Silivri'de 9 no'lu infaz kurumunun kayıtların alındığı kısmında (Ziyaretçi Merkezi denir, bir nevi bekleme odasındadır), doğduğundan beri sağolsun infaz memurlarıyla ve avukatlarla el birliğiyle büyüttüğümüz bir kedi vardı. Adını "Tahliye" koymuştuk. Bir köşede küçük bir evi, mama-su kabı vardı. Genelde evrak dolabının üzerinde uyurdu. Tuvaletini dışarı gider yapardı. Fındık farelerini bazen yakalar, bazen de onlarla oynardı. Çok sevecendi, ziyaretçi merkezini evi olarak benimsemişti. Özetle, yaklaşık 1,5 yıldır merkezin maskotu, hepimizin neşesiydi. Geçtiğimiz hafta bir baktım Tahliye yok. Eşyaları da yok. Ziyaretçi merkezinde avukatlar saatlerce bekledikleri için birkaç koltuk koymuşlardı, onları da götürmüşler, yerine sandalye koymuşlar. “Ne oldu? Tahliye nerede?” diye sordum panikle memurlara. “Bilmiyoruz, biz de çok üzgünüz” dediler. Başladım ağlamaya. Çünkü biliyorum ki onları götürüp çorak yerlere atıyorlar. Tahliye ev kedisi gibi büyüdü ve kediler yaşadıkları kişilerden ziyade yeri benimserler. Ne yapar dışarıda, nasıl yaşar, diye hüngür hüngür ağladım. Aslında yalnız buna değil, hepimize iyi gelen bir kediye bile tahammül edemeyecek kadar kötü olmalarına, asla idrak edemeyeceğim kadar kötü olabilmelerine, bu kadar kötülüğün dibimize kadar sokulmuş olmasına ağladım. Vallahi o gün her şeye birden çok ağladım.
Ben somut adalet için çalışırım ama ilahi adalete de inanırım. Dualiteye, aydınlıkla karanlığın dengesine, karmaya yani insanın ne ederse onu eninde sonunda bulacağına inanırım. Bu kadar kötülüğü yapanların karşılığını bulacağı günleri sabırla bekliyorum. Çok büyük bir sabırla. Biz göremesek de veya bu dünyada değilse de başka bir zamanda yaşayacaklar bu karşılığı. Umarım şahitlik etme şansına nail oluruz. Umarım.
Sevgili dostlar, adını ne burada ne yayınlarımda anmaya tenezzül ettiğim bir şey(!) "CHP'den para aldığımı ve bunun için yaşanan kayyım rezaletini eleştirdiğimi" yazmış. Gazeteci görünümlü çantacı- iş takipçileri de bunu alıntılamış. Elbette dava açıp hesabını çatır çatır soracağım.
Hayatım boyunca hiçbir siyasi partiden, partiliden, para almadım. Bu, bunu iddia eden paralı ahlaksızların asla anlayamayacağı ama benim için olmazsa olmaz bir kuraldır: Çünkü, siyasiden para alan, talimat da alır. Bana o talimatı verecek kişi daha doğmadı!
Çıtayı daha da yükseğe koyayım hatta; bırakın para almayı bir tane -herhangi bir siyasi görüş ya da partiden- siyasetçi "Ben O'na yemek ısmarladım" desin ve ispatlasın gazeteciliği bırakırım!
Haysiyetimi, adımı sokakta bulmadım kimseye de çiğnetmem!
Hukuk önünde hesap vereceksiniz!
ÖNEMLİ NOT: Okuyan sevgili dostlarım, bu pek yaptığım bir şey değil ama hepinizden bu açıklamayı RT yapmanızı rica ediyorum.
Her şeyden nefret ediyorlar. Kendileri hariç.
Kedilerin yüzüne yağ çözücü falan sıkıyorlar ya.
O sırada Kanada, evde beslenen hayvanların ev halkından sayılması kararını alıyor.
Biz süpürge reklamı tartışıyoruz.
Hiç cevap vermemekle dakikada on twit atmalıyım arası bir yerdeyim.
