Babalık; hayata emekle, şefkatle ve sorumlulukla dokunma hâlidir.
Kimi evladına, kimi ailesine, kimi öğrencisine, kimi mahallesine; sevgisiyle, emeğiyle ve rehberliğiyle güven veren herkesin Babalar Günü kutlu olsun.
Hayata iyilikle iz bırakan tüm baba yüreklerine selam olsun.
Bülent Ecevit’in 1972 Kurultayı’nda sorduğu soru bugün de geçerlidir: CHP’de buyruk mu işleyecek, hukuk mu? Özgür bir partinin özgür üyeleri mi olacağız, yoksa kapıkulları mı?
Tarih bize şunu öğretir: Halkın ve örgütün iradesine rağmen siyaset yapanlar, bunu hiçbir zaman “halka rağmen” diye anlatmazlar. Hep daha büyük sözlerin arkasına saklanırlar: “Düzeni koruyoruz”, “partiyi temizliyoruz”, “hukuku işletiyoruz” derler.
Tarihsel ayrım tam da buradadır: Vesayet kendisini çoğu zaman düzen, arınma ve tecrübe diliyle gizler. Meşruiyet ise unvandan değil, halkla ve örgütle kurulan canlı bağdan doğar.
CHP’nin tarihi, kapıkulluğuna değil; mücadeleye yaslanır. Bugün de esas mesele budur: Buyrukla siyaset mi, hukukla ve örgüt iradesiyle siyaset mi?
İktidara yürüyen partimizin,genel merkezine yürüyenler ,tarih önünde hesap verecekler….
#Cumhuriyet Halk Partisi işgal edilemez!
#yaşasın Cumhuriyet Halk Partisi
#yaşasın onun yolunda kişisel menfaati olmadan yürüyenler.
Acabo de hablar con el presidente de Líbano Joseph Aoun sobre la grave situación en Beirut y el resto del país.
El pueblo libanés puede contar con nuestro apoyo total y asistencia humanitaria a los miles de desplazados.
Basta ya de escaladas. No más destrucción. No a la guerra.
Viyana’da doğup,tek kelime Türkçe bilmeden,1936 yılında 14yaşında tek başına,okumaya Türkiye’ye gelen”Hayatını Seçen Kadın”Hocaların Hocası #nerminabadanunat evinde ziyaret ettik.Muhteşem zekası ve hafızasına hayran kaldık🙏
Cumhuriyet Halk Partisi örgütü ne bir cenaze ne de masa başında yazılan senaryoların figüranıdır.
İstanbul İl Örgütümüzün iradesiyle seçilmiş yöneticilerini yok sayıp “cenaze” benzetmesi yapmak, partimizin köklü mücadelesine ve demokrasi tarihimize büyük bir saygısızlıktır.
Kimse unutmasın: CHP, kişilerin hırs ve hesaplarıyla değil, örgütün alın teri ve iradesiyle yol alır.
İstanbul örgütümüzün iradesi tartışmaya açılmaz, kayyum gölgesinde siyaset yapılamaz!
@CHP_istanbulil@ozgurcelikchp
Erzurum Kongresi, yalnızca bir toplantı değil; esaret teklifine karşı milletçe yükseltilmiş tarihi bir itirazdır.
23 Temmuz 1919’da, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde toplanan Kongre’de, manda ve himaye kesin olarak reddedilmiş, ulusal bağımsızlığın koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.
Bugün hâlâ o iradenin izinde, halkın egemenliğine ve yurdun bütünlüğüne sahip çıkmaya devam ediyoruz.
Tarihe geçecek o fotoğraf…
Mehmet Murat Çalık başkanımızın İzmir Şehir Hastanesi’nin mahkumları koğuşunda çekilen fotoğrafı.
Hastane’nin kapısında 80 yaşında annesi nöbet bekliyor.
#MehmetMuratÇalıkSerbestBırakılsın
Lütfen ulaştırabildiğimiz herkese ulaştıralım.
Vicdanımız sızlıyor. Bu seslere daha ne kadar kayıtsız kalınacak.
