Karanlık sokaklarda tek başına yürürken gireriz besteye,
''Karanlık kuruldu geceye,
Bir ümit var yine içimde,
Kimsesiz bu puslu gecede
BIRAKMAM BEŞİKTAŞIM SENİ!''
@ilkecancanoglu Bu adam artık normal kovulmayı da haketmiyor, basın toplantısına gidip tam "barışın heykeli dikilmeli" dediği esnada ayağa kaldırıp üzerinden milli takım amblemli ne varsa alıp götüne tekme vurularak (fiziki) gönderilmeli. Başka türlüsü rahatlatmaz.
@onurakbyik@bpthaber Zaten oran olarak bakılıyor ve 2008' den bu yana diyor, yüzde 23 değer kaybı olan ocak ayını saymıyor. 2008 ocaktan beri böyle bir düşüş yok diyor.
25-30 bin liraya Japonya’ya gidiş dönüş bilet alıp şu sokaklarda yürüyebiliyorsunuz.
İnsanlar daha büyük evlerin hayalini kuruyor ama yıllar sonra hatırladıkları şey genelde ev olmuyor.
Tokyo sokaklarında yağmurlu bir akşamda elinde kahveyle yürüdüğü geceler oluyor.
Uçaktan inip otele uyumaya gittikten sonra, gece uyandığında acıkıp sokak sokak dolaşarak yiyecek bir şeyler aramak oluyor.
Rastgele bir sokak satıcısında aynı masada tanımadığı bir insanla yediği yemek oluyor.
Sakura mevsiminde ağaçların altında yürüdüğü o birkaç dakika oluyor.
Trenle Fuji Dağı’nın yanından geçerken gördüğü o manzara oluyor.
Tren istasyonunda işe gitmek için koşuşturan insanları izlemek oluyor.
Bence dünyanın en büyük hapishanesi insanın alıştığı sokaklar.
Dünyanın en pahalı arabasına da binseniz, en güzel evinde de yaşasanız bazı eksikler para ile dolmuyor.
Baktığında 25-30 bin lira para değil, binlerce km ötede bambaşka deneyimlere şahit oluyorsun ama çoğu insan bir dahaki yıl giderim, şu yaşa gelince giderim, evlenince giderim, çocuklar büyüyünce giderim diye sürekli erteliyor.
Sonra da yaşlanıyor ve hiç gidemiyor.
Çoğu insan tabelalarını okuyamadığı bir sokakta hayatı boyunca hiç kaybolmuyor.
Kimsenin tanımadığı bir yerde oturup saatlerce sadece etrafı izlemiyor ama insana bunun kadar iyi gelen çok az şey var.
Bazı insanlar bütün hayatı boyunca aynı sokaklarda yürüyor.
Hayatı boyunca aynı markete gidiyor, aynı insanlarla konuşuyor, aynı numaralı, aynı renkli otobüse biniyor.
Sonra bir gün dünyanın ne kadar büyük olduğunu hiç görmeden yaşlanıyor.
Bence insanın başına gelebilecek en üzücü şeylerden biri bu.
Para bir şekilde kazanılır da akıp giden zaman bir daha geri gelmez.
Para kazanmak insanı mutlu ediyor ama ruhu doyurmuyor.
Bir yerde şu an milyonlarca insan işe gidiyor,
bir yerde insanlar sahilde kahve içiyor,
bir yerde gece yeni başlıyor,
bir yerde gün doğuyor.
Ve çoğumuz bütün bunlar yaşanırken hep aynı yerde oturuyoruz, hatta odamızdan bile çıkmıyoruz.
Bu kadar büyük bir dünyada çok küçük bir alanda yaşıyoruz.
Bir gün son kez enerjimiz yerinde olacak.
Son kez saatlerce yürüyebileceğiz.
İşin garibi, o günün hangi gün olduğunu bilmeyeceğiz.
Bu yüzden bazı şeyleri ertelememek gerekiyor.
Dünyayı gören biriyle bütün hayatı boyunca aynı pencereden bakan bir insan aynı olmuyor.
Amerikalı şef ve gezgin Anthony Bourdain’in de dediği gibi:
Gençsen, sağlığın yerindeyse ve öğrenmeye açsan, mümkün olduğunca uzağa gitmeni tavsiye ederim.
Dünya bir kitaptır. Seyahat etmeyenler sadece bir sayfasını okur…
Hayat sabah kalkıp işe gitmekten, her gün aynı otobüsü kullanmaktan, aynı televizyon kanallarını seyretmekten, aynı yollarda yürümekten ibaret değil.
Amaç, mezarlıktaki en zengin insan olmak da değil.
Enerjiniz varken yapın…
Bilmediğiniz sokaklarda saatlerce yürüyün, kaybolun, ıslanın, tanımadığınız insanlarla aynı masada oturun, bir daha eski siz olmayacaksınız…