Gizli muratlar tez kabul olur arkadaşlar. Sürekli bir şeyi dillendirmenin lüzumu yok. İstikrarlı hayal hakikattir, Rasûlullah (s.a.v) “deveni bağla, tevekkül et” buyuruyor. Çaba, dua muhakkak insanı şâd eder.
size yemin ediyorum kitapların kendi vakitleri var ya, kendi vakitleri gelene kadar asla okutmuyorlar kendilerini, geldiğindeyse size söylemek istedikleriyle yaşadıklarınızın eşzamanlılığına şok oluyorsunuz
Şöyle bir etrafa bakıyorum da, hepimizde gizli bir seçilmiş kişi sendromu var. Sosyal medyayı açıyorsun; herkes hayatının başrolünde, kimse sıradanlığın o huzurlu ve görünmez kulübesinde oturmak istemiyor. Dünya bize durmaksızın 'Özel olmalısın, fark yaratmalısın, sınırlarını aşmalısın, yoksa yok olursun' diye bağıran dev bir motivasyon çarkı dayatıyor.
E, tabii biz de insanız, bu gaza gelip kendimizi alelade birer kul, sıradan birer ölümlü değil de evrenin merkezindeki o yegane istisna sanmaya meyilliyiz. Sabah kalkıp kahvesini yudumlayan, işine yetişmeye çalışan, şurda üç günlük ömrü olan bizler; bir bakmışız kurguladığımız o devasa narsistik tahtlarda ter içinde kalmışız.
Oysa mesele ne biliyor musunuz? Dünyanın en zor, ama aynı zamanda en rahatlatıcı işlerinden biri o dev aynasını kırıp yere atabilmek. Ey ahali, ben bir hiçim, sıradan biriyim, olağanüstü falan değilim işte diyebilmek.
Bunu filozoflar yüzyıllardır farklı şekillerde söylemiş zaten. Kimi çıkmış ego kibrinden vurmuş tokadı, kimi evrenin devasa çarkı içinde bir toz tanesi olduğumuzu hatırlatıp, salın gitsin demiş. Ama işi bugüne getirdiğimizde mizaç tamamen değişiyor. Bugün ben sıradanım demek, kapitalizmin o yorucu, zehirli başarı dayatmasına çekilen en net, en kallavi hayır halbuki. Sistem senden sürekli bir performans, sürekli bir parıltı, bir özgünlük bekliyor. Senin çıkıp da 'Yok kardeşim, benim büyük iddialarım yok, ben sadece sıradan bir hayatın sükûnetini arıyorum' demen, onların bütün algoritmik ezberini bozar.
Düşünsenize, sürekli devasa bir rol oynamak zorunda olmak ne kadar yorucu? Sürekli harika, kusursuz, akıllı, en cool, en ilginç insan olacaksın... Beş dakika insan gibi dinlenmene, hata yapmana, köşene çekilip hiçbir şey olmana izin vermiyorlar. O yüzden o sahte zırhı, o ben aslında çok özelim kostümünü üzerinizden çıkarıp bir kenara fırlatmak, ruhunuza yapabileceğiniz en büyük iyilik.
Alelade olduğunu kabullendiğin an omuzlarındaki o tonlarca ağırlıktaki yük buharlaşıp gidiyor. Kimseye bir şey kanıtlamak zorunda olmadığını fark ediyorsun çünkü. Ne o devasa beklentiler kalıyor ne de 'Acaba yeterince iyi miyim?' kabusları.
Hani uzaktan bakınca trajikomik bir durumdayız aslında. Hayat zaten kendi halinde akıp giderken, bizim o ben çok istisnayım çırpınışlarımız dışarıdan nasıl görünüyordur kim bilir? Gelin şu performans, başarı ve özel olma illüzyonunu biraz askıya alalım. Bırakalım hayatı biraz da sıradanlığın o muazzam konforunda, kimseye hesap vermeden yaşayalım.
Dem Partili Gülistan Koçyiğit,
tek başına muhalefet yapıyor:
• Siz nesiniz ya!
• Ne garabet bir iktidarsınız siz!
• Kimsiniz siz?
• Bugün AKP iktidarına karşı birleşmek
dinen ibadettir, hukuken meşrudur.