MADENCİ KAZANDI!
İlk günden beri yanımızda olan herkese teşekkür ederiz. Tüm Ankara halkını 19.00'da yapacağımız açıklamaya ve ardından madencileri uğurlamaya çağırıyoruz. Teşekkür ederiz.
#DorukMadencisiKazandı
Az önce modern köleliğin "ütopya" ambalajıyla pazarlandığı bir paralel evrene düştüm.
İş-yaşam dengesini tamamen rafa kaldırıp, haftanın yedi günü 18 saatlik mesaiyi gururla "adanmışlık" olarak sunan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Özel hayatı, sağlığı ve aileyi unutup sadece başkasının hayali uğruna ömür çürütmek vizyonerlik değil, düpedüz plaza prangasıdır.
Emeğinizi sömürmeyi "büyük bir tutkuyla dünyayı değiştiriyoruz" masalıyla meşrulaştıran bu tarz toksik çalışma kültürlerinden arkanıza bile bakmadan koşarak uzaklaşın.
📍AKP ve Erdoğan’ı defalarca yendiği için cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’nun bugünki duruşmada söylediği tarihe geçen cümleleri sizler için özetledim:
— Benim helal bir diplomam var, gösteremeyeceğim bir üniversite arkadaşım yok!
— Ben üniversite arkadaşlarımla stadyum doldururum başkası tavla oynanacak birini bile bulamaz!
— Öfkem çok büyük sayın hakim. Öfkem artık saklanamaz bir vaziyette!
— Bir tane AK Partili belediyeyle ilgili hiç mi soruşturma olmaz?
— Bu ülkede artık adalet, 'istediğimizi vermezsen seni aylarca tutuklu yargılarız' şeklinde yapılıyor!
— Size soruyorum. Biz mi suç örgütüyüz, yoksa her davayı aynı bilirkişi ve aynı savcılarla kurgulayıp, sonra o isimleri ödüllendiren sistem mi suç işliyor?
— 1.5 milyar TL bir duruşuma salonu için harcanmış. Buna bu para harcanır mı? Bunu ancak gayrimenkule meraklı bir yargı mensubu akıl edebilir!
— Savcı sorguda bana 'Ekrem Başkan, kusura bakmayın, yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz. O zaman da siz bizi yargılarsınız' dedi.
— Ben de kendisine çok net bir şekilde şu cevabı verdim: 'Neden yargılanacağınızı düşünüyorsunuz? Suç mu işliyorsunuz? Siz kim, biz kim? Neyin tarafıyız? Biz bu ülkeye adalet gelsin diye mücadele ediyoruz. Bu düşünce bile başlı başına bir sorun! Ülkeye artık adalet gelmeli!
Sadece okuyup geçmeyin, bizler için bedel ödeyen bu insanın her cümlesini her yerde paylaşın.
EKREM İMAMOĞLU’NA ÖZGÜRLÜK!
Çevrenizde gördüğünüz, bildiğiniz yardıma ihtiyacı olan arkadaşları sabahları ücretsiz verilen askıda kahvaltı için Varuna Gezgin Kafe’lere yönlendirirseniz çok seviniriz.🙏
“Depremzede rehaveti” demiş Nagehan Alçı. Depremzedelerin “para harcama reflekesinin” kaybolduğunu söylemiş. Bölgede günlerce kalıp yüzlerce görüşmeyle bu sonuca ulaşmış.
“Depremzede rehaveti” gibi bir tanımlama ile, felaketi yaşayan insanları özne olmaktan çıkarıp neredeyse bir ekonomik arıza kalemi gibi tarif etmiş. Yüzlerce görüşmeden bu tanıma ulaşması için, “yas, travma, yerinden edilme, gelecek duygusunun çökmesi” olgularını hiç konuşmamış olması gerekiyor. Antakya’ya sıkça giden, farklı ekonomik koşullardaki kişilerle sohbet eden biri olarak, bu konuların konuşulduğuna eminim. Demek ki Nagehan Hanım, konuya sadece ekonomik çerçeveden yaklaşmak istemiş.
