"Burada Apoculuk, klasik anlamda bir ideoloji olmaktan ziyade, seküler bir teoloji gibi çalışır. Kurucu figür, tarihsel bağlamından koparılır; sözleri bağlama göre yeniden düşünülmez, ayetleştirilir. Metinler, zamanın koşullarına göre tartışılacak belgeler değil, yoruma kapalı referanslar hâline gelir. Bu yapı içinde siyasal akıl durur; yerini tekrara dayalı bir ritüel dil alır. Bu ritüel, Kürt toplumuna sürekli şunu telkin eder: Düşünme, hatırla; üretme, sadık kal; sorgulama, bekle."
https://t.co/BEPTbOMfWv
@sonhaber_ci@VeyselTekin62
Yarın bi gün tr bi savaşa girse apocular tamamen karşılıksız bi şekilde en ön cephede tr için savaşır. Bunu da barışa giden yolda bi adım cart curt diye kitlelerine yedirirler. Öyle bi kitle bunlar.
'TIMARHANE FELSEFESİ'NDE* BUGÜN
Tayip Temel, "şeyhini uçurmak için" kaleme aldığı "İmralı’da tek kişilik satranç: Öcalan’ın taraflara eleştirisi" yazısının omurgasını oluşturan, Stefan Zweig'in "Satranç" (orijinal adı: Schachnovelle) adlı uzun öyküsünü ya okumamış ya da okumuş ve kasıtlı olarak mesajını tersine çevirmiştir.
Çünkü hikayenin ana teması, baskı ve tecrit (yalnızlık) altında insan psikolojisinin çöküşü ile Nazizm'in yıkıcı faşizmine karşı sonu trajik biten entelektüel direniştir.
Yazarın intihar etmeden önce kaleme aldığı bu son başyapıt, görünürde iki karakter arasındaki bir satranç müsabakasını işlese de derin planda totaliter rejimlerin insan ruhunda bıraktığı tahribatı sembolize eder.
Öykünün derinlemesine incelediği alt temalar şu şekilde sıralanabilir:
Psikolojik Tecrit ve Delilik, Zihinsel Parçalanma: Karakterlerden Dr. B., Naziler tarafından kapatıldığı bomboş bir otel odasında hiçbir dış uyarana maruz kalmadan aylarca sorgulanır. Bulduğu bir satranç kitabı sayesinde hayatta kalmaya çalışırken, bir süre sonra kendi zihnini ikiye bölerek kendine karşı oynamaya başlar. Bu durum, zihnin kendi kendini yiyip bitirdiği ve deliliğe (satranç zehirlenmesine) yol açan trajik bir saplantıya dönüşür.
Hiçlik ve Yalnızlık: Mekansal ve sosyal izolasyonun, insan bilincini nasıl yok etme noktasına getirdiği çarpıcı biçimde sergilenir.
Siyasi Eleştiri ve Nazizm Karşıtlığı, Barbarlık vs. Kültür: Kaba, eğitimsiz, sadece mekanik olarak hamleleri ezberlemiş dünya şampiyonu Mirko Czentovic figürü, her şeyi yakıp yıkan sığ ve acımasız Nazi Almanya'sını simgeler.
Aydınların Çaresizliği: Geniş bir iç dünyaya ve entelektüel birikime sahip olan Dr. B. ise, Avrupa'nın faşizm karşısında ezilen, sürgün edilen ve çaresiz kalan aydın sınıfını temsil eder.
Takıntı, İrade ve Kaçış, Kurtuluş ve Esaret: Satranç oyunu başlangıçta hücredeki Dr. B. için zihni koruyan bir sığınak ve kurtuluş aracı iken, zamanla onu ele geçiren bir hapishaneye dönüşür. İnsanın hayatta kalma arzusu ile yıkıcı takıntıları arasındaki ince çizgi sorgulanır.
Dr. B., hücreden kurtulduktan sonra gerçek dünya şampiyonu Czentovic ile masaya oturduğunda, tek kişilik oyununun yarattığı o zihinsel takıntı (delilik) hücresi yeniden nükseder. Oyunu kazanabilecek durumdayken bile öfke, sabırsızlık ve sinir krizi içinde masayı terk etmek zorunda kalır. Son sözü şudur: "BİR DAHA ASLA SATRANÇ OYNAMAYACAĞIM."
Özetle Zweig, tek kişilik bu zihinsel savaşın insanı "güçlendirmediğini", aksine kalıcı olarak sakatladığını anlatır. Dr. B. gerçek dünyaya döndüğünde o oyunun kurallarını yürütemeyeceğini anlayarak tamamen geri çekilir.
Tayyip Temel ise Öcalan'ın ağzından "Bu duruma son vermenin yolu, müzakerenin önünü açan iradeli ve inisiyatifli muhatapların karşıma çıkarılmasıdır. Bu yasa mutlaka bu duruma son verecek niteliğe ve işleve sahip olmalıdır.” diyor. "Gerçeği eğip bükmek", buna denmezse neye denir?