• Kayyumlarınızla beraber tarihin çöp
sepetine gideceksiniz!
ben kürdüm. adım dilan, ailem kürt, kökenim, tarihsel ve kültürel aidiyetim kürt. benim halkım sizin cumhuriyetinizden de anayasalarınızdan da çok önce vardı. diliyle, kültürüyle, tarihiyle, edebiyatıyla vardı. üstelik bu, kimsenin kişisel kanaatine ya da siyasi görüşüne bağlı bir mesele değil, tarihsel olarak belgelenmiş bir gerçeklik.
bir halkın varlığını anayasa maddesine indirgeyecek kadar tarih, sosyoloji ve hukuk bilgisinden yoksun olup bir de insanlara kim olduklarını anlatmaya kalkmanız gerçekten inanılmaz. insan eliyle yazılmış bir hukuk metninin tarihsel ve toplumsal gerçekliğin üzerinde olduğunu düşünmek nasıl bir muhakemenin ürünü, gerçekten merak ediyorum.
anayasanın 66. maddesi vatandaşlığı tanımlar, insanların etnik kökenini değil. ben kürdüm ve aynı zamanda türkiye cumhuriyeti vatandaşıyım. bu ikisi birbirini ortadan kaldırmıyor. vatandaşlık, bireyle devlet arasındaki hukuki bağı ifade eder. etnik kimlik ise bir insanın kökeniyle, diliyle, kültürüyle ve tarihsel aidiyetiyle ilgilidir. yani bir anayasa maddesini göstererek bana türk olduğumu söylemeniz, benim kürt olduğum gerçeğini değiştirmiyor. hukuki bir tanımı tarihsel gerçekliğin yerine koyduğunuzda hukuku savunmuş olmuyorsunuz, yalnızca iki farklı kavramı birbirine karıştırmış oluyorsunuz.
şimdi çok basit bir örnek üzerinden düşünelim. yarın anayasa değişse ve vatandaşlık artık türk yerine başka bir kavramla tanımlansa siz türk olmaktan mı çıkacaksınız? diliniz, kültürünüz, aile geçmişiniz ve etnik kökeniniz bir gecede değişecek mi? elbette değişmeyecek. peki kendiniz için bu kadar açık olan bir gerçeği kürtler söz konusu olduğunda neden kavrayamıyorsunuz?
devletler kurulur, yıkılır, anayasalar değişir, sınırlar yeniden çizilir. ama bir halkın tarihi, o dönemde yürürlükte olan anayasanın yazılmasıyla başlamaz, değiştirilmesiyle de ortadan kalkmaz. insan eliyle hazırlanmış bir hukuk metninin geçmişte yaşamış halkların varlığını belirleyebileceğini düşünmek başlı başına bir mantık sorunu.
üstelik benim kürt olmam sizin türk olmanızın önünde bir engel değil. sizin türk kimliğinizin varlığı da benim kürt kimliğimi ortadan kaldırmıyor. aynı ülkede yaşayan herkesin aynı etnik kimliğe sahip olması gerekmiyor. eşit yurttaşlık dediğimiz şey de zaten farklı kimliklere sahip insanların aynı haklarla yaşayabilmesi. bunu anlamak neden bu kadar zor, gerçekten bilmiyorum.
asıl tuhaf olan, kendi kimliğinizin tarihsel ve kültürel varlığını hiçbir anayasa maddesine ihtiyaç duymadan kabul ederken başka bir halkın kimliğini devletin onayına muhtaç görmeniz. kendiniz için son derece doğal olan bir gerçeği başkası söz konusu olduğunda tartışmaya açıyorsunuz. üstelik bunu yaparken de anayasa maddesi ezberlemeyi tarih, hukuk ve siyaset bilmek sanıyorsunuz.
kıssadan hisse, ben kim olduğumu anayasanın 66. maddesinden öğrenmiyorum. siz de kendi kimliğinizi oradan öğrenmiyorsunuz. aramızdaki fark, benim sizin kimliğinizi tanımak için herhangi bir hukuk metnine ihtiyaç duymamam.
anayasal vatandaşlıkla etnik kimlik arasındaki farkı anlayabilmek için üstün bir zekaya ya da hukuk diplomasına gerek yok. biraz tarih bilgisi, biraz tutarlılık ve en önemlisi kendiniz için kabul ettiğiniz bir gerçeği başkaları için de kabul edebilecek kadar muhakeme yeteneği yeterli. ama görünen o ki mesele yalnızca bilgi eksikliği değil, insanın kendi kimliği söz konusu olduğunda gösterebildiği akıl yürütmeyi başka bir halk söz konusu olduğunda bir türlü gösterememesi.
@cngzkync Kaynaksız cevap vererek Kürtçeyi yok sayan Türkler, kendi dillerinden başka bir dil öğrenme zahmetine girdilerse bu kaynağı okusunlar, öğrenmeyen de çeviri yapsın. https://t.co/PeWCaKvakG
@cngzkync Kürtçe ile Farsçanın akraba olması, Kürtçenin Farsçadan meydana geldiği anlamına gelmez. Akraba diller ortak kelimelerden gelen kelimeleri koruyabilir, ayrıca yüzyıllar süren kültürel temaslarla birbirlerinden kelime alabilirler.(Almanca ve İngilizce gibi)
https://t.co/PeWCaKvakG
Çinliler ile Türklerin X üzerindeki DNA ve tarih tartışmasına Kürtlerin dahil olmasını, her zamanki o bildik üstenci küfürler, hakaretler ve "Kürt psikolojisi" klişeleriyle bastırmaya çalışıyorlar. Açık söylüyorum. Nu tartışmaya dahil olmayıp kenardan uzaktan seyreden Kürdün aklına şaşarım.