Ama ekonomik çerçevede de “Para harcama refleksi kayboldu” cümlesi problemli. Bu cümleye göre, depremzedeler, biraz silkelense yeniden “piyasaya katkı sunabilecek” tüketim makineleri.
Oysa ekonomik hareket güvenle ilgilidir. Güvende hissetmeyen insan harcamaz. Yarın nerede uyanacağını bilmeyen insan harcamaz. Çocuğunun okulunu, evinin yerini, işinin devamını bilmeyen insan harcamaz. Bu bir refleks kaybı değil; hayatın askıya alınmasıdır.
Ezcümle, Nagehan Hanım devletin bölgede “iyi çalıştığını” ama mağdurların “değerbilmez ve çıkarcı” davrandığını söylemek istemiş. (Belki YouTube videolarında sadece ekonomik değil, sosyolojik bir bakış açısı da vardır. Ama şu anda bunu bilemiyoruz)
Mağdurların yaşadığı yıkımı anlamak yerine, onların “yetersiz, isteksiz, sorunlu, menfaatçi, değerbilmez” ilan edilmesine çok üzüldüm. Antakya’daki (ve bölgedeki) arkadaşlarımdan, dostlarımdan, öğrencilerden böyle bir yoruma maruz kaldıkları için özür dilerim.
İyi seneler dostlar!
Kendi ayaklarıyla gelip ifadesini veren, sadece Ekrem İmamoğlu’nu çok iyi savunduğu için bir avukat tutuklandı, cezaevine gönderildi.
Kardeşim, Avukat Mehmet Pehlivan, tam 155 gündür; hiçbir somut delil olmadan, tamamen haksız ve hukuksuz biçimde Çorlu’da bir hücrede tutuluyor. Terörist değil, hırsız değil, arsız değil. 2 yaşındaki kızı babasını çok özlüyor. Hiç mutlu değil!
Kendisine “unutmayacağım, unutturmayacağım” diye söz vermiştim. Bu sözü yerine getirmek benim için namus borcudur.
UNUTMA, UNUTTURMA. @mehmettpehlivan
İstanbul Başsavcılığı’na ve İstanbul Emniyeti Siber Suçlarla Mücadele Birimi’ne sesleniyorum:
Bir gazeteci olarak değil, bir baba olarak sizden yardım istiyorum.
Bu ve benzeri hesaplar hakkında suç duyurusunda bulundum.
Tespit edebildiğim kişi ve hesap bilgilerini savcılığa resmi başvurularla ilettim.
Ancak iki yıldır bana diş geçiremeyen; buna rağmen çocuklarıma tecavüz edeceğini söyleyecek kadar alçalan, kendisini “Galatasaraylı” olarak tanımlayan ve anonim hesaplar arkasına saklanan bu şerefsizlerin bulunmasını talep ediyorum.
Bu kişilerin WhatsApp grupları ve Telegram kanalları bulunmaktadır ve buradan organize şekilde yönlendirilmektedirler.Bu tehditler görmezden gelinemez.Bu durum açık ve ağır bir suçtur.
Okumadan, dinlemeden, bilmeden ve bilerek, izlenme uğruna yayınlarında beni hedef gösteren korkak yayıncılara sesleniyorum:
Ben bu şerefsizi elbet bulacağım.
Ancak sizin; sırf izlenme uğruna, reklam verenlerinize yalakalık yapmak adına gazetecileri hedef göstermeniz nedeniyle bu durumu defalarca yaşadım.
Hakkım size helal değildir. Artık kendinize gelin. Haddinizi bilin.Sizleri son kez uyarıyorum.
Şimdi çıkıp “kınıyoruz, mınıyoruz” gibi samimiyetsiz açıklamalar yapmayın.
Yaşananlar, bizzat sizin beni yalan ve yanlış bilgilerle hedef göstermenizin bir sonucudur.
Yasa dışı bahis baronlarının çocuklarını kırmızı halıyla seremonilere çıkarırken gösterdiğiniz hassasiyet,
konu rengine göre mi değişiyor?
