Bugün gençlerimiz yalnızca ekonomik sıkıntılarla değil; fikrî bunalım, kimlik karmaşası, ahlaki yozlaşma ve geleceksizlik gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya.
Bugün gençlerimiz yalnızca ekonomik sıkıntılarla değil; fikrî bunalım, kimlik karmaşası, ahlaki yozlaşma ve geleceksizlik gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya.
Peki eğitim sistemi gençlerimize ne kazandırıyor?
Gençlerimizi bu tehlikelerden koruyacak kökten ve kalıcı çözüm nedir?
İslâmî eğitim anlayışı, neslimizin inşasında nasıl bir rol üstlenebilir?
Tüm bu sorulara cevap arayacağımız panelimize sizleri davet ediyoruz.
🎙️ Furkan Şahin
🎙️ Kadir Albayram
📅 10 Eylül Perşembe
🕘 21.00
📍 Köklü Değişim Gaziantep Temsilciliği
Hürriyet Cad. No:29 Kat:1 No:5
(Hürriyet İş Merkezi) Şahinbey / Gaziantep
#GeleceğimizİslamiEğitimde
#ŞahsiyetliNesil
Bugün gençlerimiz yalnızca ekonomik sıkıntılarla değil; fikrî bunalım, kimlik karmaşası, ahlaki yozlaşma ve geleceksizlik gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya.
Peki eğitim sistemi gençlerimize ne kazandırıyor?
Gençlerimizi bu tehlikelerden koruyacak kökten ve kalıcı çözüm nedir?
İslâmî eğitim anlayışı, neslimizin inşasında nasıl bir rol üstlenebilir?
Tüm bu sorulara cevap arayacağımız panelimize sizleri davet ediyoruz.
🎙️ Furkan Şahin
🎙️ Kadir Albayram
📅 10 Eylül Perşembe
🕘 21.00
📍 Köklü Değişim Gaziantep Temsilciliği
Hürriyet Cad. No:29 Kat:1 No:5
(Hürriyet İş Merkezi) Şahinbey / Gaziantep
#GeleceğimizİslamiEğitimde
#ŞahsiyetliNesil
15 Temmuz Şehitler Köprüsü, FSM Köprüsü ile Karayolları Genel Müdürlüğü'ne ait Avrupa ve Anadolu otoyollarının da aralarında bulunduğu 12 hat özelleştirme kapsamına alındı.
Peki köprü ve yolların özelleştirilmesinin İslam’daki hükmü, karşılığı nedir?
Kapitalist ekonomik sistemde gelir dağılımındaki adaletsizliğin en büyük sebeplerinden birisi de kamuya ait olan her türlü malın; "özelleştirme" adı altında şahıslara/şirketlere peşkeş çekilmesidir.
Aslı itibarıyla kamuya ait olması gereken mallar ve kaynaklara sahip olan bu şirketler kamu mallarının üzerinden büyük servetlere sahip olmaktadırlar.
Kamu Mülkiyeti dediğimiz mülkiyet çeşidi; ferdin tek başına sahip olmasının yasaklandığı ve toplumun ortak kullanımına sunulan malları, kaynakları kapsamaktadır.
Kamu mülkiyeti en genel şekliyle şu üç şeyde karşılığını bulur:
1-Toplumun Temel Dayanağı Sayılan Şeyler
Bunlar, genel olarak insanların temel ihtiyaçları kapsamına giren her tür maldır. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem bir hadiste bunları sayı olarak değil nitelik olarak beyan etmiştir. Nitekim Nebî SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Müslümanlar üç şeyde ortaktır: su, mera ve ateş." Bu konuda hadisler bu üç hususu toplumun temel dayanağı olmaları açısından ele almış ve toplumun temel ihtiyaçlarından olması bakımından bu üç şey illetlendirilmiştir. Buna göre toplumun kendisine muhtaç olduğu şeyler -ister su, mera ve ateş gibi hadiste zikredilen şeyler olsun isterse zikredilmeyenlerden olsun-, kamu mülkiyeti sayılır.
2- Tükenmez Vasıflı Madenler
Bunlar, miktarı sınırsız olan madenlerdir ve tamamıyla kamu mülkiyetidir. Hiçbir ferdin bu tür bir malı mülk edinmesi caiz değildir. Ebyâd b. Hammal’dan şu hadis nakledilmektedir: "O, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e gelip bir tuz bölgesinin kendisine verilmesini istemiş, Rasul de bu teklifi kabul etmişti. Ebyâd kalkıp gidince (Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in) yanında bulunan şahıslardan biri: ‘(Ey Allah’ın Rasulü) ona ne verdiğinizi biliyor musunuz? Ona kaynağı kesilmeyen bir su verdiniz’, dedi. Bunun üzerine (Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem) tuzlayı ondan geri aldı."
