Rojin'in otopsisinde bulunan ilaç etkin maddeleri 2 yıldır raporlarda yazıyor olmasına rağmen neden soruşturulmadı?
Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı derhal açıklama yapsın! @adalet_bakanlik@saglikbakanligi#BakanlıkAçıkla
🟣 Rojin’e ne olduğunu sormaktan vazgeçmedik. Şimdi ortaya çıkan yeni bulgular karşısında yetkililerden kamuoyunu oyalayacak açıklamalar değil, gerçekleri açığa çıkaracak etkin bir soruşturma bekliyoruz.
Rojin Kabaiş’in ailesinin avukatı Abdurrahman Karabulut, Rojin’in ameliyat kayıtları ve otopsi raporlarına ilişkin yaptıkları adli-tıbbi incelemede Rocuronium ve Ornidazole tespit edildiğini açıkladı.
Avukat Karabulut, yarılanma ömrü 30-90 dakika olan Rocuronium’un Rojin’in 11 Eylül’de geçirdiği ameliyattan haftalar sonra yapılan otopside tespit edilmesinin, maddenin ameliyat sırasında verilmiş olmasıyla açıklanamayacağını belirtiyor.
Şimdi yanıtlanması gereken sorular çok açık:
Bu maddeler Rojin’in bedenine ne zaman ve nasıl girdi?
Rocuronium’a kim ya da kimler erişebildi?
Bu bulgular bugüne kadar neden açıklığa kavuşturulmadı?
Rojin’in ölümünün üzerindeki tüm şüpheler giderilene, ne olduğu ve tüm sorumlular ortaya çıkarılana kadar sormaya devam edeceğiz:
Rojin Kabaiş’e ne oldu?
Merhaba,
İçinden geçtiğimiz bu dönemde ben ve yaşamakta olduğum hukuksuz süreç doğal olarak çokça gündeme geliyor.
Ben de yaşadıklarımı, mevcut durumu ve hislerimi olanca açıklığı ile paylaştım.
İlke TV ailesine bu güzel röportaj için teşekkür ediyorum.
Tam 14 aydır tutuklu bulunan sevgili Mehmet Pehlivan Çorlu'dan yazmış. Ve diyor ki "Avukat kelimesinin atası advocatus, “yardıma çağırılan” anlamına gelir. Ben de avukatları çağırıyorum!"
Şu cümleye dikkat:
"Cezaevine girdikten sonraki bir- iki ay içerisinde geçmişimdeki büyük ve önemli anıları hızla tükettim. Örneğin, kızım doğduğunda tutsun diye hangi parmağımı uzattığımı da hatırlıyorum, tutuklama kararını yüzüme okuyan hakime hanımın kararı okurken sol el baş parmağını avucunun içine katlamasını da hatırlıyorum."
https://t.co/wZYJIs3nNz
Mabel Matiz’in Ha Leylim şarkısına ve klibine müstehcenlik nedeniyle soruşturma başlatılmış.
Bu yapılan bir hukuk devletinde kabul edilmesi mümkün olmayacak kadar akıl dışı ve absürt.
Haberi okuyunca klibi özellikle merak ederek, seyrettim.
Bu klipte müstehcenlik bulan ya da arayanın kendi kafasının içi müstehcen demektir.
Hukuk, vatandaşa eziyet aracı değildir.
Mabel Matiz - Ha Leylim https://t.co/Tz5VmznjNC @YouTube
Dedublüman x Göksel - Karar Verdim (Dedub Sessions with Göksel) https://t.co/3UlN3pHAHC @YouTube
"Göğün denizle birleştiği o yerde bir umarım kalmıştır..."
Hayat 7 yıl önce bugün onu daha anlamlı kılan en muhteşem hediyesini verdi. Canım kızım Vera doğdu. Bu güzel hediyeyi veren hayat, bizi hasret ile ağır bir sınava tabi tutsa da; yan yana beraber olmanın değerini de öğretti.
Sen ise bana her şeyi yeniden öğrettin, varlığınla hayatı güzelleştirdin, zor günlerimde bana güç verdin canım kızım. Beraberinde getirdiğin tüm güzellikler ve hissettirdiklerin için teşekkür ederim.
İyi ki doğdun, doğum günün kutlu olsun canım kızım, Verakuşum
Düşman ceza hukukunda,dost/düşman
kategorisi var.Ama her an dost ve düşmanın değiştiği,öngörülebilirliğin olmadığı ortam,kayıt dışı hukuktur.Her an,herkese her şey olabilir,yani
🪨düşebülü
🐻çıkabülü
Lekeleme yürüyüşü masumiyet karinesi
ihlalidir.Kime olursa olsun
Cem Küçük dahil
Haber için seçilen fotoğrafları görünce aklıma Çilem Doğan’ın şu sözleri geldi:
“Çay bahçesinde çekilmiş bir fotoğrafım var. Biraz yan gülmüşüm. Belki de o fotoğrafı gösterip namussuz karılar gibi çıkmış filan diyecekti.”
Teşekkürler erkek medya
Mina Urgan, “Bir Dinozorun Anıları” adlı kitabında şöyle yazar:
“Eğitim alanında herkese eşit fırsatlar sağlanmadığını, bana verilen imkânlardan başkalarının yoksun kaldığını anladığım an, sosyalist oldum: Yirmi yaşındaydım. Yirmi yaşındakiler kendilerini pek beğenirler. Ben de kendimi bir şey sanıyordum.
