@ComertYasir Bir atım öteye gidelim. Sosyalist bloktaki ülkeler uluslararası ilişkiler anlamında birbirlerine üstünlük kurmadan bir diyalog ve işbirliği geliştirmenin yolunu yapabildiler mi?
Stalin ne kadar antiemperyaldi?
Kapitalist iş bölümüne göre paranızın karşılığında düzgün ürün/hizmet alabilmeniz gerekir. Bunu sağlayacak olan da devlettir. Ne aldığımız gıdaya, ne oturduğumuz eve, ne gittiğimiz otele, ne çocuğumuzu gönderdiğimiz okula, ne de bindiğimiz vasıtaya güvenebiliyorsak burda eksik bir şeyler var.
Bak ya ne demiş:
“Türkiye’de sol gruplar ve entelektüeller silah bırakma iradesi gösteren bir örgütü cesaretlendirebilir, bundan sonraki siyasi sürecin teorize edilmesine katkı yapabilir.”
Türk solu anlık:
Bugünkü yazı: Kürtlerin üzerinden Ağrı Dağı’nı kaldırmak…
https://t.co/0iX0T2VWi1
Devletin yasa sonrası süreç hazırlıkları tamam.
PKK’lıların silah bırakma ve Türkiye’ye dönüşü için Ankara-Bağdat-Erbil ve Süleymaniye arasında bir mekanizma kuruldu.
MİT-TSK ve Emniyet’in içinde olduğu teyit ve tespit alt komisyonu PKK’nın mağaralarının ve kamplarını boşalttığını yerinde izleyip, raporlayacak.
Yakın zamanda Gara’daki PKK kamplarında bir adım atılması bekleniyor.
Kamplarından ayrılan PKK’lılar muhtemelen Süleymaniye’de kurulacak toplanma merkezlerine gelecekler.
PKK bu merkezlere Barış Kampları adını veriyor.
Ayrıca silahların teslim edileceği silah tespit noktaları da oluşturulacak.
Bu noktalara verilen silahlar ya yok edilecek ya da Irak ordusunun envanterine geçecek.
PKK’lıların belli bir süre güvenliği sağlanacak bu merkezlerde yaşaması, ardından durumları uygun olanların yapacakları ferdi başvurularla Türkiye’ye gelmesi planlanıyor.
Yurtdışında olanlar da gelip büyükelçilik ve konsolosluklara başvuracaklar.
Bütün bunların kış şartları gelmeden bitmesi planlanıyor.
Bunun için de PKK’nın İran’da ne olacak, halkımız ne diyor diye düşünmeden hızlanması gerekiyor
Artık top onlarda
PKK’nın silah bırakma kararı ve devletin buna kapı açması gibi bir süreçte entelektüellerin bir rolü olması zor ama asas entelektüellerin örgütü yalnız bırakmaması gereken yer tam da burası.
Çünkü bu burun kıvrılması değil, teşvik edilmesi gereken bir ideolojik dönüşüm.
Bunu Türkiye’de ve dünyada yapabilen silahlı örgüt pek olmadı.
Pek çok silahlı Türk sol hareketi son fertleri kalıncaya kadar silahlı mücadeleye devam etti. Çoğu yok oldu.
Öcalan, İmralı’daki görüşmelerde silahtan vazgeçmeyi çok net cümlelerle ifade ediyor. “Silah üzerimizdeki bir Ağrı Dağı’ydı, Ağrı Dağı’nı attık’ diye anlatıyor bunu.
Türkiye’de sol gruplar ve entelektüeller silah bırakma iradesi gösteren bir örgütü cesaretlendirebilir, bundan sonraki siyasi sürecin teorize edilmesine katkı yapabilir.
Bunu liberaller, muhafazakarlar yapamaz ama onlar yapabilir.
Devlet de bu katkının yollarını açmalı.
ak partisililerin b plani olması, paralarını yurt dışına kaçırmaları iktidarca çok takdir edilmiyor.. tımarlı gazeteciler üzerinden bu b planları ifşa ediliyor görünen..
“Zannedildiğinin tersine ırkçılık, AKP-MHP-DEM ve diğerlerinin yer aldığı gerici mutabakatın işini kolaylaştırıyor. Yoksul halk içerisinde "çatışma ve etnik taraflaşmaların yaşanabileceği" korkusu ve başka bir dizi nedenle toplumun kayda değer bir bölümünün Yeni Osmanlıcı "sermaye barışına" rıza üretmesine neden oluyor.
Öcalan'ın belirleyen olduğu; akıllara durgunluk veren bir tuhaflık yaşanıyor.
Tartışılması gereken birçok başlık, sorulması gereken onlarca soru varken buraya sıkışmak, AKP ve ortaklarını mutlu ediyor.”