Yüzyıldır bu topraklarda Kürdü yok sayan, dilini yasaklayan, tarihini tahrip edip medeniyetini çalan ve sahte bir resmi tarih üreten bir yapı var karşımızda. Şimdi uluslararası arenada elindeki binlerce yıllık yazılı devlet arşivleriyle, DNA raporlarıyla ve bilimsel verilerle bu uyduruk, şişirilmiş sahte tarih tezlerini tek tek yüzlerine çalan Çinlilere neden destek olmayalım?
Göktürk Kağanlığı'nın başını kesip Çin imparatoruna sunan Uygurların tarihini bile bilmeyen, kendi kaynaklarından bihaber bir popüler milliyetçilik, bugün Çin belgeleri karşısında duvara toslamış durumda.
Buna ek olarak; meydanlarda "bin yıldır yan yana, iç içe yaşadık" diyerek sahte kardeşlik nutukları atanlar, Kürtlerin neden bu tartışmada karşı tarafa hak verdiğini oturup kendilerine sorsunlar. İşinize gelince kardeş, hakikatle yüzleşince düşman görüyorsunuz. Karşı fikir sunan herkesi öyle basit, ucuz klişelerle "hain", "kukla" diye damgalamak sizin acizliğinizin ve suçluluk psikolojinizin somut kanıtıdır.
Mesele Çin seviciliği değil, hakikat ortaklığıdır. Kendi sınırları içindeki halkların tarihini gasp ederek sahte bir üstünlük narsizmi yaşayanlara, tarihin küfürle değil belgeyle yazıldığını hatırlatan her argüman bizim için somut bir gerçektir. Siz küfürlerinizde boğulmaya devam edin, bilimsel veriler o uyduruk ezberlerinizi çöpe atmaya devam edecek.
@fnursu Fiyat politikası çok daha farklı çalışıyor. Ürünün ne kadar rağbet gördüğü/tasarımcısı ile ilgili de oluyor. Aynı mağazada farklı reyonlarda 1500+ elbiseler de mevcut. Daha az kumaş kullanıldığını düşünürsek mini elbiselerin daha ucuz olması gerekir ama sistem böyle çalışmıyor.
@ezeldenguzel@Muhendishanim9 Narcissus, Yunan mitolojisinde güzelliğiyle ünlü ama kibirli bir gençtir. Kendi yansımasına aşık olup ona saplantılı hale gelmesi narsisizm kavramının sembolü olmuştur.
Kendinizi hiç ezdirmeyin.
Hayatta güçlü olmak sadece yüksek sesle konuşmak, sert görünmek ya da herkese karşı durmak değildir. Gerçek güç neyi hak ettiğini bilmek, sınırlarını korumak ve değerinden şüphe etmemektir.
Eğitim yalnızca diploma almak değildir. Eğitim, düşünmeyi öğrenmek, kendine saygı duymak, hakkını savunabilmek ve kimsenin sizi değersiz hissettirmesine izin vermemektir.
Kendini geliştiren insan kolay kolay manipüle edilmez. Bilgi özgürleştirir, özgüven güçlendirir. Bu yüzden kendinize yatırım yapın, öğrenmekten vazgeçmeyin ve bulunduğunuz her ortamda dimdik durun.
Çünkü insanın gerçek gücü, sahip olduklarından değil,kendisine verdiği değerden gelir. Kimsenin sizi küçültmesine izin vermeyin. Çünkü değerini bilen insanın boyu, başkalarının gölgesiyle ölçülmez.
Frankl:”İnsanın elinden her şey alınabilir, tek bir şey hariç: Herhangi bi koşulda kendi tavrını seçebilme özgürlüğü.”
Koşulları her zaman yazamayız ama o koşullara vereceğimiz cevabın altındaki imza bize aittir.Bu, insanı kendi hikayesinin bilinçli bir öznesi yapan asil eylemdir
Terapistim bana şöyle dedi: "İnsanların sana kırgın veya kızgın olduğunu varsaymaktan vazgeç. İnsanların zihnini okumaya çalışmayı bırak. Başkalarının düşüncelerini ve duygularını kontrol etmeye uğraşmayı bırak. İnsanların kendi sorumluluklarını almasına izin ver. Eğer sana söyleyecekleri bir şey varsa söylerler; söylemiyorlarsa da bu onların sorunudur, senin değil. Aşırı düşünmek mutluluğu öldürür." Ve bu sözler yüzüme tokat gibi çarptı.