Depremde gönderdiği yardımı sırf o bölgeden istediği oy oranı çıkmadı diye haram edenler, sizin paralar gerçekten haram oldu… Keser döner sap döner gün gelir hesap döner.
İddialar gerçekten korkunç. Haluk Levent haberini okuyunca ilk şunu düşündüm: Öylesine nefret, kin dolular ki hayır yapmaları bile nasip olmadı. Kızılay’ın, depremzedelerin ahı üzerinizde.
Yardımı biz yaptık ama onlar başkaları yaptı sandı sandıktan onu anladık deyip 1şişe suyu bile başa kakanların 5kuruş haram paralarının bile halkın boğazından geçmemiş olması ibretlik
Gazze'de 45 günlük Nida bebek açlık ve imkansızlıktan şehit oldu!
Katil İsrail'in ablukası altındaki Gazze'de, çadırlarda yaşam mücadelesi veren 45 günlük bebek Nida İbrahim Dhib, mama kıtlığı ve temel insani ihtiyaçların yokluğu nedeniyle hayatını kaybetti.
VİDEO + 18 değil aslında izleyenlerin içni parçalıyor!
İsrail'in ABD desteğiyle Gazze'de yaptığı katliamı unutmayın unutturmayın‼️
Gazze’de yapılanları unutmayın!
Gazetede soykırım yapıldı yapılmaya devam ediyor
Gazze İsrail Suriye abd Rusya Putin Devlet Bahçeli okan güran Terörsüz Türkiye #SüreciBaltayacağız İmralı Kürtçe Abdullah Öcalan Şehit Cübbeli yunanistan 57 Rahmetle Ahmet Türk Sondakika GenelAf patlama erdoğan
Sanat Sepet tayfaya ıslık gelmiş belli ki, kuyruklarını sallaya sallaya dökülmüşler ortaya. Bu lalelerin kendi fikirleri olmadığını sanırım artık herkes biliyor.
Allah'ın kitabının sarhoş berduşlar diliyle kamu önünde tahkir edilmesini ''hakkımız'' diye savunuyorlar. Bu yavşakları semirtmeyin.
Allah'ın kitabı size öz namusunuzdan evla değilse gidin kendinize ağlayın. Öz namusunuza küfredilmesini ''özgürlük'' kılıfı ile savunanın küfredenden farkı ne ?
İzzetli bir insan bunların gölgesine gölgesini değdirmez.
🚨Gazze'den gelen tıbbi uyarılar, ağır savaş şartları nedeniyle bebeklerde anomali vakaları ve hamilelerde düşük oranlarının ciddi şekilde arttığını gösteriyor.
Sağlık uzmanları, bölgede uzun vadeli bir sağlık felaketinin yaşandığını belirtiyor.
Bu konuda uzun uzun yazıp linci göze alan insan sayısı zaten çok az. Şunun bile dile getirilmesi bugün ciddi bir tepkiyi göze almak demektir. Fakat Hz. Hatice Validemizi adeta bir tezgâhtar gibi, sürekli çarşıda pazarda insanlarla birebir muhatap olan biri gibi anlatmak, siyer bilgisiyle de örtüşmeyen bir yaklaşımdır.
Kaynaklara baktığımızda Hz. Hatice’nin ticaretini vekilleri aracılığıyla yürüttüğünü, kölesi Meysere’nin de bu işlerde önemli bir rol üstlendiğini görüyoruz. Zaten güvenilir birine ihtiyaç duymasının sebeplerinden biri de ticari işlerini bizzat takip edememesi ve mallarının başında duramamasıydı. Bu nedenle Hz. Muhammed’i (s.a.v.) ticaret kervanının başına gönderdi, dönüşte de Meysere’ye onun dürüstlüğü ve güvenilirliği hakkında sorular sordu.
