📢 İstanbul üzerine yazılmış kitapların sitesi https://t.co/7t9QNWeeZG son güncellemesi ile yayında! İstanbul semtleri, kurumları, yapıları ve yapı türleri üzerine 4.000’e yakın kitabın künyesini ister çevrimiçi inceleyin, ister Excel olarak indirin. Son eklenenler şöyle: ⬇️
Odysseyus tayfası girdi mağaraya
Niyetleri vardı uzun süre kalmaya
Koyunlar geldi mağaraya sürüylen
Odysseyus dedi uyuruz bunların yünüylen
Tam koyuna yaptı hamleyi
Tek gözlü dev geldi vurdu silleyi
Dev yoruldu yattu uyudi
Odysseus bağladı samanı kendini korudi
Tayfa aldı sopayı soktu devun gözüne
Dev bağırdı odysseus senin benle derdun ne
Dev aldı adamı tükurdi kafayu miğferlen
Odysseus aldı yayu vurdi oki sinurlen
Odyssey tayfası tekneye koşar koşar kaçamaz
Dev tekneye vurur vurur kıramaz
Dev döndü etti kelamu
Dedi Poseydon versin senin belanu
Sen benu kör ettun
Tanrılar kessun senin cezanu
Gamze Özçelik depremde aylarca sahada kalmıştı. Çorbayı da erzağı da kendi dağıtmıştı. Takip ettiğim kadarıyla hâlâ bölgedeki çalışmaları sürüyor.
Başka ülkede gönüllü olarak çalışmalarına katıldım. Otobüsle çöle yaptığı yolculuk öyle zorluydu ki ben asla göze alamam fakat o almıştı.
Samimiyeti, mücadelesi ortada ama seçtiği hayat nedeniyle “kurtarıcı” görülmedi.
Kendisinden razıyız.
Göze Görünen Işık, Ruha Çöken Gölge
İnsanoğlunun dış dünyayı anlama ve anlamlandırma çabası, çoğu zaman kendi iç dünyasında biriken karanlığı örtme gayretinden başka bir şey değil.
https://t.co/HsCmohdXAQ
@anakontess@gurbetogli hocanın siyasi durumu, okuldaki belli bir kesim tarafından sevilmemesi v.s konunun burasında değilim. yöneticilik idare etme sanatıdır. madem kurumu temsil ediyorsun oradaki o süreci yöneteceksin. malzeme vermeyeceksin. diplomasını verip göndermek çok zor bir şey değil.
@anakontess@gurbetogli fotoğraf çektirmemek ne zaman hadsizlik oldu? her yanlışı savunmak zorunda değilsiniz. diplomayı veren hoca egosuna yenik düşüp çiğ hareketler yaptı, süreci yönetemedi. bu kadar basit.
Aslında yalnız Türkiye’de değil dünyanın hemen hiçbir yerinde ifade özgürlüğü isteyenlerin oranı %5’i bulmaz. Çünkü ifade özgürlüğü çoğunluk istedi diye kazanılmış bir hak değildir. Toplumun %5 kadarını temsil eden elitler arasındaki iktidar mücadelesi sayesinde kazanılmış bir
@parmakuclari Sizinle fotoğraf çektirmek zorunda değil. Edeblice diplomasını verirsiniz. O da edeblice yerine geçer. Bu kadar basit bir meseleyi sırf egonuza dokunduğundan dolayı buralara kadara getirmişsiniz.
Ya gerçekten inanılmaz. Herhangi bir parti klip hazırlayabilir ama bunun paylaşılacağı yer Milli Takım’ın resmi hesabı değildir.
Milli takım siyaset üstüdür. Onun üstünde sadece ay-yıldızlı bayrak olur, başka hiçbir partinin gölgesi olamaz. İletişim Başkanlığı ne işe yarıyor?
A Millî Takımımız için, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda, AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı tarafından hazırlanan “Siz Hepiniz Biz Türkiye” marşı sizlerle.
Millî Takımımızın Dünya Kupası yolculuğunda birliğimizi, beraberliğimizi ve ortak heyecanımızı yansıtan bu anlamlı çalışma; milyonlarca vatandaşımızı ay-yıldızlı formamızın etrafında buluşturan güçlü bir mesaj taşımaktadır.
Bu kıymetli eser için başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Ak Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı’na, katkı sunan, emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
Taşköprüzade'nin Miftâhu's-Saade'si, ilimlerin sistematik tasnifinde Avrupa ansiklopedistlerinin yüzyıllar öncesine aittir. Kâtip Çelebi, hem Keşfü'z-Zunûn'uyla bibliyografik akılcılığın, hem de Mîzânü'l-Hak'ıyla erken modern bir epistemik eleştirinin temsilcisidir. İbrahim Müteferrika matbaayı siyaset teorisiyle eklemleyerek kullanmıştır. Osmanlı astronomi pratiği Uluğ Bey mirasını Takiyüddin'e taşımış; kelam geleneğindeyse İslam dünyasının en rafine yapılarından birini üretmiştir. Bunların hiçbiri "sıfır" değildir; ancak bunların hiçbiri elbette bir Newton ya da Copernicus gibi bilim ve düşünce tarihinde derin kırılmalar yaratan isimler de değildir.
Bu bakımdan "hiçbir şey yok" cümlesi, tarihsel bir tespit gibi söylense de aslında normatif bir mahkûmiyet hükmüdür; ve bu hükmün ölçütü, amentü gibi içselleştirilmiş Batı-merkezci bir standart hiyerarşisidir. Esas mesele, yani Ahmet Arslan'ın böyle abuk subuk laflar etmesini sağlayan, iflah olmaz self-oryantalizmidir. İçten içe arzuladığı gibi Urfa'da değil de, mesela Londra'da doğmuş olsaydı bu sıkıntıları yaşamazdı.