Irkçılık, Cumhuriyet'in altını oyar.
Türkiye, ırkçılığa sonsuz alan sağlayabilecek bir ülke değil. Bu ülkenin kurucu değerlerinde, köklerinde "ırkçılık" diye bir şey yok. Bunun tersine inanmak kadar, ırkçı taraflaşmanın iktidarın tekerine çomak sokabileceği düşüncesi de yanlış.
Doğrultusunu yurtseverliğin oluşturmadığı hiçbir hattın, AKP karşısında tehdit olma olasılığı yok. Böylesi akımlar kolay "denetlenebilir" ve yönlendirilebilir bir zeminde devinip, toplumu can sıkıcı afetlere sürüklemekten başka bir işe yaramaz, kalıcı olamaz.
Zannedildiğinin tersine ırkçılık, AKP-MHP-DEM ve diğerlerinin yer aldığı gerici mutabakatın işini kolaylaştırıyor. Yoksul halk içerisinde "çatışma ve etnik taraflaşmaların yaşanabileceği" korkusu ve başka bir dizi nedenle toplumun kayda değer bir bölümünün Yeni Osmanlıcı "sermaye barışına" rıza üretmesine neden oluyor.
Öcalan'ın belirleyen olduğu; akıllara durgunluk veren bir tuhaflık yaşanıyor.
Tartışılması gereken birçok başlık, sorulması gereken onlarca soru varken buraya sıkışmak, AKP ve ortaklarını mutlu ediyor.
Lozan'ın meşruluğu, Türkiye Cumhuriyeti'nin meşru sınırları, 1923 ve Kurtuluş Savaşı... Bunları tartışıyorlar; anlaşılan o ki yeniden yazmak üzere. Kurucu değerlerimizle taban tabana zıt bir yayılmacı eğilim gösteriyorlar. Ülkemizi para babalarının çıkarları için bölgede başı sonu belli olmayan bir çatışma atmosferinin içine çekiyorlar. Tartışılması, taraf olunması gereken meseleler bunlar.
Süreç murat ettikleri şekilde başarıya ulaşırsa Türkiye nasıl yönetilecektir?
Bu soruya verilmiş; en azından halkın önünde verilmiş bir yanıt yok. Tutanaklar, kulis haberleri, söylentiler var. Onlar da Cumhuriyet'in tasfiyesine, emperyalizmle uyumlu hale getirilmiş, patronların yararına düzenlenmiş yeni bir sisteme işaret ediyor.
"Kürt yoktur" demek yukarıdaki hiçbir tartışmayı çözüme kavuşturmuyor.
Eğer başını AKP-MHP-DEM'in çektiği ve düzen siyasetinin neredeyse tamamının, üzerinde bir uzlaşmaya vardığı sürecin, toplum ile açıkça paylaşılmasından imtina edilen içeriğiyle gerçek bir derdimiz varsa; bugün emekçi halkı bölecek, ayrıştıracak her tür fikirden uzak durmalıyız.
Kürt vardır. Binlerce yıldır vardır ve Türk'ün kardeşidir.
Halkın Cumhuriyet fikrine yaslanan, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu değerlerine sahip çıkan ve geleceği bu değerleri ileriye taşımak üzere kurgulayan; birleştirici, devrimci bir programa; nihai olarak Sosyalist bir Cumhuriyet'e ihtiyacı var.
Din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin bu topraklara ter döken tüm işçilerin birliğine, işçi sınıfının bağımsızlıktan, devletçilikten, laiklikten yana bir güç olarak siyasete el koymasına ihtiyacımız var.
Türkiye'yi karanlıktan çıkaracak güç, işçi sınıfının kollarında.
Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarının önderliğinde Büyük Taarruz'la dünyaya ders verecek bir bağımsızlık destanı yazan Anadolu köylüsünün torunları, buradan aldığı güçle yeniden sahneye çıkmalıdır. Kodlarımızda bu vardır.
Yeni Parti Programının Ekonomi Politiği
H. Hakan Mıhcı yazdı: https://t.co/G6A2MJPU2q
Yeni Parti Programı “Kara Düzen” olarak betimlediği mevcut iktisadi, siyasi ve toplumsal düzeni değiştirmeyi hedeflemekte ancak bu değişim sürecinin kapitalist sistemin kendisini tehdit edecek boyutlara erişmesini de arzulamamaktadır.