Dolayısıyla Hz. Hatice’nin ticaretle meşgul olmasıyla bugün “kadınlarımızı tır şoförü yapalım” mantığı üzerinden kurulan söylemler aynı şey değildir. İkisini birbirine karıştırmak hem tarihî bağlamı hem de siyer bilgisini göz ardı etmektir. Biraz bu ezberlerden çıkıp meseleyi kendi şartları ve kaynakları içerisinde değerlendirmek gerekiyor.
Kadının çalışması meselesine hep iki uç noktadan bakıyoruz. Çalışmamayı tembellik, çalışmayı ise fıtrata ters görme algısı arasında gidip geliyoruz.
Çalışanlar ürettikçe iyi hissettiğini söylüyor, çalışmayanlar ise çalışanları eleştiriyor. Halbuki meseleye şöyle baksak?
İnsan durağan değil, üreten bir varlık. Üretmek, anlam katan işlerin peşinde olmak insana şifadır; boşluk ise depresyondan tutun her türlü hastalığa davetiye çıkarır. Bir kadın evde sadece duruyorsa, bütün gün televizyon başındaysa, kendine ve çevreye hiçbir katkısı yoksa bu elbette tembelliktir ve fıtrata terstir.
Ama saatlerce evden uzak kalıp, dışarıda erkek dünyasının kurallarıyla yarışıp yıpranmak, dönüşte bir de ev işi ve çocuk sorumluluğu taşımak da kadına zulümdür. Çünkü kadının fıtratı ev eksenli yaşamaya daha uygundur.
Asr-ı Saadet’e baktığımızda da bunu görürüz. Kadınlar hayatın tam merkezinde, üretimde aktif rol alıyorlardı ama yaşam alanlarını feda etmeden yapıyorlardı bunu.
Hatırlayalım; Fatıma radiyallahu anha evinde un eğirirken elleri nasır tutacak kadar emek veriyor, yorulduğunda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'den bir yardımcı istiyordu. Zeyneb annemiz evinde deri işliyor, el emeğini satıp onunla sadaka dağıtıyordu, hatta bu üretkenliğiyle bilinirdi.
Aralarında evini bir nevi güzellik merkezine, kuaföre çeviren, kadınlara orada hizmet veren sahabe hanımlar vardı. Aişe radiyallahu anha ise evini bir üniversiteye, ilim yuvasına dönüştürmüştü; ümmetin dini orada şekilleniyordu.
Yani kadının emeği vardı, parası vardı, ilmi vardı ama mekanı ev eksenliydi.
Üstelik fıtrat sadece cinsiyetten ibaret değil; mizaç, zeka ve beden gücü de fıtridir. Kimi kadın daha narindir, evde kalmayı sever; kimi bedenen daha güçlüdür veya zekası pratik üretime çok yatgındır, daha hareketli bir hayat ister.
Bu tartışmalar ne zaman son bulacak, ne zaman doğru değerlendirmeler yapacağız?
Ne zaman ev hanımı denilince akla sadece tv izleyip dedikodu yapan profil gelmekten çıkacak ve çalışan kadına yüklenen bu ağır zulüm ne zaman bitecek?
Ve en önemlisi; bu kadınlar aynı gemide olduklarını fark edip birbirine sataşmayı ne zaman bırakacak?
Tabii bir de meselenin erkekler boyutu var. Kadının sırtındaki bu ağır yükü hafifletmeye yönelik somut bir adım atmadan, uzaktan kadın fıtratı üzerine teoriler üretmek, bu alanda durmadan atıp tutmak maalesef çok can sıkıcı. Pratik bir sorumluluk üstlenmeden sadece fikir beyan etmek, çözüme hiçbir katkı sağlamıyor.
Kararlarımızı tamamen bağımsız verdiğimizden emin miyiz? Dönüm noktalarımızı oluşturacak anlarda verdiğimiz kritik kararlara baktığımızda aslında o karara doğru meyledildiğimizi adeta sürüklendigimizi fark ederiz. Bu da bizim irademiz dışında başka bir iradenin varlığını gösterir