Kızım ve oğlum; sizin aptal futbol tartışmalarınızın, egolarınızın ve içinizdeki çirkefliğin tarafı değildir.
Yetiyorsa gücünüz bana yetsin .Çocuklarımdan uzak durun.
@istanbulCBS@TC_icisleri@SiberayEGM
Müvekkilim Tayfun Kahraman’ı az önce hastanede ziyaret ettim. Kendisi geçirmekte olduğu MS atağı nedeniyle tedavi edilmek üzere hastaneye yatırılmıştır. Müvekkilim her zamanki güçlü duruşunu korusa da, sağlık durumunun vahameti ortadadır.
Geldiğimiz aşamada Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmaması nedeniyle fiilen tutuklu bulunan müvekkilimin, sağlığında geriye dönüşü olmayan hasarlar oluşmaması için bir an önce tahliye işlemlerinin gerçekleştirilmesi gerekiyor.
Yeniden yargılama kararının yerel mahkeme heyetince uygulanmamasıyla başlayan hukuki kriz, hayati bir krize haline gelmiştir.
Bugüne dek her türlü hukuki yolu kullandık, kullanacağız. Ancak yasaların uygulanmasını bir kez de buradan zorunlu olarak talep ediyoruz. Bir an önce Anayasa Mahkemesi kararı uygulanmalı.
@tayfun_kahraman@de_meric
Sen adını anmasan kaç yazar? Sen kimsin? O büyük zaferi kazananların tırnağı olabilir misin? Makam araban ne olursa olsun o zafer için kağnılarla kilometreler yapan insanların haysiyetine erişebilir misin? Asla…
Sen yine Atatürk’ün adını anma, Anıtkabir’e gitme. Çok da tınnn.
Bugün biz yine Büyük Zafer’i kazananları anacağız, onların ruhuna dua edeceğiz. Bunu da engellesene.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Zaferde payı olanların hepsinin ruhu şâd olsun.
Bu artık öyle bir savaş ki ; mertçe, dürüstçe, adaletle kazanamayacaklarından eminler!
Her türlü, hatta "O kadarını da yapmazlar" dediğiniz kötülükler bile mümkün.
İMAMOĞLU’NUN DİPLOMASI BELGE OLMADAN MI İPTAL EDİLDİ?
Ekrem İmamoğlu’nun 18 Mart’ta iptal edilen diploması için avukatları aracılığıyla yürütmeyi durdurma talebiyle İdare Mahkemesi’ne dava açılmıştı.
O davada mahkeme 13 Mayıs’ta ara karar açıkladı.
Mahkeme İstanbul Üniversitesi’nden İmamoğlu’nun diplomasının iptaline dayanak gösterilen evrak talebinde bulundu. 13 Haziran’a kadar üniversiteye süre tanındı.
O süre bugün doldu ve İstanbul Üniversitesi “usulsüz” diyerek iptal ettiği diploma için mahkemeye hiçbir evrak “sunamadı” üzerine bir de “gerekli bilgi ve belgenin” temini için 30 günlük “ek süre” talebinde bulundu.
Şimdi akıllarda tek bir soru var… MAHKEMEYE EVRAK GÖNDEREMEYEN İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İMAMOĞLU’NUN DİPLOMASINI BİLGİ VEYA BELGE OLMADAN MI İPTAL ETTİ?
Detaylar @aalimacit ile hazırladığımız haberde. 👇
https://t.co/yf3nF0iVzB
Ölene kadar bir daha “sleepy” kullanmamak için başlı başına şu sebep yeter de artar.
Sleepy’nin patronu boykot çağrısını paylaşan işçiyi tazminatsız işten atmış.
Duymayan kalmayıncaya dek duyurmak boynumuzun borcudur.
#Boykot
Dışarı çıkana kestiğiniz yurtdışı çıkış harcı cezası yerine içeri girenden 50 usd ayak bastı vizesi alsanız, 2 milyar usd’ye yakın gelir elde edersiniz.