Sonra günün birinde trenle Anadolu'dan geçerken, lokomotif bir ara durakladı. Ve bir kulübenin önünde kendi yaşımda bir kız gördüm. Kız, bir çeşit gururla başını kaldırmış, kayıtsız gözlerle trene bakıyordu. Nerdeyse göz göze gelir gibi olduk bir saniye. İşte o sırada sanki bir şimşek çaktı kafamda. "Ben, o kulübenin önündeki kız olabilirdim; o kız da trende, benim şimdi durduğum yerde durabilirdi" diye düşündüm. Benim ben olmam, onun o olması salt bir rastlantıydı. Benim ben olmam, yabancı diller bilmem, üniversitede okumam, kültürlü sayılmam, kendi marifetim değil, bir rastlantının sonucuydu sadece. O talihsizdi, ben talihliydim, işte o kadar.”
Doğum günün kutlu olsun güzel kızım Maya.
Bugün bir yaşına girdin.
“Bu minnoş ne ara bu kadar büyüdü, hiç anlamadım.” cümlesini kuramıyorum. Çünkü her kapalı görüşte saçlarının ne kadar uzadığını, kıvrımlarını ve bakışlarındaki değişimi gördüm. Açık görüşlerde aldığın kiloyu, boyunun uzamasını, uykuya dalma süreni, dişlerinin çıkmasını, emeklemeni ve yürüme provalarını bir öncekilerle kıyasladım. En ufak değişimini bile kaçırmadım. Nasıl büyüdüğünü tam olarak bilemesem de ne kadar büyüdüğünü çok iyi biliyorum güzel kızım.
Geceleri anneni pek uyutmasan da bütün bunlara rağmen çok güzel büyüdün. Benim yokluğumda anneni hep gözettin, ona yoldaş oldun. Bu yüzden sana ayrıca bir teşekkür borçluyum.
Her şey için çok teşekkür ederim. İyi ki doğdun güzel kızım.
Yaş günü şiirin de doğduğun gün olduğu gibi, kızına hasret şair Ataol Behramoğlu’ndan gelsin:
“Çocuğum, sımsıcak uyumaktasın şimdi sen Tüyden ve sevinçten bir ırmaktasın şimdi sen Bir dağ suyu gibi kayalar içinden fışkıran Göklere, denizlere doğru büyümektesin şimdi sen.”
@pinarcaliskn
14 yaşındaki Emirhan bu yıl çalışırken ölen 37.çocuk işçi. Kocaeli'de çalıştığı inşaattan düşerek öldü. 15 yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasak, Emirhan daha 14'ünü bile doldurmamış... İstanbul Beylikdüzü'nde de bir işçi, 21 yaşındaki bir genç inşaattan düşerek öldü. Yalnızca geçen ay 228 işçi hayatını kaybetti. Basit iş güvenliği önlemleri alınmış olsa çoğu hayatta olacaktı.
TRT’de canlı yayınlansın noktasından geldiğimiz yer Ekrem Başkan’ın savunma hakkının elinden alınması oldu.
Bugün Aykut’a diyorum ki arada; o lanet ettiğimiz Yassıada’da Menderes’i konuşturdular, 80’de askeri mahkemelerde konuşturdular, yahu Antik Yunan’da Socrates bile savunma yaptı! Gel gör ki Ekrem İmamoğlu’nu konuşturmadılar..
Hani dalga geçiyorduk ya ellerinden gelse doğum belgesini de iptal edecekler diye, işte bugün böyle bir şey oldu, “sen yoksun savunma hakkın da yok” dediler.
Ölümüne korkanların yaptıkları şeyler bunlar, ölümüne..
Ben artık mahkeme başkanının yüzünü okuyabiliyorum mesela. Tahammül edemediği bir konuşma yapılırken konuşanın yüzüne bakmıyor, kıpır kıpır kıpırdanıyor koltuğunda. Bacaklarını sallıyor sürekli. Kaşları bir aşağı bir yukarı iniyor. Gözlerini devirip duruyor. En son dilini yanağına “lan ben senin” der gibi dayayıp yuvarladığında, “tamam” diyorum, şimdi mikrofonu açıp kesecek. Ve öyle oluyor.
Hani biliriz ya, hakimler kürsüde mimiksiz öylece put gibi oturur. En ufak mimiklerinin bile ihsas-ı rey olarak algılanmasından çekinirler. Normalde. Yani eski Türkiye’de. Öylesine dikkat gerektirir tarafsızlık ve bağımsızlık çünkü. İşte bizim mahkeme heyetini görmeniz lazım, hepimizden ama özellikle Ekrem Başkan’dan nefret ettiklerini o kadar belli ediyorlar ve bundan çekinmiyorlar ki ben duruşmanın her saniyesinde ne yaşadığımızı sorguluyorum. Örneğin, dizlerini sallayıp bir kaşını havaya kaldırıp gözlerini devirip ağzını yayarak, kısmi Orta Anadolu şivesiyle “Savunma yap dedig yapmadı” diyebiliyor.
Silivri’de bu ülkede hiç yaşanmamış şeyler yaşanıyor. Ankara’da NATO zirvesi, İstanbul’da “Adaletsizlik Zirvesi” gerçekleşiyor. 100 yıl sonra Kurtuluş Savaşı’nın merkezi İstanbul’a kaydı. Sultan makamı da Ankara’da.
Yargılama yapılmıyor; 100 yıllık intikam alınıyor.
Bu arada Aykut Erdoğdu’yu yine bırakmadılar. Artık sebebi iyice netleştiği için açıklama bile yapmıyorum. Zaten artık kimse de sormuyor.
İyiyiz ama. İnadına.