Masum bir vatan evladı dört duvar arasında canıyla sınanıyor.
Bir an önce #MehmetMuratÇalıkSerbestBırakılsın
Türkiye, tarihinin en kritik siyasal eşiğinden geçiyor. Sandıkta kaybetmeye başlayan bir iktidar, devletin kurumsal aygıtlarını siyasal bir tahkimat hattına dönüştürerek iktidarını koruma çabasını derinleştiriyor. Bu çabanın merkezinde yalnızca bireyler değil; doğrudan demokratik siyasetin meşruiyeti, muhalefetin toplumsal temsiliyeti ve halkın siyasal iradesi hedef alınıyor.
Bu kapsamlı baskı ortamında, Cumhurbaşkanımız Ekrem İmamoğlu’nun haksız ve hukuki temelden yoksun tutukluluğu; Genel Başkanımız Özgür Özel hakkında açılan soruşturmalar; seçilmiş belediye başkanlarımızın tutuklanması ya da gözaltına alınması; muhalefeti etkisizleştirmeye dönük sistematik bir tasfiye girişimi olarak karşımıza çıkıyor.
Tam da bu atmosferde, terör örgütü PKK’nın silah bırakması, ilk bakışta çatışmalı geçmişin sona erdirilmesi açısından olumlu bir gelişme gibi sunuluyor. Ancak sürecin nasıl kurgulandığına ve kiminle yürütüldüğüne baktığımızda, bu gelişmenin demokratikleşmeden çok otoriterleşmeyi derinleştirdiği, toplumsal barıştan çok siyasal mühendisliğe hizmet ettiği açıkça görülüyor.
En başta şunu net bir biçimde ifade etmek gerekir: Barış kadar, barışın nasıl yapıldığı da önemlidir. Barış, halkın iradesine dayanmalı, Meclis zemininde yürümeli, şeffaflıkla yönetilmeli ve hukukun üstünlüğüyle güvence altına alınmalıdır.
Oysa bugün tanık olduğumuz süreç;
- Meclis dışında,
- Toplumsal denetimden uzak,
- Kamuoyundan gizli,
- Ve en önemlisi, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın çağrıları üzerinden yürütülen bir müzakere modeliyle şekillenmektedir.
Bu yaklaşım, barışı demokratikleştirmez; tersine, meşruiyetten koparır. Hiçbir demokratik toplumda, ağır insan hakları ihlalleriyle anılan bir terör örgütü liderinin, toplumsal barışın meşru muhatabı olarak konumlandırılması kabul edilemez. Barış, terör örgütlerinin liderleriyle kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklarla değil; halkın gözü önünde, hukuka ve demokrasiye dayanarak yapılır.
Üstelik bu senaryo bize yabancı değil. 2007–2011 yılları arasında yürütülen çözüm süreci, yine benzer şekilde “demokratik açılım” ve “reform” söylemleriyle başlatılmış; ancak arka planda Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarıyla yargı felç edilmiş, muhalefet sindirilmiş ve yüksek yargı organları siyasal kontrol altına alınmıştı. Sonuçta demokratikleşme değil, otoriterleşmenin hukuki ve ideolojik altyapısı oluşturulmuştu.
Bugün sahnelenen süreç, o dönemin bir başka versiyonudur. Terör örgütünün silah bırakma adımı, içeride yürütülen yargı operasyonları ve muhalefeti zayıflatma hamleleriyle eş zamanlı biçimde gündeme getirilmiştir. Bu çakışma, bizlere sürecin arka planında çok daha derin bir siyasal mühendisliğin işlediğini göstermektedir.
Bugün geldiğimiz noktada, “barış” kavramı, ne yazık ki yeniden bir siyasal aygıta dönüştürülmekte; toplumsal beklentilerin istismarı üzerinden, iktidarın meşruiyet krizine panzehir üretilmeye çalışılmaktadır.
Unutulmamalıdır ki:
- Cumhurbaşkanımız Ekrem İmamoğlu, yalnızca bir şehrin değil, milyonların temsilcisidir.