Bu hüküm, tükenmeyecek bolluktaki tüm madenleri kamu mülkiyeti olarak kabul eder ve bu türden tüm madenleri kapsar. Özelleştirilmesi asla caiz değildir.
3- Doğası Gereği Ferdin Mülkiyeti Altına Girmesinde Engel Olan Mallar
Yollar, nehirler, köprüler, denizler ve göller gibi unsurlar tabiatları var oluşları gereği bireysel mülkiyet altına girmesi engellenmiş olan mallardır. Devlet, insanların güvenli bir şekilde seyahat etmelerini sağlamak için yollar açar. İslam hukukuna göre devlet; yolları, köprüleri birtakım şirketlere rant kapısı olarak verip yüksek geçiş maliyetleri ile bu yollardan geçen tebaadan para alınmasına asla izin vermez.
Velhasıl, krizlerin kaynağı konumunda olan kapitalizme muhtaç değiliz…
Çaresiz hiç değiliz.
Çareyi İslam’dan başka yerde arayanlara inat, yegane çarenin İslam’ın kendisine has iktisat nizamında olduğunu anlatmaya devam edeceğiz...
Davetten İslam Devletine: Uyanış Sohbetleri kapsamında bu hafta Furkan ŞAHİN'in sunumu ile "Şeriatı Hayata Hakim Kılmak " Başlıklı programımızı gerçekleştirdik.
Sunumda; İslam Şeriatının tüm insanlık için kurtuluş reçetesi olduğu, hayatımızı şer'i hükümler doğrultusunda; Allah azze ve cellenin emir-nehiyleri, Rasulü Muhammed aleyhisselam'ın uygulamaları ile birlikte ihya etmenin yolları,
Beşeri ideoloji ve kanunların yeryüzüne ifsattan başka birşey sunmadığı, tüm dünyayı tekrardan islamın nuru ile aydınlatmak ve şeriatın topluma hakim olması için kitlesel bir mücadelenin gerekliliği konuşuldu.
Kaç tane kapı çalıyoruz?
Allah Subhanehu ve Teala'ya dinini yüceltmek, dinini aziz kılmak, dinini kerih görücülere rağmen yeryüzünde egemen kılmak üzere ahdi olan bir Müslüman, şifa bekleyen bu insanlığın bir çareliğine kayıtsız kalamaz.
Davetten İslam Devletine: Uyanış Sohbetleri kapsamında bu hafta Uğur Arğan’ın sunumuyla “Sekülerizm Müslümanların Hayata Bakışını Zehirliyor” başlıklı sohbet programımız icra edildi.
Arğan sunumunda; Müslümanların hayatını düzenleyen ve meselelere bakış açılarını belirleyen yegâne otoritenin İslam akidesi olması, bunun dışında kalan demokrasi, laiklik, sekülerizm gibi tüm beşerî fikirlerin İslam ümmeti içine zehir gibi akıtılmaya çalışılması ve bu tehlikeye karşı müminler için gerekli olan fikrî ve siyasî mücadelenin gerekliliği ile önemi vurgulandı.
Güçlü Devlet
🖋️"Söz konusu İslami kesimler olunca 'Suyunuz ısındı' diye tehdit savuran devlet aklı, #Gazze'yi kan gölüne çeviren işgalci çeteye neden aynı dili kullanamıyor?"
🖋️"Müminler; kâfirler karşısında izzetli ve zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Bugün bu ilahi ölçü tam tersine çevrilmiş durumdadır."
Güçlü Devlet
🖋️"Söz konusu İslami kesimler olunca 'Suyunuz ısındı' diye tehdit savuran devlet aklı, #Gazze'yi kan gölüne çeviren işgalci çeteye neden aynı dili kullanamıyor?"
🖋️"Müminler; kâfirler karşısında izzetli ve zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Bugün bu ilahi ölçü tam tersine çevrilmiş durumdadır."
Mekke Anlaşması ve İslam Birliği tartışmaları bağlamında ümmetimizin yaşadığı çoklu organ yetmezliğini, birbirine yetememesini ve başlıca sebebini konuşuldu
KÜLTÜREL ZEHİRLENME
Mekke Anlaşması ve İslam Birliği tartışmaları bağlamında ümmetimizin yaşadığı çoklu organ yetmezliğini, birbirine yetememesini ve başlıca sebebini konuştuk:
KÜLTÜREL ZEHİRLENME
#pazar
https://t.co/JzKoxEDh4J
Mekke Anlaşması ve İslam Birliği tartışmaları bağlamında ümmetimizin yaşadığı çoklu organ yetmezliğini, birbirine yetememesini ve başlıca sebebini konuştuk:
KÜLTÜREL ZEHİRLENME
#pazar
https://t.co/JzKoxEDh4J
"Dâvetten İslam Devleti'ne:Uyanış Sohbetleri"
Kapsamında "Din Nasihattir" Başlıklı programımızı Furkan Şahin'in sunumu ile gerçekleştirdik.