Katman’da Bu Hafta (II)
The Economist ve Harari, Acemoğlu’na Karşı: Yönetimsellik İdeolojisi Olarak (Yeni) Kurumsalcılık
M. Gürsan Şenalp yazdı: https://t.co/vu1VYazOFY
Yapay zekâ yalnızca işçi sınıfının işlerini değil, kapitalizmi yöneten profesyonel kadroların konumunu da tehdit ediyor. Peki Acemoğlu’nun YZ’ye itirazının ardında ne var? Harari’den *The Economist*’e uzanan tartışma, teknoloji ile sermaye arasındaki yeni güç ilişkileri hakkında ne söylüyor?
Yeni Parti Programının Ekonomi Politiği
H. Hakan Mıhcı yazdı: https://t.co/G6A2MJPU2q
Yeni Parti Programı “Kara Düzen” olarak betimlediği mevcut iktisadi, siyasi ve toplumsal düzeni değiştirmeyi hedeflemekte ancak bu değişim sürecinin kapitalist sistemin kendisini tehdit edecek boyutlara erişmesini de arzulamamaktadır.
Türkiye Ekonomisinde Üretkenlik, Ücret Çevrimleri ve İstihdam Yoğunluğundaki Onarılamaz Düşüş
A. Erinç Yeldan yazdı: https://t.co/Xt1kwM4Pf9
Türkiye ekonomisi 2023’ten bu yana istihdamsız (hatta, istihdam tahrip eden) bir büyüme patikası sergilemektedir. Emeğin üretkenlik kazanımlarını ücret olarak paylaşmayan bu olguyu, Türkiye’nin 1980 sonrasında izlemeye koşullandırıldığı çarpık ve eşitsiz büyüme stratejisinin doğal bir tezahürü olarak değerlendirmekteyiz.
Ruj Etkisi
Yasemin Dildar yazdı: https://t.co/gbjYcYGNXK
Ekonomi kötüyse kafeler neden dolu? Gençler ev alamazken neden dışarıda kahve içiyor, son model telefon kullanıyor, kozmetiğe para harcıyor? Bu yazı, ekonomik kriz dönemlerinde küçük lükslere yönelme davranışını ruj etkisi üzerinden tartışıyor.
Öcalan’ın Zana ailesine düşmanlığı ortada.
Ne yazık ki Leyla Zana, buna rağmen Öcalan’a uşaklık yapmaya devam ediyor. Kürdlerin ve Kürd yurtseverlerinin kendisine verdiği kıymeti hiçe sayıyor.
@medyascope@cakir_rusen Sürece Kürtlerden eleştirel konum alanlarla program yapmadığınız için Medyascope markasına ciddi zarar veriyor olduğunuzu umarım farkındasınızdır.
@KansuYildirim@evrenselgzt Onu dediği anda Londra’daki statüsünü, etki alanını kaybetmez mi hocam:)?
Yine de sorunların kök nedenini devletin borçluluğuna getiren neoklasik akla itiraz etmesi hoşuma gitti.
Çok anladığım söylenemez ama Post-Keynesian çizgide bir hocamız bu gördüğüm kadarıyla.
“Türk uyan, uyan da köklerine uzan. Senin devletin il idi, il barış içindi. Senin hukukun töre idi, töre devletten önce gelirdi. Gönlüm de gözüm de hep seni arıyor Türk. Neredesin sen?
Seni, senin adını kullanarak şeytanlaştırıyorlar Türk. Şeytanın düşüşü kötülüğünden değil kibrindendi; gerekçesi imanından değil, kişiliğindendi. Kimi kibirli ve kişilikli arkadaşlar, 1071’den bu yana dört bir tarafına kardeşlik tohumları ektiğin Anadolu’nun, her bir tarafına kinden duvarlar örmek istiyorlar Türk. Bu arkadaşların tuzağına düşme Türk.
Maçta sarı torbalar sallamak, sokakta vatandaş yaftalamak, taziye çadırlarına hakaret yağdırmak; senin törende bunlar yok Türk! Varsa eğer, birisi buyursun göstersin.”
O kadar net bir mesaj veriyor ki aslında. Hem içeriden hem dışarıdan dört koldan sesini kısıp siyasi ölüme mahkum etmeye çalışıyorlar. Çözümü de yine kendisi söylüyor.
Girişimler misyon olarak büyüme ve karlılığı değil “ortak iyi” hedefler belirlemeli diyor Mazzucato. Başarı ölçütlerini GDP vs. sınırlamanın net bir hata olduğunu ve Starmer’ın bu tuzağa düştüğünü söylüyor.
Tabii bu lafta kolay, uygulamada zor. Sopa-havuç mekanizmaları nasıl kurulacak ve paydaşlar nasıl bu sürece göz hizasında eklemlenecek bence de çok flu.
Yine de devletlerin önemi ve büyüklüğünün artacağını düşünürsek merkez-sol çizgideki partilerin önündeki “reformist” plan bu gibi duruyor yakın gelecekte sanki.