Nebi bile yalnızca vahye uymakla emredilmişken, bazıları hangi cüretle beşer sözlerini Allah'ın Kitabı'nın önüne koyabiliyor?
Nebi açıkça gaybı bilmediğini söylerken, ona gaybı bildiğini yakıştıranlar Kur'an'ın apaçık beyanını inkâr etmektedir.
(Bkz. En'am 6/50)
Casiye Suresi.13:
Ayrıca O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden bir lütuf olarak emrinize vermiştir. Bütün bunlarda düşünenler için işaretler vardır.
"Ben teslim olanlardan olmakla emrolundum ve Kur'an okumakla."
(Neml, 27/91-92)
"Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır…"
(Bakara, 2/121)
Ahkaf Suresi.9:
Yine de ki: “Ben, resuller arasında benzeri gelip geçmemiş biri değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemem, ancak bana vahyedilene uyarım. Ben yalnızca açık bir uyarıcıyım.”
Kur'an, insanı insanların korkusuyla değil, Allah'a karşı duyduğu sorumluluk bilinciyle inşa eder. Kalbi Allah korkusuyla dolan kişi, O'nun dışındaki bütün korkuların esaretinden kurtulur.
(Bkz. En'am 6/51)
Allah'ın ayetleri ortadayken insanların sözlerini Allah'ın kelamına tercih etmek, vahye karşı işlenebilecek en büyük sapmalardan biridir.
"Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan çıkmalarından dolayı onlar azap çekeceklerdir." (En'am 6/49)
Onlar, çirkin bir iş yaptıklarında yahut nefislerine zulmettiklerinde, Allah'ı hatırlar da günahları için bağışlanma dilerler. Günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.
(Ali İmran, 3/135)
İnsan, evrendeki kusursuz düzeni ve hassas dengeyi ne kadar iyi anlarsa, bunun kör tesadüfün değil, üstün bir Yaratıcının eseri olduğunu o kadar net görür.
(Bkz. Âl-i İmrân 3/190-191)
"Göklerde ve yerde olanları Allah'ın bildiğini görmüyor musun? Üç kişiden dördüncüsü mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, onlarla beraberdir…"
(Mücadele, 58/7)
"De ki: "Ne dersiniz, Allah'ın azabı size beklenmedik bir anda veya açıktan açığa gelse, zalimler toplumundan başkası mı helâk edilecek?" (En'âm 6/47)
Azabın vakti değil, o vakit geldiğinde zalimlerden olup olmadığınız önemlidir. İnsan asıl bunu düşünmelidir.
"Dinlerini oyun ve eğlence edindiler ve dünya hayatı onları aldattı. Onlar, karşılaşacakları bugünü unuttukları ve ayetlerimizi inkar ettikleri gibi, biz de onları unutuyoruz."
(Araf, 7/51)
Zumer Suresi.53:
De ki: “Ey kendi aleyhlerine olarak günahta haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar; doğrusu O çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”
Kur'an, en ağır şartlarda bile namazın terk edilmesine izin vermez. Mümin, savaşta, korkuda, yürürken veya binek üzerindeyken dahi namazını eda eder. Çünkü namaz, müminin hayatının vazgeçilmez günlük kulluğudur.
(Bkz. Nisâ 4/101-103), (Bakara 2/238-239).
Onlar; ayaktayken, otururken ve yanları üzerine iken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında düşünürler: "Rabb'imiz! Sen, bunu boşuna yaratmadın, Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederiz. Bizi ateşin azabından koru."
(Ali İmran, 3/191)
Zumer Suresi.44:
De ki: “Şefaat etme yetkisi bütünüyle Allah’a aittir; göklerin ve yerin hükümranlığı O’nun elindedir; sonunda kaçınılmaz olarak dönüp O’na varacaksınız.”
Namazı terk etmek, cehenneme giden yolun ilk adımıdır.
Nitekim Kur'an'da cehennemliklere şöyle sorulur:
"Sizi Sekar'a sürükleyen nedir?"
Onlar da şöyle cevap verirler:
"Biz namaz kılanlardan değildik." (Müddessir 74/42–43)