O dönem çoğu kadın figürü sizin dediğiniz gibi estetik "güzel" falan resmedilirdi. Çünkü erkek ressamlar tarafından kadın bedeni idealleştirilir, meta haline gelir, seyirlik bir nesne olurdu. Courbet gibi ressamlar bu resimlerle bu algıyı kırarak "insanı" betimlediler. Yani aslında diğer nü resimler teşhirci olarak görülür.
Mesela Paris Güzel Sanatlar akademisinin yaşlı erkeklerden oluşan heyeti kadın cinselliğinin estetize edilmesi için vücut kıllarını resimlerde görmek istemiyorlardı. Ama modernist zihniyetteki genç ressamlar bu algıyı kırarak gerçek bir "insan" bedeni betimlediler. Figür bilinçli olarak estetik yapılmadı bu yüzden.
Eserin adına da "dünyanın kökeni" diyerek "kadın doğurganlığına" bir gönderme yaparak nü bir figür üzerinden ilk kez cinselliği değil "kadınlığı" betimledi. Eserlere içine doğdukları dönemle, ressamın yaşantısı ve çevresiyle, hayata ve insana bakışıyla resimler değerlendirilmelidir.
Hele bugünün zihni ve gözüyle bile çağdaş eserlerin manifestolarını okumadan anlamak imkansızken 19.yüzyılda yapılmış bir esere sadece "bakarak" üzerine bir şeyler söylemek, hiçbir şey ifade edememekten farksız.
27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü yoksulluk, baskı, sansür ve yasakların gölgesinde kutluyoruz.
Bu yıl da sahnelerden sahne arkalarına tiyatro emekçileri bugünü yoksulluk, baskı, sansür ve yasaklarla karşılıyor. Tiyatro emekçilerinin içine sokulmak istendiği bu cendere, aynı zamanda halkın sanata erişim hakkının gasbı anlamına geliyor.
Kamu tiyatro sanatçıları kadro ve özlük hakları sorunlarıyla mücadele ederken, bağımsız tiyatrolar bütçe eksikliği ve güvencesizlikle karşı karşıya. Bu koşullar sanatçıların üretkenliğini düşürmekte, yaratıcılıklarını sınırlamakta ve hatta onları mesleklerini bırakmaya zorlamaktadır. Aynı zamanda bağımsız tiyatroların ve sahnelerin kapanma tehlikesi artmaktadır.
Saray rejiminin kültür-sanat politikaları tiyatroyu sermayenin görünür, emekçiler için ulaşılması güç mekânlara taşırken; sanatın bir kâr aracına dönüşmesi, üretimin nitelikten çok gişe kaygısıyla belirlenmesi ve aynı ‘ünlü’ isimlerin tercih edilmesi tiyatro emekçilerini doğrudan etkilemektedir.
Bir yanda ekonomik sıkıntılar, bir yanda sansür politikaları bir sopa gibi tiyatro sanatçılarının tepesinde tutulmaktadır. 11. Yargı Paketi içerisindeki maddeler aracılığıyla tiyatro metinleri ve oyunlara uygulanan sansürün sıvası yapılmaktadır. Kürtçe oyunlar idari kararlarla programlardan kaldırılmakta, LGBTİ temalı metinler yasaklanmaktadır.
Yoksulluk, baskı, sansür ve yasaklara karşı mücadelemiz var. Tüm bu sorunlara karşı, tiyatro emekçilerinin insanca bir yaşam ve özgür bir sanat için verdikleri mücadele provasının güçlenerek devam edeceği; sahnelerin, o sahneleri emeğiyle var eden tiyatro emekçilerine ait olacağı nice 27 Martlara diyerek, tüm tiyatro emekçilerinin 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nü kutlarız.
Mehmet Türkmen'in annesine cami cemaatinden "Oğlun şöyle böyle" diye şikayet eden yok, tam tersine "Senin oğlun helal süt emmiş, cennette senin yerin hazır" diyerek annesinin elini öpenler var.
Akın Gürlek, Mehmet Türkmen'in de bir annesi var.
@abakingurlek
“O zirveyi de dağıtacağız, o savaş politikalarını da yeneceğiz. Gelecekleri varsa görecekleri de var”
Saraçhane’de 19 Mart'ın yıl dönümünde konuşan Emek Gençliği MYK Üyesi Selinay Uzuntel, Türkiye'de yapılacak NATO zirvesine tepki gösterdi
🔗https://t.co/yaeQpuVxla
EMEP il ve ilçe örgütleri tarafından Ressam İbrahim Çiftçioğlu'nun hayatını kaybetmesiyle ilgili yapılan açıklamada: "Onun fırçasında hayat, mücadele ve gelecek vardı. Anısı eserlerinde, mücadelesi ise yolumuzda yaşamaya devam edecek" denildi
https://t.co/3uAS1dnuw2
Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca'dan Sendika Başkanı Mehmet Türkmen’in gözaltına alınmasına tepki:
"Bir sendika başkanı çıkıp işçilerin hakkını savunduğunda bir anda savcılar devreye giriyor. Diyorlar ki işçilerin hakkını savunmak suç ama patronların işçinin hakkını gasp etmesi hak! Asıl suç, işçilerin ekmek mücadelesini suç gibi göstermeye çalışan patron terörüdür"
https://t.co/aRtzJT43Bc
Willy Loman’ın hikayesi kimlerin sponsorluğunda anlatılıyor?
"Satıcının Ölümü, kapitalizmin sıradan bir insanı nasıl değersiz kıldığını anlatıyor. Bir kapitalizm eleştirisi olarak bu hikaye, Zorlu'da Rönesans katkısıyla sahnelendiğinde gerçekten eleştiri olarak kendini korur mu?"
🖋️Kübra Yeter yazdı
https://t.co/gpItCbPHjj
Medya TV yayınında partimizin İran’a dönük emperyalist-siyonist saldırganlığa karşı değerlendirmelerini paylaştık.
📌 Hiçbir gerekçe emperyalistlerin İran’a müdahalesini haklı gösteremez. Özgür ve demokratik bir İran, İran halklarının mücadelesi ile kurulabilir.
📌 Türkiye’deki NATO üsleri ABD tarafından kullanılıyor. Türkiye bu savaşta açık şekilde emperyalistlerin yanında yer almaktadır.
📌 ABD ve İsrail Türkiye’nin savaşa dahil olmasını istiyor. Türkiye’de yeni bir cephe açılması Türkiye ve Ortadoğu halklarının çıkarına değildir.
📌 Türkiye’deki halkların yapması gereken bu savaşı durdurmak ve emperyalistlerin bölgeden defolup gitmesini sağlayacak bir tutum geliştirmektir.
Fehim Taştekin’in 1 dakika 32 saniyelik değerlendirmesi… İlk cümleden son cümleye kadar her sözünün altına imzamı atarım. ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırısının özeti tam olarak budur:
“Demokrasi, hiçbir yere Amerikan bombalarıyla gelmiyor.”
Ağzına sağlık abi @fehimtastekin
#RojindenBaharaİsyandayız
Bahar Taş’a ne oldu?
Soruşturma yeterince yapılmadan yaygınlaştırılan “kalp krizi” açıklamalarını kabul etmiyoruz. Soruşturma etkin yürütülsün! Deliller hızla toplansın!
Bahar için adalet istiyoruz!
Bu ülkede kadınlar için yaşamak her gün daha da zorlaşıyor.
Rojin için Bahar için adalet istemek, tüm kadınlar yaşasın diye güçlenmek anlamına geliyor aynı zamanda…Bıkmadan tekrar edeceğiz… #RojindenBaharaİsyandayız