası:
Allah'ım sustuklarımı duyuyor, görmediklerimi görüyor oluşun tek dayanağım.Yürüyeceğim yolu güzelleştir.Kırgın kalbime şifa ver.Solmuş yüzüme tebessümler ser. Ve beni senden gelen bir baharla müjdele. Sen ki imkansızı mümkün, zoru kolay,uzağı yakın kılansın
hayırlısı kolaylıkla nasip olsun. yolumuzdan taslar cekilsin. güzel günler yaşayalım. sevdiklerimizin hayatı güzelleşsin. emeklerimiz karşılığını bulsun. bize zarar veren her şey bizden uzaklaşsın. iyi gelenlere ise şükürler olsun. amin
İnsanların bana hırslanması garip... Çünkü ben kimseyle yarışmıyorum. Ama anlıyorum ki bazı insanlar senin kendin olma halini bile tehdit sanıyor. Özgüven, zannettiğimizden çok daha fazlasını tetikliyormuş.
Fark ettiniz mi bilmiyorum, insan layık olmadığı şeyi üzerinde taşıyamıyor. Bilgi fazla gelirse kibirleniyor, haksız yere zenginleşirse görgüsüzleşiyor, samimiyetsiz ilişkide gösterişçi oluyor. Yani insan, kendisiyle yaptıkları arasındaki uyumsuzluğu gizleyemiyor; o denge bozulduğunda mutlaka dışa vuruyor.
Sen, okuduğun kitaplar, izlediğin filmler, dinlediğin müziklersin. Sen, zaman geçirdiğin insanlar, konuştuğun konular, yaptığın işler, verdiğin sözler ve güldürdüğün gözlersin. Ruhunu ve zihnini neyle beslediğine dikkat et; çünkü kim olduğunu bunlar belirler.