Biz bu dünyaya cennette gibi yaşamak için gelmedik; cennete gidebilmek için geldik. Bu gerçeği kabullenip içimize sindirdiğimiz zaman hiçbir dert bizi çiğneyemez, ezemez.
Bugün şöyle bir yazı okudum:
“Her ne olursa olsun, Allah'ın hükmünün sizin için en uygun ve en yararlı olduğu hususunda kalbinizi ikna etmelisiniz.”
Bunu okumak kolay olsa da kalbe kabul ettirmek bazen zor imtihan.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"İyilik, nefsin uygun gördüğü ve yapılmasını kalbin onayladığı şeydir.
Günah ise içini tırmalamayan ve başkaları sana yap diye fetva verse bile içinde yine de şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir."
Kaynağı din olmayan “dini” hassasiyetler, insanı yorar ve kaynağı din olan hassasiyetleri eritir. Gereksiz şeylere tahammül, gerekli şeyleri ihmal ettirir.
İnsan, fikir tarlasında soluklanladığı hiçbir âlim ve mütefekkire hürmetsizlik yapmamalı. Şüphesiz ki herkes tenkit, her yanlış da tashih edilebilir. Zira bu ilim/fikir haysiyetinin gereğidir de. Fakat ilimde haysiyet edâsı, üslûpta edep tavrına mani olmamalı.
Her eser üç şey sayesinde ortaya çıkar: niyet, gayret ve kabiliyet.
Fakat unutmamak gerekir ki bu üç şey de Hakk’ın bahşettiği ve yine Hak için istihdam edilmesi gereken nimetlerdir.
Bize sıcacık kalpler ve soğukkanlı kafalar lazım. İyiyi kötüden ayırmak için sıcak bir gönül; hata yapmamak, düşüncesizce hareket etmemek için serinkanlı bir kafa...
(Alıntı)