Tayip Temel'in şeyhi ise, "yenilen pehlivan güreşe doymaz" misali yıllardır siyah ve beyaz taşları oynatanın başkaları olduğunu idrak edemediği için satranç taşlarını habire yeniden tahtaya dizmeye çalışıyor. "Trajik", buna denmezse neye denir?
* "Tımarhane felsefesi" terminolojisi Ragıp Duran'a ait.
Tek kişilik satranç evet. Ama o satranç şöyle oluyor @TayipTemel 👇
https://t.co/k5aILsKZsR
Ve sizin anlı şanlı “önderlik” piyon bile değil o oyunda.
@d_ragip@mustu_yldz
Zweig’in Satranç’ını okuduklarına ihtimal vermiyorum. Okusalardı Dr. B.’nin psikolojik çözülüşünü “iki taraf adına hamle yapan büyük müzakereci” diye pazarlamaya kalkmazlardı.
Eskiden peygamberlere benzetiyorlardı, belli ki o mitolojik paket artık yeterince modern bulunmuyor. Şimdi biraz Zweig, biraz felsefe, biraz satranç serpiştirip yeni bir entelektüel önderlik ambalajı hazırlıyorlar.
Yalnız küçük bir sorun var,Zweig’i okumadan Zweig, satranç bilmeden satranç metaforu kurunca ortaya siyaset teorisi çıkmıyor, çıksa çıksa kültürlü görünmeye çalışan bir fan kulübü çıkar.
Bir sonraki aşamada Hegel’i de İmralı heyetine yazarlarsa şaşırmayacağım.
Satranç iki kişiyle oynanır. Peki, siyasette bütün hamleleri tek kişi yapmak zorunda kalırsa ne olur?
Stefan Zweig’in Satranç’ından Öcalan’ın “tek kişilik satranç” metaforuna uzanan bu yazı; tecridi, muhataplık krizini ve müzakerenin dehşete dönüşen çıkmazını tartışıyor.
Mutlaka okunmalı;
https://t.co/U66V42xGVC
İşin tuhaf yanı kimse bu 70 huriye sormuyor sizin rızanız var mı? Bu kel, göbekli, çirkin yaşlı amcalarla evlenmeden birlikte olmayı kabul eder misiniz? Bu huriler insan değil mi, birey değil mi, bunlar yapay zeka mahsulümü :)))
Her ne kadar tam manasıyla aynı olmasa bile bu 2. Çeçen-Rusya savasından sonra yenilgiye uğrayan Çeçenlerin kaderine çok benziyor. Bugün Çeçenistan yönetimi asla ayrılıkçı Çeçen milliyetçiliğine müsaade etmiyor, tamamen Rus güdümünde bir yapı var.
PKK Ankara’da kuruldu, günü gelince, Ankara’da tasfiye kararı verildi.
Elbette, bu örgütün bir terör örgütü olduğunu, bu yasaya destek vererek, gerek Öcalan, gerekse de DEM Parti de kabullenmiş oldu.
Buraya kadar her şey olağan seyrinde yürüdü, şaşılacak bir şey yok.
Esas şaşılacak olan, bundan sonraki süreçte yaşanması olası şeyler olacaktır.
Çünkü bundan sonraki süreçte, şimdiye kadar kendisini “Kürt Özgürlük Hareketi” olarak tanımlayan bu örgütün unsurları, bu örgütün tartışmasız lideri konumunda olan Öcalan’ın belirlediği hedef doğrultusunda, Türk devletinin hizmetine amade olarak kendi milletinin milliyetçilerine karşı harekete geçecektir.
20 Ocak 2026'da daha henüz ortada çerçeve yasa masa yokken ben o tarihte Apo'nun ''Devlete'' teslim olduğunu artık ''Devletin'' emir eri olduğuna dair tweet atmıştım. Bugün ise yeni yeni minik de olsa Kürt kesiminde ''ya ne oluyoruz'' refleksi gözlemliyorum.
Geçmiş olsun...
@yektantyilmaz Program harikulade idi, özellikle Ragıp bey kırıp dökmeden soft şekilde ''Apo'' yu adeta lime lime doğradı ve bunu o güzel duru Türkçesi ile yaptı :))
Sanırsın bahsi geçen yer ABD yahut Kanada; beyefendi bu rejimin seni, beni, ötekisini, berikisini; terörist ilan etmesi için ''terör örgütüne'' ihtiyacı yok.
Çerçeve yasa metninde "Erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez" diyor. Yani 2 Mayıs 2005'te işlenmiş bir suç için denetime gitseniz bile, 10 yıl sonra, yani 2036'da sizi tekrar cezalandırabilirler.
Türk devleti, iyi düğüm atıyor.
Kimse kimseyi kandırmasın, komisyona sunulan yasa Türk üstünlükçü yasa. İçeriği bıraktım dili bile faşizan. Bu yasayı böyle kabul etmek 50 yıllık mücadelenin de inkarı olur.
1-Abdullah Öcalan Kürtlerin ''Doğu Perinçek''idir.
2-Uluslararası güç merkezlerinin desteğini almış bir diktatörle uzlaşma/çözüm/demokrasi gibi pişirilmiş pilava kaşık sallayan DEM fiilen bitmiştir/iradesizleşmiştir.