- Genel Başkanımız Özgür Özel, kişisel değil; kurumsal bir demokratik mücadeleyi sürdürmektedir.
- Ve halk, tüm bu kurguların farkındadır.
Söz konusu süreç; sadece susturulmuş silahlarla değil, aynı zamanda susturulmuş siyasetle yürütülmektedir.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan, “silahların sustuğu ama siyasetin de susturulduğu” bir düzen değil; hem şiddetin hem de otoriterliğin son bulduğu gerçek bir demokratik normalleşmedir.
Barış; gizli mutabakatlarla, hukuk dışı müdahalelerle ya da siyasal tasfiye stratejileriyle değil, şeffaf, hesap verebilir ve hukuki ilkelere bağlı bir siyasal süreçle inşa edilebilir.
Ve ancak o zaman barış, bu toprakların ortak geleceğine hizmet eden bir toplumsal kazanıma dönüşebilir. Aksi hâlde, barış adıyla yürütülen her süreç, bir başka çatışmanın ve otoriterliğin eşiği hâline gelmeye mahkûmdur.
Müvekkilim Mehmet Murat Çalık ( @mmuratcalik )için sağlık gerekçeli tahliye talebinde bulunduk.
Geçmişte iki kez kanser tedavisi gören, bu hastalıkları sebebiyle vatani görevini dahi yapamayacağı yönünde terhis belgesi verilen ve son dönemde 15 kilo kaybeden müvekkilin cezaevi koşullarında hayati riski artmıştır.
Adil yargılama ve tahliye talebimiz doğrultusunda bu çağrımıza herkesin destek vermesini bekliyoruz.
Kamuoyuna saygılarımızla duyurulur.
@cihannnunal
Genel Başkanımız Özgür Özel’e yönelik saldırı, bu ülkenin umuduna, halkçı siyasetine ve demokrasiye yönelmiş açık bir gözdağıdır. Cumhuriyet Halk Partisi susmaz, sinmez, eğilmez! Bu kirli düzene teslim olmayacağız. Özgür Özel yalnız değildir!@eczozgurozel @herkesicinCHP
Korkunun ecele faydası yok!
Öyle de yenileceksin! Böyle de yenileceksin.
Haklılığımıza, cesaretimize, tevazumuza, güler yüzümüze yenileceksin!
Aziz Milletim;
Asla üzülmeyin, mahzun olmayın, umudunuzu yitirmeyin.
Demokrasimize yapılan bu darbeyi, bu kara lekeyi el birliğiyle söküp atacağız.
Bu süreci yöneten insanların, hem bu dünyada hem de ahirette yüce Yaradan huzurunda hesap vereceği günler yakındır.
86 milyon vatandaşımı sandığa koşmaya, demokrasi ve adalet mücadelesini tüm dünyaya duyurmaya davet ediyorum.
Dimdik ayaktayım, asla eğilmeyeceğim.
Her şey çok güzel olacak…
Sevgili vatandaşlarım,
Türkiye bugün büyük bir ihanete uyandı.
Yürütülen yargı süreci bir adli işlem değildir. Tam bir yargısız infazdır.
Milletimizi sorumluluk duygusu içinde hak mücadelesine davet ediyorum. Bu hak mücadelesi milletimizin ve evlatlarımızın geleceği meselesidir.
Türkiye’nin geleceği için bugün mutlaka oyunuzu kullanın. Sonra da İstanbul Saraçhane’de ve diğer illerimizde demokrasi meydanlarında buluşarak sesinizi yükseltin.
Milletin iradesini çalanlara karşı sorumluluk alma, hak mücadelesine katılma günüdür.
Hiç kimseyi arkada bırakmadan hep birlikte.
Kreş açtığım için hakkımda soruşturma açılmış. İfade vermek isterdim ama şu an gözaltındayım, yoksa seve seve bu şehrin çocukları için yaptığımız kreşleri tüm gücümle savunurdum. Kreş açma suçunu işlemeye devam edeceğiz. Geleceğimiz olan evlatlarımızın kreşlerini de milletimize emanet ediyorum.