Sunumda; islam dinin yeryüzüne hakimiyeti için samimiyetin, gayretin ve mücadelenin önemine, toplumsal değişime vesile olacak seçkin kimselerin dine samimiyetle bağlanması ve emin adımlarla hedefine ulaşmak için her daim kıyamda olmaları, Allah'a vermiş oldukları sözde sebatkâr ve samimiyetle mücadeleye devam etmeleri gerekliliği konuşuldu.
▪️Sömürgeci Amerika’yı dost ve müttefik kabul eden, işgalci gasıp Yahudi varlığı ile normalleşmeyi bekleyen ülkelerin kurduğu bu tür ittifaklar, Müslümanların birliğine değil parçalanmalarına hizmet eder.
▪️İslam ümmetinin birliğini sağlayacak ittifak, suni sınırları yok saymalı, ulus devletleri sorun görmeli ve kâfirleri de düşman bellemelidir. Böyle bir ittifak ancak Raşidi Hilafet ile mümkündür.
Basın Açıklamasını okumak için yorumdaki linke tıklayın 🔻
1970'de kurulan Milli Nizam'dan bugüne Türkiye'de İslâmî mücadele kasıtlı olarak sistem içine çekildi.
O dönem oy vermeyi cihadi bir anlayış gibi görenler, zamanla nasıl evrildiklerini bugün kendileri itiraf ediyorlar.
Bugün bu yola tevessül edenlerin elinde sadece kocaman bir hiç yoktur, avuçlarında büyük bir vebalde bulunmaktadır.
Birileri çürük demokrasi ipliğine hülyalar dizdirdiler. Bu hülyalar gerçekleşmese de göreceli bazı menfaat ve kazanımlar elde edilmiştir. Ama kaybedilen şuur, direnç ve hedefe bakınca bunların hiçbir kıymeti yoktur.
Oy vererek sistemi değiştirmeye çıkan zihniyet, bugün laik demokratik kemalist sistemin havarisi konumundadır.
Örneğin; önceden oy verirken yasama hakkı verdikleri vekillerin; faizi, zinayı ve alkolü yasaklayamayacaklarını bildikleri halde veriyorlardı, şimdi bu çağda bunlar olur mu diyerek vermektedirler.
Amerika, İngiltere veya cümle Batı; bu mücadelenin demokratik bir zeminde, sistem içinde verilmesini neden istemektedir? Peki onların istediği hatta dayattığı bu yolu dosdoğru yol kabul etmek serap değil midir?
Ne diyordu Süleyman Demirel: "hangi partiye olursa olsun mutlaka sandığa gidin."
Hep bir ağızdan sandığa giderseniz demokrasi kazanacak diyorlardı. Hatta insanlar sandığa gitsin diye oy vermemeyi suç kabul edip idari para cezası getirmişlerdi. Ayrıca partilere hazineden yapılan yardımın hikmeti de neydi? Neden demokrat olmamız konusunda bu kadar ısrarcı idiler?
Çünkü kendilerine benzememizi istiyorlardı. Maalesef öyle de oldu... Bugün sokağa, televizyona ve sosyal medyaya bakınca herkesin gördüğü şey bu değil mi? Herkesin eleştirdiği şey bu çukur değil mi?
Türkiye'de hiçbir lider veya siyasi parti Erdoğan ve AK Parti'nin ulaştığı güce bir daha ulaşamaz. Ama bu dönem aynı zamanda fısk, zulüm ve küfrün belki de en çok işlendiği dönemdir. Hâl böyle iken, yola çıkarken konulan hedeften bu kadar sapılmış iken hâlâ bu sistemi şerrin ehveni görmenin izahı asla İslâm fıkhı olamaz.
Fakat konforlu ve steril ortamlarda mücadele kolaycılığı olabilir.
"Oy vermezsek alternatifi nedir?" sorusuna cevap verememeleri olabilir.
İslâm'ı hayata hakim kılma hedefinden uzaklaşmış olmaları ve bunu nasıl yapacaklarını bilmemeleri olabilir.
Ezcümle; İslâm fıkhını vs. bir kenara bırakın. Gelin salt akıl ile düşünelim. Sizce sömürgeci Amerika ve Avrupa'nın, kurucu irade olan CHP'nin, İslâma karşı düşmanlığı bilinen cümle zevatın yıllardır ısrarla yapmamızı istediği şey bizler için hayırlı olabilir mi?