📍Küçük ölçekli bir dergi; dev bir şirketin ipliğini pazara çıkarırsa ne olur?
Bir grup araştırmacı gazeteci, Palantir’in İsviçre’deki faaliyetlerini incelemek için bir yıl boyunca çalıştı, 59 bilgi edinme başvurusu yaptı ve sonunda şirketin yıllardır sürdürdüğü ancak büyük ölçüde sonuçsuz kalan girişimlerini ortaya koyan bir araştırma yayımladı. PR içerikleriyle yüceltilen Palantir’in bu "başarısızlık hikayesi" karşısında cevabı ise dava açmak oldu.
İsviçre mahkemesi, şirketin 23 karşı beyan talebinin 22’sini reddetti. Palantir hüsrana uğradı.
Küçük bir haber odası ile dünyanın en güçlü veri şirketlerinden biri arasında geçen bu hikaye, araştırmacı gazetecilik, basın özgürlüğü ve veri egemenliği tartışmalarına dair önemli sorular barındırıyor.
Şimdi @sosyalkafa'da.
🔗https://t.co/1jTeyUbixY
Güzel beklenilen bu ! Meral Akşener’i masadan kaldıran ne oldu ? Neden aday olmakta ısrar ettiniz? Seçim gecesi genel merkez veri ağı , tabanı neden çöktü? Hesabını sordunuz mu ? Referandumda Mühürsüz zarfların peşini niye buraktınız? Madem öyle Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak neden İmamoğlu’nu açıkladınız? Kimlere bakanlık teklif ettiniz ama neden diğer liderlerden gizlediniz ? Anlatacağınız her ne ise belgesi var mı ? Ekmelettin İhsanoğlu fikrini size kim verdi ve kabul ettiniz ? Haydi bakalım bekliyoruz açıklamayı ..
IŞIKLARI SÖNMEYEN BİR ÜNİVERSİTE
#BilgiÜniversitesi 'nin maruz bırakıldığı, yaşam - ölüm ekseninde, ağır bir karar karşısında,
- Derin siyasi ve sosyal analizler,
- Kişisel olumsuz deneyim paylaşımları,
- "Ben demiştim" lafları,
- "Zaten belliydi" sinizmi,
- "Orada benim başıma şu gelmişti (Oh olsun!) nidaları,
- Bu "balyoz" karara hemen teslim olup, "Burada ne güzel günler geçirmiştik. Elveda Bilgi" romantizmi,
- "Zaten Türkiye'de hukuk mu kaldı?" sığlığı ve pısırıklığı,
Sesleri duyuluyor ve mevcut şartlar altında hiçbir anlam ifade etmiyor.
Karşı karşıya kalınan sorunun, Bilgi'yi de aşan bir ağırlıkta olduğunu görme şuuru ve yönelimi gözardı edilemez.
30. yılını 7 Haziran günü kutlayacak, Türkiye'nin seçkin bir eğitim ve araştırma kurumunun, asıl kurucu unsurları olan öğrenciler ve öğretim ve idari kadrosunun Bilgi'yi seçkin bir "gerçek" akademik kurum haline getirme gayretlerinin, 1999 yılı Ekim ayından itibaren çok yakından tanığıyım.
Yıllarca, mesai saatlerini gözetmeyen bir azimle, saatler boyu üniversitede çalışmalarını sürdüren akademik kadronun olduğu bir üniversite oldu Bilgi.
17 yıl Hukuk Fakültesi dekanlığını üstlendiğim bu kurumda, bu gerçeği, "ışıkları sönmeyen bir üniversite" olarak tanımlardım tercih günlerinde.
Hukuk Fakültesi'nin kurucu dekanı ve Türkiye Hümanist Ceza Hukuku Doktrini'nin öncülerinden, rahmetli Prof. Uğur Alacakaptan ise, bir "Üniversitenin kapılarının kapatılamayacağı" deyişiyle açıklardı bu gerçeği. Ve öğrencileri uyarırdı: "Burayı bir özel üniversite sanmayın, Bilgi bir kamu tüzel kişisidir."
Bilgi Üniversitesi'nin tüm öğretim üyelerinin 30 yıla varan bir süreçte dokuduğu bu kurumsal kimlik, ürettiği akademik yenilikçilikle Türkiye yükseköğretiminin, birçok devlet ve vakıf üniversitelerinin de benimseyip uyguladıkları politikalar, programlar üretti.
Bu nedenledir ki, onbinlerce Türkiye ve diğer ülkelerin yurttaşları geleceklerini bu kurumda geliştirebilecekleri umuduyla, Bilgi'yi seçtiler. Bireysel tercihlerin de ötesinde, söz konusu olan bu durum "halkın kendi geleceğini tayini"ne dair temel normun da bir tezahürüdür, bu bağlamda bir uygulanma biçimidir.
Bunları yok sayan bir bakış, insanın değersizliği gibi bir temel üzerinde yükselir. Adını ne koyarsanız koyun, bu gerçek değişmez.
Buna yol açan bir işlem hukuken de savunulamaz, hükm-i karakuşi mertebesindedir. Bunun bilincinde olan, tüm #Bilgili öğrenciler, mezunlar, öğretim elemanları ve idari personelin haklarını aramaları, tartışılamayacak, kendi geleceklerini tayin etme hakkının gereği kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Turgut Tarhanlı
İşte BİLGİ ruhu, tam olarak budur!
Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Kazandibi’nde yapılan forumda öğrenciler, hocalar, avukatlar ve baro temsilcileri bir araya gelip kapatma kararına karşı atılabilecek adımları tartıştı. Bireysel dava hakkından kolektif mücadeleye kadar her ihtimalin konuşulması, aslında bu yapının neyi temsil ettiğini net biçimde ortaya koydu. Korumak istediğimiz değer; düşünmekle kalmayan, harekete de geçen bir akademi kültürü.
Bu sahne, akademinin en yalın halidir belki de. Tartışmak, oylamak, karar almak ve eyleme geçmek… Hepsi aynı hisleri, aynı sorumluluk duygusunu taşıyor.
Mesele yalnızca bir üniversiteden ziyade santralistanbul’un taşıdığı hafıza ve bunun ne anlama geldiği.
İstanbul Bilgi Üniversitesi sınırlarında başlayan dayanışma, gittikçe kampüsü aşar bir hale geliyor. Bu bir kurum ile başlayan, diğer tüm kurum ve kişileri etkileyebilecek kötü bir senaryonun başlangıcını önleme mücadelesi. BİLGİ veya değil, BİLGİ’nin temsil ettiği fikri ve özgürlüğü savunmak gerekiyor.
Herhangi bir üniversiteden, herhangi bir medya platformundan veya herhangi bir siyasi partiden olan herkesi BİLGİ’yi korumaya ve öğrencilerin omzunda el, çığlığına çığlık olmaya davet ediyorum.
Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin mücadelesi devam edecek. Yuvamızı kurtarmak ve korumak en büyük dileğimiz.
Eğer BİLGİ içinde bulunduğu durumdan kurtarılamazsa, bunun devamı daha şiddetli şekilde gelecektir.
Sanırım Bilgi Üniversitesi’ne dair, birbirine benzeyen ya da hiç benzemeyen pek çok insanın ortak duygusu budur. Bilgi, farklılıklarla bir arada yaşamanın yalnızca söylem düzeyinde kalmadığı, gerçekten yaşandığı bir yerdi hep. Öğrencisi olmak başlı başına ayrı bir deneyimdi ama örneğin yalnızca Murat Belge ile İsmet Özel’i ya da Nabi Avcı ile Aydın Uğur’u, yahut Toktamış Ateş ile Mete Tunçay’ı aynı koridorlarda yürürken görmek bile yalnızca akademik değil, zihinsel ve kültürel olarak da dönüştürücüydü. Tam da bu yüzden türlü kesimlerden hazzetmeyeni de çoktu Bilgi’nin her daim. Başörtüsü yasağını uygulamayan tek özel üniversiteydi mesela. İsmail Cem’in dersinde dönemin Hürriyet’inin çektiği fotoğraflarda başörtülü arkadaşları gören dönemin YÖK’ü okulu bastığında, Tuğrul Eryılmaz, Ferhat Kentel, Semra Somersan, Arusyak Yumul, Alper Görmüş, Kürşat Bumin aylarca “onlar okula giremiyorsa biz dışarı çıkarız” deyip Kuştepe’de okulun karşısındaki kahvehanelerde ders yapan isimlerden sadece bir kısmıydı.
Bir cennet miydi? Hayır. Eleştirilecek de çok şey oldu bitti. Hele ki el değiştirmelerle birlikte ortamın, özellikle çalışanlar açısından, tatsızlaştığı da doğruydu, evet. Fakat bir üniversitenin, hiçbir ön işaret, bilgilendirme ya da hazırlık olmadan, bir gece ansızın yayımlanan bir kararnameyle kapatılmasını anlamak mümkün değil. Öğrenciler, bugün işsiz kalan onca çalışan… Gerçekten çok yazık, baya da acı. #BilgiÜniversitesi
@TurkTelekom Urla’da internet altyapısnı beceremediği için her ay ödediğim fatura. İnsanlar 300 liraya stabil internet alırken ben yağmurda fırtınada çalışmayan superboxla yurtdışına hizmet ihracatı yapmaya çalışıyorum. Adil mi bu? @ebekirsahin
Béla Tarr vefat etmiş. Kendisiyle 2017'de yapılan röportajda ölümü şöyle anlatmıştı:
"Hayat, günler geçtikçe, sessizce biter. Günlük rutininizi yaptığınızı sanırsınız, ama öyle değildir. Her gün biraz daha yaşlanırsınız. Hiç gürültü çıkmaz, hiçbir şey olmaz. Öylece olup biter."
@Payoneer_Help The same here — I’ve been waiting for 25 days for a response from your team. It feels like no one is addressing this, and I still can’t log in. Could you please look into this as soon as possible? 251001-019663
@gkhndgzl @aykiricomtr Evet orası, bir kere yorumlara kanarak gittik, dünyanın en sıradan pizzasını yedik. Hizmet için bir şey diyemem ama hiç abartıldığı gibi bir yer olduğunu düşünmüyorum.
@TurkNetDestek@YukenYes65072 Aynı şeyi Kuşadasında on gündür yaşıyoruz ama Telekom zahmet edecek de gelip sorunu çözecek. @TurkNetDestek de her gün oyalıyor takip ediyoruz diye. Bilgisayar yatıyor olduğu yerde, bir de hizmet vermediği günleri fatura edecek. Gerçekten ülkenin içine ettiniz.