Hacıbektaş Anma etkinliklerinde sahne saatimi kendim belirledim. Normalde sahne alacağım saatten daha erken bir saate “malum nedenden” dolayı değişiklik yaptırdım. Benim deyişlerim herkese nasip olmaz….
Sırf sosyalist Marksist oldukları için testislerine cumhuriyet hapishanelerinde elektrik verilmiş, tırnakları sökülmüş, anüsten kola içirilmiş, sayımda düzenli dayak atılmış, hatta bok yedirilmiş adamlar bir zahmet ben hayrını görmedim diyiversin ya. Emin olun kurucu lider Atatürk bile 12 Eylül işkencelerini ve AKP dönemine üzanan neoliberal dalavereleri, bugünkü halkın yoksulluğa itilişini görse burjuva cumhuriyeti yıkıp sosyalist cumhuriyet kurmak isterdi.
Yaptığım iş dolayısıyla hem yardıma ihtiyacı olan hem de yardımı sağlayan insanlarla sürekli muhatap oluyorum ve artık insanların sosyoekonomik durumunu ses tonlarından anlıyorum bir merhaba demeleri yetiyor
“Bu ülkeyi sevenler devrimcilerdir.
Kürt sorunu, adalet, gelir dağılımı, yüzlerce temel sorunumuz var. Ama bence en önemlisi, bu ülkede kardeşçe yaşamak istiyorsak, birinci sırada Kürt sorunu var. Herkes elini taşın altına koyacak, ezilecek o eller. Elimden geleni yapıyorum ama bunu yaptığım için kendimi ayrıcalıklı biri gibi görmüyorum. Böyle yapılması gerekiyor.”
Yattığı yer incitmesin. Saygı ve minnetle.
Şule Yüksel Şenler Kimdir? |
Devletler ve ideolojiler, kendi meşruiyetlerini güçlendirmek için tarih boyunca birçok aygıt kullanmıştır. Bugün bunların en etkili olanlarından biri ise medyadır. Televizyon kanallarından gazetelere, sinemadan dijital platformlara kadar geniş bir alanda iktidarlar kendi kültürlerini üretmeye, yaymaya ve toplumu kendi ideolojilerini kabul ettirmeye çalışırlar. Bunun için kimi zaman kendi yarattıkları tarih anlatılarını ve propaganda yöntemlerini de devreye sokarlar.
Geçmişte Faşist Nazi Almanyası da bunu yapmıştır. Rejim, Volksempfänger adlı radyoları halka dağıtarak propaganda yayınlarını kitlelere ulaştırmış; Triumph of the Will gibi filmlerle Hitler’i yücelterek faşist ideolojiyi topluma benimsetmeye çalışmıştı. Benzer şekilde Soğuk Savaş yıllarında Hollywood’da üretilen pek çok filmde anti-komünist söylemler üretmiş, ABD ordusunu parlatan ve kapitalist yaşam tarzını idealize eden yapımlar yaygınlaşmıştı.
Bugün Türkiye’de de AKP-MHP iktidarının kendi kültürel hegemonya alanını oluşturmaya çalıştığı açıkça görülüyor. Medyanın etkisini daha iyi kavrayan iktidar, özellikle TRT ve Tabii platformu üzerinden Osmanlı tarihi, istihbarat, milliyetçilik ve siyasal İslam temalarını öne çıkaran çok sayıda dizi ve film üretmeye başladı. Tabii’de yayınlanan “Şule” dizisi de bugünlerde sıkça tartışılıyor.
Peki kimdir Şule Yüksel Şenler?
Dizide anlatılan Şule Yüksel Şenler, genellikle “bir nesle öncülük eden”, kadınları “hidayete çağıran” bir figür olarak sunuluyor. Ancak Şenler’in fikirleri ve faaliyetleri yalnızca bu anlatıyla sınırlı değildir. Yazılarında ve konferanslarında kadınları “açık saçık”, “iffetli” ve “maneviyatını kaybetmiş” gibi karşıtlık üzerinden değerlendirmiş; modern yaşam tarzını ve seküler kadın kimliğini hedef alan söylemler geliştirmiştir. Özellikle Huzur Sokağı romanı ve konferansları, kadın bedenini ahlak merkezli bir bakış açısıyla eleştirmiştir.
Şenler’in ve ailesinin düşünsel ve yaşamsal dönüşümünde abisinin katkısı büyüktür. Kendi anlatımına göre abisinin yönlendirmesiyle muhafazakâr çevrelerle tanışmış, Risale-i Nur sohbetlerine katılmış ve daha sonra kendi tasarladığı başörtüsü modeliyle tanınmıştır. Bu model zamanla “Şulebaşı” adıyla anılmıştır.
Araştırıldığında Şenler üzerinde etkili olduğu söylenen isimlerden biri de Alman asıllı Rotraud Scheer’dir. Müslüman olduktan sonra Türkiye’ye gelen ve nasıl tanıştıkları hakkında net bir bilgiye sahip olmasak da Şenler ile tanışmıştır Scheer. Scheer CIA ajanı olan bir Almandır ve Türkiye için planlanan radikal islamın tohumlarının ekilmesinde, İslam ve başkaca söylemleriyle yaşanacak karşıtlıkların temelini toplumu değiştirerek yaratmıştır.
Sonrasında ikili Anadolu’nun birçok şehrinde “İslam’da kadının yeri ve mükellefiyetleri” başlıklı etkinlikler düzenledikleri bilinmektedir. Bu konferanslarda kadınlara dini yaşam biçimi üzerine yoğun telkinlerde bulunulmuş, başlarını kapatmazlarsa cehennemde yanacaklarını söylemiştir;
bazı yerlerde etkinliklerin belediye hoparlörlerinden duyurulmuş, konferans tüm gün şehirlerde dinletilmişti. İkili Anadolu’nun altını üstüne getirerek siyasal ��slamın toplumsal alanda yaygınlaşması için önemli faaliyetlerde bulunmuştur.
Bugün gazetesinde yazdığı bazı metinlerde Amerika’yı “dost” olarak tanımlamış ve 6. Filo’yu gayet olumlu karşılamıştır.
Bugün Şule Yüksel Şenler’in iktidar tarafından yeniden öne çıkarılması tesadüf değildir. İsminin okullara ve yurtlara verilmesi, Erdoğan’ın konuşmalarında sık sık anılması ve hayatının diziye dönüştürülmesi; iktidarın kendi ideolojik tarihini inşa etme çabasının bir parçası olarak yorumlanmalıdır.
Bu açıdan bakıldığında Şenler yalnızca bir yazar ya da konferansçı değil; Türkiye’de siyasal İslamın toplumsal ve kültürel zeminde yayılmasında etkili olmuş simgesel figürlerden biri olarak değerlendirilmelidir.
ülkede fakirleşme artıkça milliyetçilik yükseldi farkında mısınız? friedrich engels'in ünlü sıralaması geldi aklıma yine "fakirleşme, yetersiz beslenme, zeka geriliği ve milliyetçilik."